29 Haziran 2021 Salı

Heybelerin Heybesi

 

HEYBELERİN HEYBESİ!*

 

Heybe deyince şimdilerde aklımıza ilk gelen; kilimden dokunmuş, silindirik, boynu iple çekilince ağzı kapanan, sırta ya da omza takılabilen bir çanta. Binek ya da yük hayvanlarımızın sırtından iki yana da sarkan, bir şeyleri taşımamızı sağlayan çanta da gelebilir gözümüzün önüne. Tek gözlü heybeler de yapmışız tek bir omza takılıp götürülen. Bazen bunları duvara asıp içine “Kitap” koyduk, koyarız. Sandalye gibi bir şeyin sırtına asıp, mesela erzak torbası ya da kıyafet torbası olarak da kullandık, kullanırız. Kimi heybeleri yastık edip sedirlerimize koyduk, koyarız; bu şimdi moda oldu, pek pahalandı heybe yastıklar. Çocukların başından geçirip yelek gibi giydirirlermiş heybeyi zamanında. Rahat taşısın diye!? Peki kadınlar? Tabii ki yine tarihte onların esamesi okunmuyor. Sadece heybe dokuyup duruyorlar. Ama toplayıcı olduklarına göre bir heybeleri olmalıydı. Asya steplerinde at koşturan kadınların varlığından haberdarız. Ancak bu konuyu ele alan yok. Belki ben bulamadım henüz. 

Heybe kilimden yapılır tabii diye biliriz. Çeşitli dokuma teknikleri de söz konusu elbette. Bir yandan bildiğimiz kilim dokuma tekniği ile yapılırlarken diğer yandan da kolan, cicim, zili, sumak teknikleri de kullanılmış. Halı heybe de var elbet. Deriden, nam-ı diğer meşinden de yapmışız bir zamanlar. Ama bunlar hakkında da ayrıntılı bilgi bulamadım.

Halı ve sumak dokuma olanlar, tabir-i caiz ise, üst düzeylere ait. Bunlar at, diğerleri eşek ya da katır heybesi. Kilim ve halıdan yapıldıkları zamanlarda üzerindeki işlemeler hayal dünyamızı harekete geçiriyor. Motifler ve renkler, o heybenin nereden geldiğine işaret ediyor. Bir yandan da yöresel derin düşüncelerin yansıması bunlar: Koruyucular, nazarlıklar, eli belindeler, saraçlar… Püsküllerin ucunda at boncukları rengarenk. Yerelde, evlenecek genç kadınların mutlaka dokuduğu heybe, Osmanlı tarihinin de önemli bir eşyası. Öyle ki Bostancı Ocağı’na bağlı bir Heybeciler Ocağı dahi varmış. Fakirlerin heybesi tabii en basitinden: Kilim dokuma. O da büyük olasılık artık ya da yeni tabiriyle dönüştürülmüş yünlerden[1]. Bu tipteki kilim heybeler Avrupa’da halı çantası ya da eyer çantası olarak biliniyor.

Şimdi ise sırtımızda taşıdığımız heybeler ise çok çeşitli kumaşlardan da yapılıyor. Hatta satın alınan bir kumaşı geçtik, eski bir veya birkaç kot pantolon bir araya getiriliyor ve ileri dönüşüm ürünü bir heybe çıkıveriyor ortaya. Modeller de çeşitlendikçe çeşitleniyor. Bisikletlerde ya da kasaba motorlarında mesela ihtiyaç halinde çift gözlü bir heybe atabiliyoruz. Bu heybelerin yeni yapılanları kilimden değil. Sentetik malzemelerden.

 

Heybemizi doldurup yola düzülürüz. Yolculuk bitince heybeyi sereriz. Yayan ya da at, eşek gibi bir hayvanla günlerce yolculuk ettiğimiz zamanlarda heybe bize oturak, yastık, döşek olurdu. Hayat yolculuğunda bilgiyle yükledik heybemizi. İster yiyecek ya da malzeme olsun, ister bilgi; heybemiz bazen bize ağır gelir, içindekilere olan ihtiyacımız yol uzadıkça azalır. İşte o zaman tıpkı bir uçan balonun yükünü azaltmak için yaptığımız gibi heybeyi atıveririz: “Derdin bitmedi bir türlü! Heybe attıracaksın ya bana, yeter artık!”. Heybe güzeli dediğimiz bir şey de varmış ve havuç anlamına gelirmiş. Uzun yolda dayanıklı olduğu ve ne zaman yesen hem şekerli, hem lezzetli hem de doyurucu olduğundan mıdır nedir? Sonuçta heybenin taşıdığı en güzel şey havuçmuş anlaşılan[2].

Heybe deyince bir de bağlantılı olduğu hayat, eşyalar ve değerler var. Kilim, yün çorap, bakır eşyalar, halı, sini, sofra... Yol, yolculuk, at, eşek, katır, bisiklet, motorsiklet… Taşıma, yük, eşya, “Kitap”, kıyafet, yiyecek… Zor, soğuk, yemek, su, huzur, ağır, gerekli, ihtiyaç, önemli, güzel, değerli, renkli, zahmetli… Daha aklıma gelmeyen nice bağlantılar eklenebilir bu listeye.

***

Ezberden konuşunca heybe, “Türkçe kökeni olan Türklere ait bir sözcük ve eşyadır, deyiveriyoruz doğal olarak. Öyle mi?

Heybe kelimesinin kökeni Arapça[3]:حقيبة , haKiiyba[4]. Arapçadaki şekli bugün hâlâ aynı ve günümüzdeki anlamı ‘çanta’. Bu kelimeyi Google görsellere verdiğinizde; el çantası, sırt çantası, hanım hanımcık çanta şeklinde resimlerle, reklamlarla karşılaşıyorsunuz. Gayet modern, bildiğimiz çantalar; aralarında heybe yok. HaKiiyba günümüz Arapçasında ayrıca kese, çuval ve torba anlamlarında da kullanılan bir kelime. Sadece yanına ‘sefir, seyyah, misafir’ gibi bir tanımlayıcı geldiğinde heybe anlamına geliyor. Ayrıca ‘para’ gibi bir tanımlayıcı birlikte ‘cüzdan’; ‘seyahat, sefer’ ile birlikte kullanıldığında bavul ya da valiz; ‘bilgi ya da kelime’ gibi bir tanımlayıcı ile birlikte ‘dağar, dağarcık’ anlamlarına da gelebiliyor[5].

‘sefir, seyyah ya da misafir’ gibi bir tanımlayıcı ile birlikte kullanılınca heybe anlamına gelmesi, kelimenin bir anlamda Müslüman-Arap kültürüne ait olduğunu gösterebilir. Ama göstermeyebilir de. Çünkü biz Müslüman olduğumuzda, evet çok fazla kelime aldık ama kelime de verdik. Belki de Arapların o zamanlar bir heybesi yoktu, bizden gördüler, pek beğendiler ve aldılar. Kelime olarak belki o zamanlar ‘bohça’ diyorduk, ama onlar bunu beğenmeyip ‘haKiiyba’ dediler. Bu tür düşüncelerin hepsi boş. Arapça’nın bir köken sözlüğü olmadığı için bu tür izlere ulaşmamız imkansız. Ayrıca bizim de yazılı dil çalışmalarımız ancak 11. yy’da başlıyor. Ondan öncesini bulmak, bu kelime Türkçe miydi, değil miydi kararını vermek son derece zor. Sonuç itibarıyla o zamanlar milliyetçilik yok. Müslim var, gayrı müslim var. Türkçe olsa ne, olmasa ne… Ortak akıl, ortak anlayışa bakıyor, kendince en güzel, en anlamlı, en pratik kelimeye karar veriyor. Bu eşyanın adı bundan sonra heybe ola!

Sonuç itibarıyla bin yılı bulmuş mu kendilerine Türk diyenlerin heybe kullanması ve buna heybe demeleri? Bulmuş. Kelime de dile girmiş ve yapısına uymuş mu, uymuş. O halde heybe bizimdir demekten başka yol yok.

Nişanyan[6], haKiiyba kelimesine hayat veren kök fiilin Arapça anlamını ‘(deve) idrarını tuttu’ olarak veriyor. Buradan sıkmak eylemine gönderme yapıyor. Muhtemelen heybenin ağzı sıkılarak kapatıldığından[7]. Türkçedeki ‘bohça’ kelimesinin de ‘boğmak’tan geliyor olması (boġ, küçüğü boġca> bohça) bu mantığı açıklıyor görünüyor[8].

Peki, haKiiyba nasıl oldu da heybe oldu? 1402 tarihli ilk yazılı kanıtımız bizim buna hegbe dediğimizi söylüyor. 1680 yılından başka bir kanıt bu söyleyişe devam ettiğimizi ifade ediyor. 1900’lerde ise g’nin yumuşadığını ve kelimenin heğbe şekline dönüştüğünü görüyoruz. Oradan da heybe’ye dönmüş olduğunu biliyoruz[9]. O ilk baştaki sert K harfinin g ve ğ’ye oradan y’ye dönüşmesi bizim kendi dil kurallarımıza gayet uygun. Tarihsel süreci takip ederek, dönüşmesi gereken yere doğru dönüşmüş.

‘Heybe’nin ‘heybet’ (Arapça hyb’dan hayba(t) هيبة ; korkma, korkunçluk, azamet sözcüğünden), ‘haybe’ (Arapça χyb’dan χayba(t) خيبة; düş kırıklığı, kaybediş, fiyasko) ya da ‘hay be’ (hay; Türkçe, "ilgi, kaygı, dilek, üzüntü ünlemi + be; >bre, Arnavutça, Rumca(?) seslenme ünlemi) gibi ifadelerle elbet hiçbir ilgisi yok. Dilimizdeki başka bir kelimeyle de bir ilgisi yok. Tek başına sadece heybelemek, heybeci, heybecilik ve heybeli yapmış, kalmış[10]. Yukarıda değindiğim gibi dört de deyim türemiş heybemizden.

***

Yazımızın başında kaleme aldığımız gibi anlam ve kavram bakımından tarihsel, kültürel, geleneksel önemli bir yük taşıyor heybe. Bu da düşünsel ve duygusal bir bağlam kazandırmış ona:  Sıcacık, güzel anılarla hepimizin zihninde yer etmiş. Bu yüke kendi edindiğimiz bilgi ve deneyimleri de ekliyoruz yaşadıkça. Hâlâ içine bir şeyler koyup heybemizi omzumuza, sırtımıza, bisikletimize ya da duvarımıza taktığımızda mutlu oluyoruz. Kâh doldurup birini yolcu ediyor, kâh alıp gidiyor, kâh üzerine oturup dinleniyor, kalakalıyor, uzanıp üstünde uyuyoruz; taşıyamayağımıza karar verip attığımız oluyor.

Peki, hiç mi kötü bir şey konmamış heybeye? Dert? Acı? Belki. Ama o kadar belki ki bu yönde yaptığım taramada sadece bir tane buldum. Şiirsel bir anlatımı olan bir tiyatro parçasında[11]:

 

Kamil: Bir küçük torba mı? Söylesene, gözyaşı torbası mı? Yoksa hicran kelimelerini yükleyeceğin bir heybe mi?

Hasan: Eh... Onun gibi bir şey. 

***

Heybenin heybesindekilere şöyle kabaca baktıktan sonra son olarak, içinde somut ya da soyut bir şeyler taşıdığımız diğer eşyalarımıza, bir anlamda heybenin eşanlamlılarına, yakın anlamlılarına, ilgili anlamlılarına şöyle hızlı bir göz gezdirelim:  bohça, çanta, portföy, serviyet (esk. Fransız etkisi ile aldığımız bir tür çanta), celbe (avcı çantası), bavul, valiz, file, torba, poşet, hurç, kesekağıdı, külah, cüzdan, kese, çuval, cağ (hlk. büyük bez veya deri torba), geri (tahıl vb taşımak için kullanılan büyük kıl çuval), teliz (keten ya da kendirden yapılmış bir tür çuval), tulum, kasuk (esk. at derisinden yapılan tulum), tuluk (tulumun başka bir adı), sepet, kazevi (saz veya samandan örülmüş büyük sepet), zembil, küfe, dağarcık, dağar, birikim, sözvarlığı, repertuvar…

Liste daha da ayrıntıya indikçe uzar.

***

Çok yük taşıyan ama bu yükün neredeyse hiçbir zaman acı, dert, elem ve keder ya da kötü, zararlı bir nesne olmadığı bir çanta bizim heybemiz. Sokak diline, argoya, kaba konuşmaya yansıyan bir heybe de yok ortalıkta[12]. Bir de o kadar yüklü olduğu halde, ister bizimki olsun ister başkasınınki, taşımaktan memnun olduğumuz ender nesnelerden biri…

 



*· Kırımsoy Denge, Deniz. (2021) “Heybelerin Heybesi”. Sosyal Hizmet ve Politikalar Dergisi HEYBE, 1. Sayı. Nika:Ankara.

[1] Meydan Larousse. 1971. “heybe”. Meydan Neşriyat, İstanbul.

Soysaldı, Ayşe. 2019. “Burdur’da Halı Heybe Örnekleri”. Arış Halı, Dokuma ve İşleme Sanatları Dergisi (https://dergipark.org.tr /tr/download/article-file/710863)ve Google Teyzeye 1001 soru.

[2] Yeri gelmişken TDK’ya eleştiri yapmadan geçemeyeceğim. Bunu sıklıkla da yapacağım görünüyor. TDK “heybe” sözlüğünde deyim ve atasözlerine yer vermiyor. İnternette de başka bilgi yok. Gözünü yediğim Meydan Larousse kurtarıyor beni hâlâ bu tür çalışmalarda. Bir de TUD (Türkiye Ulusal Derlemi) projesi. Aslında yine TDK’nın yapması gereken bir şey yaptılar yıllar önce. Konuşulan ve yazılan Türkçedeki kelime sıklıklarını ve kullanım alanlarını görebileceğiniz harika bir veri tabanı. Kavramların peşinde koşarken olmazsa olmaz bir kaynak TUD: https://v3.tnc.org.tr/

[3] Nişanyan, Sevan.2021.Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.  https://www.nisanyansozluk.com/?s=detay&dq=deniz&dt=&dd=&dk=)

Stachowski, Marek.2021.Kurgefasstes etymologisches Wörterbuch der türkischen Sprache. Ksiegarnia Akademicka.Krakow.

Türk Dil Kurumu bütün Sözlükleri https://sozluk.gov.tr/ . Stachowski ‘heybe’nin kökeninin Arapça ‘aybe’ olduğunu söylüyor. Ancak orijinal yazım vermediği için bu Arapça kelimeyle nereye gönderme yapmaya çalıştığı anlaşılamadı.

[4] Normal Latin harfleriyle transkripsiyon aslında bu şekilde yapılmıyor. Herkes olabildiğince okuyabilsin diye böyle bir yazımı tercih ettim. “h” yumuşak fısıltılı bir h, “k” sert ve gırtlak k’sı’dır. 

[5] Hawramani, Ikram. The Arabic Lexicon. http://arabiclexicon.hawramani.com/

[6] Neden Nişanyan? Bunu açıklamak gereğini hissetmekten son derece rahatsızım. Bu gereği hissetmemin nedeni kendisinin çalışmalarının uğradığı saldırılar. Nişanyan, çünkü mevcut sözlüklerde bilimsel yöntemler pek kullanılmamış, ayrıca bunların yetersizlikleri de çok. En yöntemli, en yeterli sözlük Nişanyan’ın çalışması. Elbette hataları olabilir. Olağandır. Bu durumda oturulur, bakılır, kendisine önerilir, tartışılır, olur biter. İyi varmış Nişanyan. İyi ki de bu çalışmayı yapmış. Eline, yüreğine, zihnine sağlık.

Nedense Türkiye Türkçesine dair kayda değer çalışmaların çoğu yabancılar ve gayri müslimler tarafından yazılmış. Neden Nişanyan diye sormadan önce neden biz dil çalışmaları yapmıyoruz diye sormanın zamanı geldi de geçti bile. Hatta artık sormasak da doğrudan yapsak diyeceğim.

[7] Nişanyan, a.g.e.

[8] Gülensoy, Tuncer. 2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü. TDK Yayınları. Ankara

[9] Nişanyan, a.g.e.

[10] Nişanyan, a.g.e.

[11] TUD. 2021 alıntı tarihi. https://v3.tnc.org.tr/. Hatipler, Mustafa. 2009. Gülü Çizdik Gözbebeklerimize. Lamure. İstanbul.

[12] Bu gerçekten çok şaşırtıcı benim için. Acı, elem, gurur, kırgınlık, incinme gibi duygular üzerine kurulu iç dünyasıyla yaşayan bir kültürün, heybesine bunları koymuyor olması çok ilginç.  Öte yandan heybe, taşıyıcı olmaklığından kaynaklanan anlamıyla sokak diline de yansımış olmasını beklerdim. Ancak bu alanda da kayda geçmiş bir argo kelime değil. Bence bu da şaşırtıcı. (Aktunç, Hulki. 2020. Büyük Argo Sözlüğü -Tanıklarıyla. 13.bas. YKY. İstanbul.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder