Aramızda Kadın Var mı? Hepimiz Adam Olamayız ya!?
Bir grup var ki; Türkler anaerkildi, kadına çok değer
verdiler, kadınlar yöneticiydi, şamanlarımız bile kadındı, der; bir grup var ki
Türkiye’de kadının adı dahi yok, der. Arada kalanlar da, “Evet ama aslında
kadın çok değerli/değerliydi, çok önemli, önemliydi; çünkü… “ diye başlayan
cümlelerle pek çok ara renk katar bu iki zıt görüşe. Bir kanıt bulmak kolay
değil. Kanıt bulabildiğimiz tarih sayfaları çok eskilere de uzanmıyor. Peki? Kadın
değerli miydi gerçekten? Var mıydı? Yoksa gerçekten adı dahi yok muydu? Ya da
şimdi durum nedir? Dilimizin dünyasına derinlerden bakarsak buna bir cevap
bulabilir miyiz?
Dil, bildiğiniz gibi çok geniş ve derin bir olgu. Sadece
kelimeler ve onların derin içeriklerinden ibaret değildir. Zihnimizdeki ya da
toplumca genel kabul görmüş dil de (tarihsel olarak kelimelerin taşıdıkları
anlamlar da) ele alındığı zaman ucu bucağı olmayan bir uzaya dönüşür. Ne yazık
ki bu uzayın tüm derinliklerinde yolculuk edebilecek gücümüz yok insan olarak.
Buna karşın sadece kelimeleri kısmen sondajlayarak da olsa önemli ipuçlarına
ulaşabiliriz. Çünkü bir kelime, onu kullanan kişi ve kişilerin ihtiyaçlarından (ya
da algılarından, sanı/sanrılarından) doğar. Bir şeyin bir adı yoksa, o şeyin
önemi de, anlamı da yoktur. Adlandırmanın biçimi kadar içi de önemlidir. Bazı
şeyler değersizleştiren anlamlarla yüklü kelimelerden türer. Gerçi anlamlar
genişleyebilir, daralabilir, kayabilir, kaybolabilir, yepyeni anlamlar da
kazanabilirler. O halde bir kelimenin nasıl doğduğuna, zaman içinde nasıl
kullanıldığına bakarak toplumsal algıya, ihtiyaçlara, sanılara/sanrılara dair
ipuçlarına ulaşabiliriz.
kadın kelimesinin bu tarihsel dönüşümüne ve bugünkü hallerine nasıl bakacağız?
Benim yöntemim şöyle oldu: kadın kelimesinin eşanlamlılarını, yakın
anlamlılarını, ilgili anlamlılarını çıkardım. Doğrudan kadın anlamına[1]
gelen 11 kelime belirledim: kadın, hanım, bayan, hatun, avrat, karı, kız, dişi,
zen, nisa ve nisvan[i]. Bu
kelimelerin geçmişleri için hem Türkçe hem de ilgili dillerdeki diğer sözlük ve
kökenbilgisi sözlüklerinden, ayrıca çeşitli makalelerden yararlandım[ii].
Kelimelerin günümüz anlamları için ise TDK Genel Sözlüğünü esas aldım[2].
Bir de çok önemli bir kaynağım var: TUD[iii].
Bu kaynak aracılığı ile kelimelerimin kullanım biçimlerini ve sıklıklarını[3]
belirledim. Dolayısıyla çalışmam iki bölümden oluşuyor: “Han ve Kağan
eşleriyiz? Peki kadın nerede?” adlı bölümde, belirlediğim kelimelerin
kökenlerine indim. Bu tarihsel bölümde bir ara sonuç kısmıyla genel
değerlendirme yapmaya çalıştım. “Peki ya bugün Kadın? Var olmayı becerebildi
mi acaba?” adlı bölümde ise kadına dair kelimelerin bugün nasıl
tanımlandıklarına dair bir saptama yaptım. Bu bölümde değerlendirmelerimi
paragraflarda bulacaksınız. “Son söz! Sözün sonu mu? Yoksa kadının sonu mu?”
bölümünde ise bu iki veriyi bir arada değerlendirmeye çalıştım. Her iki konu
için veri topladığım kaynakları ayırmak gereğini duydum. Bu iki kaynak
listesini sonnotlar kısmında (ayrıca verilere dayalı tartışmaları da)
bulacaksınız. Dipnotlar ise kendi tartışmalarımı ve ilgili sair bilgileri
barındırıyor.
Belirlediğim 11 kelimenin dışında “dişi erişkin insan”
anlamına gelen başka kelimeler de var:
·
Kadınları dini inançlarına, etnik kökenlerine veya
milliyetlerine göre tanımlayan adlandırmalar: babı (yaşlı Hıristiyan
kadın), cece (yaşlı ihtiyar Hıristiyan kadın) gaco (Karagöz’de
zenne karakterindeki kadının adıyla birlikte kadın anlamına gelmiş bir kelime),
koriça (Musevi kadın), amazon (güçlü, silahşör kadın), boliçe
(Yahudi kadın), haraşo (Rus kadın), kokona (Rum kadını), kokoniça
(Rum kızı), madam, matmazel, mis, misis…
·
Kadınları
fiziksel durumlarına/görünüşlerine göre tanımlayan adlandırmalar: acuze,
kocakarı, dilber, ahu, cins-i latif (güzel kadın), cicikli
(yeni yetişmeye başlamış, memeleri yeni büyümüş genç kız), arap karısı
(çirkin kadın)…
·
Kadınları
özellikle cinsel olmak üzere ahlaklılığa ve ahlaksızlığa göre sınıflandıran
adlandırmalar: şıllık, zilli, ece, cadı, cicimama
(toy delikanlının sevgilisi), kasık mancası, helalli, orospu,
yosma, fahişe…
Ancak
bunları da çalışmama dahil etmedim. Çünkü bu sınıflamadan da anlaşılacağı üzere
kadın özelinde ‘sınırlı’ sıfatlara göre adlandırmalar söz konusu. Genel olarak kadın
kavramını yansıtmıyorlar.
Ayrıca
bunlar dışındaki:
a.
doğurganlık,
doğum, lohusalık, annelik terimlerini: hamile, gebe, yüklü, ana, anne, lohusa, aşeren, ebe, aba…
b.
eş/partner
olan kadına yönelik kelimeleri: eş, karı, refika, zevce, partner, kız arkadaş,
kadın arkadaş, hayat arkadaşı, yavuklu, sevgili, sözlü, nişanlı, mahbube, kuma,
dam, evde kalmış, kertik, dul, gelin…
c.
kadınlara
dair akrabalık terimlerini:
a. kan bağıyla: ana, abla, teyze,
nine, hala…
b. evlilik bağıyla: görümce, baldız,
eş, yenge…
d.
yerel
dillerdeki kadın kelimeleri[iv]
e.
kadını konu alan deyimleri ve atasözlerini
f.
kaba ifadelerle argoları
çalışma
sınırlarıma dahil etmedim. Çünkü asıl niyetim toplumsal sözlük sınırlarında
kadının nasıl yansıtıldığını görebilmek, bununla ilgili yeni sorular ortaya
koymak[4].
Yine
de bütün listenin[5]
kendisi bile son derece şaşırtıcı ve önemli sorular getiriyor akla: İslamiyet
öncesi ya da sonrası olmak üzere Türk kültürü kadın diyebilmek için
neden bu kadar çok kelime üretmiş ya da başka dillerden kelime almış? Hangi
ihtiyaçlar ya da hangi ihtiyaç algısı, sanısı/sanrısı buna sebep olmuş? Neden
bu kadar çok ayrıntıyı dillendirmek zorunda kalmış dilimiz, yani düşüncemiz?
Yoksa başka bir durum mu buna sebep olmuş? Çoğunlukla ifade edildiği gibi
“Kadın önemli, onun için bu kadar çok kelime var” iddiasının aslında tam tersi söz
konusu olabilir mi? Büyük olasılıkla kadın kelimesine yakından bakarken bu
soruların yanıtına dair bazı ipuçları da bulabileceğiz.
Şimdi bakalım: Kadın, gerçekte varolduğu halde Türk
zihniyetinin tarihsel geçmişinde ve bugününde var olmuş mu, olmamış mı?
Han ve Kağan eşleri ya da kızlarıyız. Peki, kadın
nerede?
Hem hatun hem de kadın olmak
üzere her iki kelimenin de kökü aynı. Yazılı olarak tespit edebildiğimiz en
eski Türkçe metinlerde bulunan ḳātūn veya χātūn kelimesinden
günümüze gelmişler. Kök anlamı kraliçe, hakan eşi veya kızı. Soğdca χwatāw ‘kral, hükümdar’ sözcüğünün
dişil hali χwatēn ‘kraliçe’den geldiği söyleniyor[6].
χwa ‘kendi’ ve tāw ‘güç, güçlü’ anlamına geliyor. Yani kadın ve hatun kelimeleri
tarihsel olarak ‘kendinden güçlü, güçlü olmak için başkasına ihtiyaç duymayan’
demek.
hanım kelimesinin de hikayesi pek farklı değil. han (χān, ilk yazılı kaynak 759 tarihini gösteriyor) kelimesine
birinci kişi iyelik ekinin getirilmesiyle oluşmuş. Yani “benim han’ım” (χānum)[v]. Orhun
yazıtlarında Han kelimesinin ilk yazılı şeklini de bulabiliyoruz. O
zamanlar kagan şeklinde de geçiyor. Zamanla iki form doğuruyor bu kelime:
han ve hakan. han, kendi eşine benim Han’ım
dediği için hanım kelimesi asalet kazanmış[vi].
Cumhuriyet Türkçesinde de uzun bir süre sadece bu asalet anlamı egemen oldu. Toprak
sahibi, meslek sahibi veya zengin kadınlar ya da aynı sosyal statüye sahip
erkeklerin eşleri, kızları hanım oldu. Bugün bu asalet anlamı oldukça
eriyip gittiği halde “Bir hanım geldi” derken, hâlâ parası olan, iyi görünümlü,
iyi giyimli, iyi eğitimli bir kadın kastediyoruz çoğunlukla.
bayan kelimesine gelelim. Çok yeni bir kelime. Cumhuriyet
tarihinden daha da genç. Eski Türkçe yazılı kaynaklarda bay kelimesi
bulunuyor. ‘zengin’ demek imiş o zamanlar. Türkiye (Anadolu) Türkçesi
dönemlerine geldiğimizde bu anlamın yanına ‘malı mülkü olan, ‘ekabir’ gibi
anlamların da geldiğini görüyoruz. Yani anlam hâlâ zenginlik üzerine. 20. yy
ortalarına doğru bay (Dil Devrimi) artık bir hitap kelimesi olarak
yaygınlaşmış[vii].
Buradan da yeni Türkçeciler ya da öz Türkçeciler tarafından bayan
kelimesi türetiliyor. Bir hitap kelimesi ya da bir seslenme sözü olarak dile
yerleşmeye çalışıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında “Bayan Ayşe” gibi ön adlarla
birlikte de kullanılıyor. Bir dönem “Bayan Çelik” gibi sadece soyadlarıyla
görülüyor, bir tür yazı diline indirgeniyor kendiliğinden. Seslenme ve hitap
kelimesi olarak da kullanılmış (“Bayan! Durun, cüzdanınızı unuttunuz!”), ‘eş’
anlamında da kullanılmış. Kelime, eski olmamakla birlikte bay şeklinde
kökü sebebiyle prestij barındırıyor. Zengin, şehirli, eğitimli bir kadın bayan
olabiliyor sadece[7].
Bu asalet, zenginlik ve yöneticilik halleri, kadın kavramının
değerini bir anda yüceltiyor. ‘Üstte’ oluveriyor kadın. Hoş geliyor
kulağa, hatta onur verici.
avrat peki? Sözcüğü biz Arapçadan almışız: عورة , yaklaşık awrad şeklinde
okuyabileceğimiz bir kelimeden. Arapça ne demek bu kelime? ‘ayıplı ve özürlü olma, ayıp, kusur’.
Kelime, önce Akatça’dan (ūru, özellikle kadının olmak üzere edep
yeri) İbraniceye (ˁerwā ערוה; çıplaklık, edep yerleri,
ayıp), oradan da Arapçaya geçmiş. avrat dışında dilimizde bulunan ari
(saf, temiz) ve üryan kelimeleri de bu Akatça ve İbranice köklerle
ilgili.
karı kelimesi çok ilginç. Aslında kadın ile hiç ilgisi
yokmuş ve yaşlı anlamına geliyormuş. karıġ şeklinde geçiyor ilk yazılı
kaynağımızda. Yani yaşlı olan her şey ve herkes karıġ imiş. Eski Türkçeden,
kârı-(mak), yani yaşlanmak fiilinden geldiğini söylüyor kaynaklarımız. kart
kelimesi de buradan geliyormuş. 15. yy’dan sonra, yani Türkiye Türkçesi
evresindeyken ‘yaşlı kadın’ anlamı ve ‘evli kadın’ anlamı ağır basmaya
başlamış. Demek ki bundan bir süre önce karıġ adam ‘yaşlı adam’, karıġ
kadın ise sadece ‘karı ve eş’ imiş. Böyle bir anlam kayması nasıl oldu
sorusu zihnimi kurcaladı. Evlilik, kadın açısından bir nevi reşit olma halini,
bir nevi yaşı geçmiş olma halini yansıtmaya başlamış olabilir. Kadın evlenince
yaşı kendiliğinden geçmiş olduğu için ‘evli kadın’ karıġ oldu. Bu
iddiayı doğrulamak için yine eski metinlere bakmak ve anlam kaymasının ne
zaman, nasıl gerçekleştiğini tespit etmek gerekir.
Yaşlı kadından bahsetmişken genç kadından, çocuk kadından
bahsetmemek olmaz. kız kelimesi: kıs-(mak) eyleminden geldiği
söyleniyor. kısa, kısır (verimsiz), kısıt, kısrak
kelimeleri de aynı köke sahipmiş. kıs- kelimesinin o zamanki anlamı ise ‘cömert,
bol’ karşıtı imiş: ‘Eli dar, cimri, yetmez, az’ şeklinde örnekleyebiliriz
sanırım. kıs-; zamanla sınırlamak,
kısalmak, azalmak gibi anlamlar da kazanıyor belli ki. İşte bu kıs-
eyleminden türemiş olan kız kelimesini, yani ‘dişi olan çocuk’ anlamını
ilk yazılı kaynağımız olan Orhun yazıtlarında bulabiliyoruz. Hem de bugünkü yazılışıyla.
Başka bir deyişle gerçekten en eski kelimelerimizden biri. O günlerde ‘kız
çocuğu’ anlamına gelebildiği gibi ‘cariye’ anlamına da gelebiliyormuş.
Kadın cinsiyetini tanımlamak içini kadın yerine yoğun
bir şekilde kullanılan dişi kelimesine değinelim: Bu kelime de en
eski kelimelerimizden biri. 900’lü yıllardan önceki Eski Uygurca metinlerde
görülmüş. tışı ve tişi şeklinde. Anlam olarak da hayvanların
cinsiyetine gönderme yapılıyor: erkek tavuk, dişi tavuk deniyor
mesela. O günkü anlamından bir şey kaybetmemiş. ‘tişi kişi’ gibi bir kullanımı
da varmış. Muhtemelen ‘er kişi’ karşıtlığında[8].
Eskimiş tabirlere de yer verelim: zen (زَن). Bu kelimeyi biz Farsçadan almışız. Aynı anlama gelen sözcük
Farsçada halen yaşıyor. Ancak Farsçaya Sanskritten gelmiş: jani; doğum,
yaratı, üretme anlamlarına gelen bir kelime. Bugün Türkçede bildiğimiz jine(-koloji)
veya jine(aloji) kelimelerinde, Kürtçe jin (kadın) kelimesinde bu Sankrit
kelime janiyi görebiliyoruz. jani’nin diğer anlamları ‘kadın’, ‘anne’;
ardından bunların eşanlamlıları sıralanmış[viii].
jani’ye hayat veren kök kelime ‘ji’; doğum, doğum günü, baba gibi
kelimeler de türetmiş.
nisa ve nisvan da, kadın anlamına gelen Arapça
nisāˀ (نساء)
kelimesinden geliyor[ix]. nisanın
çoğulu niswān (نسوان)[9].
Bu iki kelimenin kökü de ‘ans (أ ن س) kök fiilinden geliyor. Bu
kök fiil ‘unutmak, unutulmak, sevmek, ertelemek, geciktirmek, eğlendirmek gibi
eylemler de oluşturmuş[x]. insan kelimesine de hayat vermiş. insan hem bir ‘erkek
kişi’, hem de canlı türü olarak ‘insan’ anlamına geliyor. Her iki anlamda da
eril bir kelime Arapçada. Bu kelimenin dişil hali ise nisa olmuş… Aynı kök, ‘evlenmemiş kız’ kelimesine
de hayat veriyor: “aansa” (اَنسة).
Ara Sonuç:
kadın, hanım, hatun ve bayan kelimelerine baktığımızda
koltuklarımız kabarıyor. Kadın; kraliçeymiş, asilmiş, üst düzeymiş, zenginmiş
diyoruz. Asil ve itibarlı adlandırmalar. Bu tür bir asalete ya da itibara sahip
olmayan kadınlara ne deniyordu o zamanlar peki? Tarlada ekimle, dağda hayvanla
uğraşan kadınlara da kraliçe anlamına gelen hatun, hanım demiş olamayız ya! Başka
bir kelime (belki de iki-üç kelime) daha olduğu ve zamanla öldüğü açıktır:
Eski
Türkçede kadın anlamına gelen uragut, bir de cariye anlamına gelen,
ancak kadın anlamında da kullanılan kün şeklinde iki kelime varmış. uragut’un
kök anlamı ise ‘tohum’. Dolayısıyla ‘üremek’ ve ‘üretmek’ ile de ilgili
olduğu söyleniyor[xi].
kün (cariye, kadın) bugünkü varlığını kuma olarak sergiliyormuş. Nişanyan,
Orta Farsçadan dilimize knig (kız) şeklinde geçtiğini söylüyor. Başka
deyişle kız çocuğu kelimesi, cariye ile eşanlamlı
kullanılmış görünüşe göre. kün etimolojik olarak kancık
kelimesini de oluşturmuş. kız çocuğu kelimesi, ‘dişi memeli hayvan’
anlamına gelmiş bir süre sanki. Kaynağı eski Türkçeye dayanan bir kün (gündüz)
daha var ama anlaşılan kadın ile aralarında bir bağlantı yok ya da
bunu araştırma sırası henüz gelmemiş.
İster
kök anlamları değerli olsun, ister olmasın; sonuç itibarıyla bu iki kelime de
bugün yaşamıyor. Tarihimizden bugüne gelen ve ‘erişkin dişi insan’ kavramını
karşılayan hiç bir isimlendirme var olmamış sanki.
Dilde bu kadar keskin olunamaz elbette. İçeriklerini tamamen
kaybedip bambaşka anlamlar kazanmak da var sözcükler tarihinde. uragut
gibi kelimelerin ölümleriyle birlikte hatun, kadın ve hanım
sözcüklerinin anlamları genişlemiş, “erişkin dişi insan” anlamını kazanmışlar. kadın, hatun ve hanım
kelimeleri millileşme tarihimizin başından beri (19. yy ortası), bayan
kelimesi ise 1940’lardan sonra kesinlikle “erişkin dişi insan” anlamında
kullanılmışlardır[10].
Küçük bir anımsamayla: O yıllarda kadın kelimesi daha çok hizmetçi (alt
sınıf) şeklinde kullanılıyor.
avrat, kız, karı kelimelerinde; rahatsızlık veren içerikler dikkatimizi
çekiyor: ayıp, verimsiz, bereketsiz, yaşlı, köhne, cariye... Bu sıfatlar bir kadın
tanımı ortaya koymuş. ‘çıplaklık, edep yeri’ gibi bir ilk anlamın kadın
kişisini tanımladığını görüyoruz. Kadını geri plana atan, değersizleştiren sıfatlandırmalar
değil midir bunlar? Bu kelimeleri kullandığımız zaman yer yer bir kirlilik, bir
değersizlik, kötülük ya da çirkinlik hissi duymamız bundandır. Kaba dilde,
argoda yoğun bir varlık sürdürüyor olmalarının nedenlerinden biri de budur. Bu
kelimelerin taşıdığı bu ağırlıklar içimize işliyor, bizi şekillendiriyor; kadın
imgesi üzerinde bir değersizlik algısı oluşmasına sebep oluyorlar.
Dişi kelimesine gelelim: Tarihsel açıdan hayvanları betimleyen bir kelimenin
kadınları betimlemek için de kullanıldığını görüyoruz. Üstelik bir ad bile
değil aslında. O zamanlar bile bir sıfat, kadın kelimesinin yerine
geçebilmiş. Kadına yönelik algı/sızlık en eski dönemlerimizden bu yana var.
zen
ve nisa (nisvan) kelimeleri, kadına hak ettiği değeri veren
kelimelermiş: insan, hayat, yaratma, üretme, doğum… Yaşasalarmış, ölmeselermiş keşke
dedirtiyor. zen ve nisa Cumhuriyet öncesi
eski metinlerimizde geçiyor. Yer yer dini metinlerde de ya da din ideolojisi
güden metinlerde yazılı olarak halen varlıklarını sürdürüyorlar. Ancak bu yine
de heyecan verici, mutlu edici değil. Çünkü bu kelimelerin kök anlamlarıyla
olan bağlantılardan bihaberiz[11]. Yani
bu kelimeleri kullansak dahi bu olumlu anlamları içselleştirebilmemiz olanaklı
görünmüyor. Müslüman-Arap kültüründen aldığımız pek çok kelimenin başına
geldiği gibi zihinde kalan iz sadece İslamiyet olacaktır.
Kadına dair güçlü, gerçek ve etkileyici içerikleri olan
kelimeler neden yok olur, neden bazı kelimeler bu özelliklere sahip anlamlarını
kaybederler, neden bazıları kadını değersizleştiren anlamlar[12]
kazanır?
---
Kadın, “doğuran,
hayat veren, üreten, çoğaltan…” gibi anlamları olmadan var olabilir mi? Bir
kraliçe olmak kadınlığı ifade edebilir mi mesela? Ya da zengin olmak? Asil
olmayan (!?) kadın neden “ayıp, bereketsiz, yaşlı, cariye, hayvan ve köhne”?
Bunlar kadını ve kadınlığı ifade eden anlamlar olabilirler mi? Verimsizlik,
kısıklık neden bir kız çocuğunun kök anlamı olmuş? Bu neyin ihtiyacı ya da
algısı ya da sanısı/sanrısı? uragut, zen ya da nisa gibi
kadına dair olumlu, gerçekçi ve güçlü içerikleri olan kelimeler neden ölmüş
veya öldürülmüş? zen’den zenne kalmış geriye: kadın kıyafetiyle
dans eden erkek.
Ya bugün kadın? Var olmayı becerebildi mi acaba?
Günümüzdeki duruma bakmak için şöyle bir yöntemle çalıştım.
11 kelimemizin nasıl tanımlandıklarına (yani sözlükte nasıl yer aldıklarına)
baktım. Bu tanımları sözlükçülük açısından (kelimeye dair yapısal bilgiler,
tanım, gönderme ve alıntılar[13])
değerlendirdim. Dikkatimi çeken soruları sordum, ardından her kelimenin sonunda
bir değerlendirme yaptım.
kadın
1. isim Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi,
zen: "Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine
koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler." - Abdülhak Şinasi Hisar 2.
sıfat Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan.
3. isim, mecaz Hizmetçi bayan. 4. isim, eskimiş
Bayan. Ayşe Kadın, Dudu Kadın
Birinci tanıma bakalım: “erişkin dişi insan” derken sözlüğün kadını
var kabul ettiğini görüyoruz. Tanımın ardında sıralanan eşanlamlılar ise TUD
verilerine göre değerlendirildiğinde dikkat çekici. hatun kelimesini
halen kullanıyoruz ancak, çok az kullanılan hatun kişi ve günümüzde
kullanılmayan zen kelimeleri neden ilk anlamda, gönderme olarak veriliyor?[14]
Bu soru bir. Alıntıya bakalım: Kelimeyi ya da tanımını destekliyor mu? Kısmen
diyelim. Çünkü ‘ahbaplık edecek dostlar’ derken geçen dost kelimesi,
erkek algısı barındıran bir kelime[15].
“hizmetlerine koşacak kadınlar” ifadesi, sonraki “erkekler” kelimesine tam olarak
bağlanmıyor; ‘veya’ bağlacı erkekleri ‘hizmet edecek’ sıfatlandırmasına
bağlayabilir, bağlamayabilir de, yapısal olarak bulanık bir cümle sayılabilir[16].
Dikkatli okuyucu bu cümleyi net anlayabilir belki ama genel okuyucunun algısında
‘erkekler’ ve ‘hizmet edecek olan kadınlar’ kalması yüksek bir ihtimaldir[17].
Bu yorumum öznel bulunabilir. Alıntıda bir yandan ‘erişkin dişi insan’ tanımına
bir gönderme varken, aynı zamanda kadın, ‘hizmet’ ile bir araya
getirilmiş. Sözlükçülerimiz tanımı destekleyebilecek ya da yansıtabilecek bir edebi
cümleyi yeterince aramadı, bulamadı mı diyeceğiz yoksa çok aradılar da
bulamadılar mı, buldular da kullanmadılar mı, kullanmadılarsa neden
kullanmadılar? Bunlar da diğer sorularımız oldu.
İkinci tanım olarak TDK, kadın kelimesinin bir sıfat
olduğunu ve “Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri,
becerileri olan” anlamına geldiğini söylüyor. ‘kadın ana’ gibi bir ifade için
doğru, tam yerinde bir tanım. Ama kadın sesi, kadın doktor, kadın
sanatçı dediğimizde ne olacak? “Analık ve ev yönetimi gereken erdemleri ve
becerileri olan” bir ses?! Bu ve benzer örneklerde, bu ifadelerin analık ve ev
yönetimi bakımından gereken erdemleri ve becerilerini açıklamak imkânsız ve
alakasız. Ayrıca acaba analık bir beceri midir? Ayrıca ‘gereken erdem’ ifadesi
de nedir? Ev yönetimi erdemleri? Analık erdemleri? Ayrıca madem bir bu bir sıfat,
aynı erdemlere ve becerilere sahip bir erkek için ne diyeceğiz? “Kadın adam
mı”? Değerli sözlükçülerimiz böyle bir tanım oluştururken hasbelkader bir hata
mı yapıyor? İçerik olarak bu kadar çelişkili, bu kadar yönlendirici, bu kadar
bozuk ifadeli bir duruma hata diyebilir miyiz? Bir niyet mi okumalıyız? Acaba
TDK; kadını, analık ve ev hizmetleri yapan bir “dişi insan” olarak dayatmaya mı
çalışıyor?
Üçüncü olarak sözlüğümüz “isim, mecaz Hizmetçi bayan”
demiş kadın kelimesi karşılığında. Öncelikle mecaz nedir sorusuna
bakalım: Kendi anlamını yitirip başka bir anlam kazanan kelimedir. Mesela ‘göz’
kelimesi aynı zamanda ‘nazar’ demektir. ‘Nazar’, ‘göz’ün mecazi anlamıdır. Kendi
örneğimize bakalım şimdi: kadın kelimesi anlamını yitiriyor mu? Hayır. Kadın
yine kadın. Bu dilsel saptamayı göz ardı edelim ve tanıma bakalım: “Hizmetçi
bayan”. Nedir şimdi bu? Bayan kelimesi bir hitap kelimesidir ve kadın
kelimesinin yerini tutamaz. Kadın kelimesini kullanmaktan imtina mı
ediyor TDK? Neden? Etmiyor mu? O halde ne yapmaya çalışıyor? Ayrıca nedir yine
bu ‘hizmet’ kelimesi? Böyle bir tanımlama yerine “bir ev ya da iş yerinde ücret
karşılığında o yerin işlerini görerek çalışan kadın” gibi bir tanım neden oluşturulamıyor?
Her üç tanımda “hizmet” kelimesi ile “kadın”ı bir araya
getirmek bilinçli bir seçim olabilir mi?
Son tanıma gelelim: “isim, eskimiş Bayan. Ayşe Kadın,
Dudu Kadın” demiş sözlüğümüz. “eskimiş” olması doğrudur. Bugün bu anlamda
kesinlikle kullanılmıyor. Ancak bayan diyip kestirip atmak olmamış.
Neden olmamış? Çünkü bayan kelimesinin artık bu anlamda kullanımı yok. O
halde bunun yerine çoktandır kullandığımız hanım kelimesini getireceğiz.
TDK’nın bu tanımın da bulanık olduğunu görüyoruz. Bayan kelimesini bir
isim olarak kadın ile eşdeğerli mi kılmaya çalışıyor sözlüğümüz?
Tanım bitti görünüyor sözlükte. Aslında bitmemiş olması lazım.
Çünkü eksikler de var tanımda. Bir kelimeyi niye eksik tanımlanır? Eksik
bırakmak için mi?
kadın kelimesi seslenme, hitap amacıyla da hâlâ kullanılıyor. TDK bu kullanımı
atlamış. kadın maddebaşına, bir kullanım biçimi daha eklenerek seslenme
amacıyla kullanıldığı da belirtilmeli. “Kadınım…” diyen, “Şşt, kadın!” diyen,
“Çok oldun sen de be kadın!” diyen yok mu? Var. Bir Genel Sözlük her türlü
kullanıma yer vermekten sorumludur. Burası gözden mi kaçmış? Yoksa yine bir
niyet mi okumalıyız?
Maalesef eksikler bitmedi, devam: kadın anlamını
taşıyan eşanlamlılara, yakın anlamlılara niye değinilmemiş (hatun ve hatun
kişi kelimelerine yer verilmiş; dişi, kız yok)? Eskiden beri
dilimizde kullandığımız ama şimdi kullanmadığımız kelimelere ne oldu (zen
verilmiş, nisa, nisvan verilmemiş)? Bir de kaba kullanımlar var (avrat,
karı). Bir Genel Sözlük her şeyi barındırmalı demiştik. Hatta karşıt
anlamlısını da vermeli (erkek, adam, herif, oğlan, delikanlı vb)[18].
Bilimsel terimler sözlüklerinde de kadın kelimesi taraması sonucu yok[19].
Neden bu anlamlar bir genel sözlükte yok? Sonuç olarak TDK’nın Sözlüğünde kadın
kavramının bağlantılarını ve sınırlarını göremiyor, bu kavramı algılayamıyoruz.
Son eksik: kadın kelimesi bir yandan cinsiyet
belirtirken (yani erkek karşıtı) bir yandan da kişi belirtiyor (adam
karşıtı). “Nüfusumuz şu kadar erkek, şu kadar kadından oluşuyor” derken
cinsiyet belirtiyoruz. Halbuki “Kapıya iki adam geldi”, “Bir kadın seni sordu”
derken kişilerden bahsediyoruz. İlk cümlede erkek yerine adam
kullanamıyoruz değil mi? İkinci cümlede adam yerine de erkek
diyemiyoruz. O halde kadın kelimesinin bu bağlamda iki kullanım biçimi
bulunuyor. İşin ilginç yanı diğer sözlüklerde de bu nokta gözden kaçmışa
benziyor. Halbuki bir maddeyi daha hak ediyor bu ayrım[20].
Kısaca TDK, kadın kelimesini tanımlarken ilk anlamı
çok net vermekle birlikte, diğer her türlü tanımda kadının, özellikle
cinsiyet kimliğini bulanıklaştırmaya, daraltmaya ve gizlemeye eğilimli. kadın
kelimesinin içeriği ile oynanıyor ve kavramın içi boşaltılıyor. Bu şekilde kadın,
başka bir toplumsal algıya dönüşmüş ve hâlâ dönüşüyor. Çalışmamın ilk bölümünde
gördüğümüz gibi tarihsel olarak düşüncede zaten var olmayan kadın; hizmetçilik,
analık, ev yönetimi gibi özelliklerle donatılıyor[21]?
hatun
1. isim Kadın: "Birdenbire uzun boylu, diri
memeli bir hatun askerin önüne çıktı." - Sait Faik Abasıyanık 2. isim
Bayan, hanım: Emine Hatun. 3. isim Eş, zevce: "Bizim hatun
bir manifatura mağazasında tezgâhtardı." - Nazım Hikmet 4. isim,
tarih Yüksek makamdaki kadınlara ve hakan eşlerine verilen unvan: Bağdat
Hatun.
İlk tanımda dikkat çeken burada bir tanımın olmayışı. Sadece
bir gönderme var: hatun = kadın diyor. kadın kelimesini
bulup oradan anlamını öğreneceğiz. Bu durumda kadın kelimesi için
yaptığımız saptama ve eleştirilerimizin hepsi burada da geçerlilik kazanıyor. Bir
genel sözlükte gönderme yapılmasının sebebi “Bu baktığınız az kullanılan/eskimiş
bir kelimedir; bunu kullanmanızı önermiyoruz, istemiyoruz” demeye çalışmaktır. Halbuki
hatun kelimesinin kullanımı gittikçe artıyor (burada nasıl bir içerikle,
nasıl bir anlamla artıyor sorusunu da dikkate alalım). Çünkü kadın
kelimesi giderek kaba kullanım sınıfına dahil oluyor ve yerine başka bir kelime
kullanılması gerekiyor. Verilere dayanarak tamam, öyle olsun diyelim. hatun
kelimesini aktif söz varlığımızdan çıkarmaya eğilimli olalım. Bu iyi aslında, kadın
kelimesine de sahip çıkıyoruz bu şekilde. Ama her şeye rağmen gönderme yapılan kadın
maddebaşında tanım açık değil ki! Sözlükte kadın ya da hatun
kelimesinin sahih tanımını biz nereden bulacağız?
hatun kelimesine yapılan göndermenin arkasından bir alıntı yapılmış: “Birdenbire
uzun boylu, diri memeli bir hatun askerin önüne çıktı”. Bu cümle kadının
“erişkin dişi insan” tanımını yansıtıyor. meme kelimesinden rahatsız
olmuyorum. Severim ve kullanırım bu kelimeyi. Diyelim ki asker
maddebaşını yazıyoruz. Acaba aynı alıntıyı bu maddebaşında da kullanır mıydık?
Niye bu alıntı? hatun adını verdiğimiz “dişi erişkin insan”ın memeleri
midir ön planda olan?
İkinci tanımda “isim. Bayan, hanım: Emine Hatun”
denmiş. Verilen örnekten anlıyoruz ki TDK’nın bahsettiği şey bir unvan ya da
seslenme sözü. Her iki durumda da burada
yeri yok aslında. Sözlüğümüzün dördüncü tanımda tarihsel terim olarak verdiği
açıklama ile buluşuyor. TUD verilerine göre bugün kimseye Emine Hatun filan demiyormuşuz.
O halde bir seslenme sözü değil. Ayrıca burada yine bir tanım yok, sadece göndermeler
yapılmış. Onlar da “hatun kelimesini kullanmayın, o artık eskidi, yerine
bayan ve hanım kullanın” veya “bu kelimenin anlamını bulmak için bayan
ve hanım kelimelerine bakın” diyor. Bayan kelimesini aşağıda ele
alacağız ama bu şekliyle artık kullanılmayan bir kelime olduğunu burada yine vurgulayalım.
Kısaca yine bir akıl karışıklığı yaratılmış, bulanıklık mevcut. Uzman
dilcilerimiz işin içinden çıkamamış.
Üçüncü tanım “isim Eş, zevce: "Bizim hatun bir
manifatura mağazasında tezgâhtardı." - Nazım Hikmet” diyor. Yine sadece gönderme var. Tanım yok. Yine
“hatun demeyin, yerine eş ve zevce kelimelerini kullanın”
veya “bu kelimenin anlamını bulmak için şunlara bakın” diyor. Zevce çok
mu kullanılıyor? Hayır. Kullanım sıklığı oldukça düşük, hatta sözlü dilde yok[22].
zevce’den çok daha fazla
kullanılan karı kelimesi var. Ama ona gönderme yapılmamış. zevce’ye
bakıyoruz: Bu kelimeyi de sözlüğümüz karı’ya göndermiş. Niye “bir
erkekle evlenen kadın” demiyor, niye ‘eskimiş’ ibaresi koymuyor? Öte yandan
kadın erkek birlikteliği artık sadece evlilik bağıyla gerçekleşmiyor. sevgili
anlamında da hatun kelimesi kullanılıyor[23].
Hatta zevce kelimesinden çok fazla. Bununla eşanlamlı kullanılabilecek
başka kelimeler de var: partner, kadın arkadaş, kız arkadaş,
yavuklu kelimeleri var. Bunlara da hiç gönderme yapılmamış. Bunlara neden
hiç yer verilmemiş? Kullanım biçimi ve kullanım sıklığı araştırmaları yapmadan
bir sözlük mü yazıyor TDK? Yoksa yine bilinçli bir çabayla kadın kimliğinin
üzeri mi örtülüyor? Anlaşılan bir kadın, birinin sevgilisi olamaz. Evlilik bağı
şart.
Dördüncü tanım tarihsel bir bilgi aktarımında bulunuyor: “isim,
tarih Yüksek makamdaki kadınlara ve hakan eşlerine verilen unvan: Bağdat
Hatun”. Genelde bilimsel terim bilgisi vermeyen sözlüğümüz, bu sefer neden bu
bilgiyi vermeye gerek duymuş? İyi olmuş vermesi ama burada da bir niyet aramalı
mıyız? Şu nokta dikkat çekici: İkinci tanımda verdiği “bayan/hanım” anlamı ile buradaki
dördüncü tanım arasında tam olarak ne fark var? Başka bir deyişle ikinci
tanımda örnek olarak verilen “Emine Hatun” ile dördünce tanımda örnek olarak
verilen “Bağdat Hatun” arasında tarihsel, bilimsel ya da toplumsal açıdan ne
fark var? Bağdat Hatun daha mı egzotik?
Sonuç olarak: TDK’nın kadın kelimesindeki nitelikleri
bulanıklaştırma, değersizleştirme ve silme çabasından bahsetmiştik. kadın
kelimesiyle eşanlamlı olan hatun kelimesinin de başına aynı haller
gelmiş görünüyor. Onun da kadınlık özellikleri ve özellikle cinsiyet
anlamı bulanıklaştırılıyor, değersizleştiriliyor, gizleniyor[24].
Sözlük, her tanımda gönderme yaparak okuyucuyu sayfalar arasında dolaştırıyor
ama okuyucu kadın/hatun kelimelerinin tanımına ulaşamıyor. Alıntılar
dahi karmaşık, bulanık. Nihayetinde kadın varla yok arasında kalıyor.
Varsa da daha çok eş olarak, hatta daha çok Müslüman eş olarak
var sanki.
hanım
1. isim Kız ve kadınlara verilen unvan, bayan:
Ülker Hanım. 2. isim Kadın, eş: "Yaptığı çiçek
suyunun ilk bardağını kendi içtikten sonra ikincisini hanımına getirir." -
Hüseyin Rahmi Gürpınar 3. isim Toplumsal durumu, varlığı iyi
olan, hizmetinde bulunulan kadın: "Becerikli hâliyle Zeynep'e ve hanımına
ait bütün işleri elinin içine almıştı." - Halide Edip Adıvar 4. sıfat
Kadınlığın bütün iyi niteliklerini taşıyan: Hanım kadın. Hanım kız.
Sözlüğümüz ilk tanımda “kız ve kadınlara verilen unvan”
diyerek neden kadının cinsel gelişim aşamalarını göze batırıyor? hanım
kelimesinin karşıtı olan bey kelimesinin tanımında ‘oğlanlara ve
erkeklere’ şeklinde bir ayırım söz konusu değil. Zaten her ikisinde de gerek
yok. bey kelimesinin tanımında ayrıca bir de ‘saygı sözü’ ifadesi
geçiyor, hanım’da geçmiyor. Kız çocuklarının saygı sözü olarak hanım
unvanı almaları yaşa bağlı. Belli bir yaşa kadar kız çocuklarına “küçük hanım”
(oğlan çocuklarına ise küçük bey) şeklinde hitap edilebiliyor; tatlılıkla
kızmak için ya da bir sevgi ifadesi olarak bu unvanları kullandığımız aşikar.
Kısaca biz Türkler, kadınların bakire olup olmadıklarına, menstürasyon dönemine
girip girmediklerine, medeni durumlarına bakmadan hepsine hanım unvanı
veriyoruz. Aynı şekilde oğlan çocuklarının sperm oluşturması da bu seslenme
biçiminde ayırıcı bir öge değil. Her ikisinde de ayırıcı olan sadece yaş. O
halde hanım kelimesini neden illa “kız ve kadınlar” diyerek tanımlamaya
çalışıyor Sözlüğümüz? Arkasından bir de bir unvan olduğu yazılmış. hanım
ve bey kelimeleri unvan mıdır, birer seslenme sözü müdür? Neyin unvanı? Eskiden
hanım kelimesi sadece belli nitelikleri olan kadınların hak kazandığı bir
unvandı. Bugün öyle değil.
İkinci tanımda “isim Kadın, eş: "Yaptığı çiçek
suyunun ilk bardağını kendi içtikten sonra ikincisini hanımına getirir." -
Hüseyin Rahmi Gürpınar” denmiş. Tanım yapılmamış, göndermeler bulunuyor. Sözlükçülerimiz
kendi içlerinde yaşadıkları garip çelişkilerin üzerine kadın ve eş
aynı şeydir, diyor. “Bir kadın geldi” yerine “Bir hanım geldi” cümlelerinde hanım
ve kadın eşanlamlıdır. “Benim hanım hiç hoşlanmaz bu işten” gibi bir
cümlede ise eş yerine kullanılmış. Hepimizce çok açıktır bu. O
halde TDK bu iki ayrı anlamı neden tek bir tanıma sıkıştırıyor? Her kadın bir
eştir, demeye mi çalışıyor? Dolayısıyla verilen alıntı cümlede de bir sorun
var. Bu alıntıda hanım kelimesi eş anlamında kullanılmış, halbuki
gönderme hem kadına hem de eşe yapılıyor. kadın ve eş
aynı şeydir ifadesi pekiştirilmeye mi çalışılıyor diyeceğiz?
Üçüncü tanım “isim Toplumsal durumu, varlığı iyi olan,
hizmetinde bulunulan kadın: "Becerikli hâliyle Zeynep'e ve hanımına ait
bütün işleri elinin içine almıştı." - Halide Edip Adıvar” şeklinde verilmiş.
Tanım cümlesi çokanlamlılık üretiyor. Kelimeyi bilmediğimizi varsayarak
baktığımızda, “Bu hanım kim?” diye sorakalıyoruz: Toplumsal durumu, varlığı iyi
olan kadın mıdır hanım? Yoksa hizmetinde bulunulan kadın mı? Yoksa ikisi aynı
şey mi? Ayrıca ‘varlığı iyi olan’ şeklindeki ifade ne demektir? Hangi varlık,
nasıl varlık? Görünüşe göre mal-mülk varlığından bahsediliyor, tahminle
ilerliyoruz; üstelik cümle bozuk. Tanımlamadan sonra kullanılan alıntıda
kullanılan ‘becerikli hal’ ifadesi doğrudan kadına gönderme yapıyor. Bu
ifadeden çoğumuz kadın anlar. Halbuki erkekler de hizmete giriyor ve
emri altında oldukları kadına hanım diyorlar. Yani tanım tümüyle çarpık
ve bozuk. Peki, neden yine ‘hizmet’? Aslında “emri altında çalışan” gibi bir
ifade kullanılmalı. Bu tanım ve alıntı, sadece dikkatli okuyucunun
çözümleyebileceği bir yapıya sahip. Kişinin algısında yine ‘hizmet eden kadınlar’
kalıyor.
Dördüncü tanıma da bakalım: “sıfat Kadınlığın bütün
iyi niteliklerini taşıyan: Hanım kadın. Hanım kız”. Kadınlığın iyi niteliklerini
taşımak?!… Hem de ‘bütün’ iyi nitelikler? Kötü nitelikleri de doğrudan
çağrıştırıyor böyle bir ifade: Demek kötü nitelikleri de var bu kadınların!
Sözlüğümüzün kastettiği; ‘iyi ev kadınlığı’, ‘iyi annelik’ benzeri bir yaklaşım
olmalı. Öyle ya, şu ana kadar yaptığı tanımlar bu sonucu doğuruyor. hanım
kelimesi sıfat olarak kullanıldığında ince, nazik, zarif, hassas, kırılgan,
düşünceli, sessiz, uyumlu, iradesini gizleyen, itiraz etmeyen gibi özellikleri yansıtır. Bunların “iyi annelik”
ve “iyi ev kadınlığı” ile ilgisi nedir? Ayrıca bu niteliklerin hepsi kime göre
iyidir? Temel başka bir sorun daha var burada. Sözlüğümüzün örnek olarak
verdiği “hanım kadın” ve “hanım kız” kullanımı TUD verileri arasında neredeyse bulunmuyor.
Başka bir deyişle kullanım sıklığı sıfır denebilir. Kısaca sadece bu iki ifade
olmak üzere bu anlamıyla hanım ‘eskimiş’ bir kelimedir.
Sonuç olarak: Tanımlar karışık, bulanık. hanımın yine
özellikle cinsel olmak üzere kimliği dile gelmiyor. Okuyucunun algısında hanım;
zengin, iyi, eğitimli, kentli, hizmet alan evli bir kadın olarak
kalıyor. Sözlükte;
* hanım olan eştir; eş olmayan hanım,
kadın değildir,
* ‘hanım’, kadın çalıştırır (erkekler
öyle işlerde çalışmazlar),
* parası, malı, mülkü varsa bir kısım
kadın hanım olabilir,
* hanım olan kötü şeyler yapmaz; kötü
şeyler yapan hanım değildir,
* kadın olmak iyi değildir, hanım
olmak iyidir
deniyor. Şunu da vurgulamakta yarar var: bir eğitim almış
olmak, bir iş kurmuş olmak, işini ve kendi hayatını yönetebiliyor olmak, hatta
kendi işyerinde insan çalıştırıyor olmak hanım sıfatını kazanmaya
yetmiyor Sözlüğümüze göre. Hiçbir tanım ya da alıntı bu konuda bir imada dahi
bulunmamış.
Yeri gelmişken şunu da belirtmek isterim: Sözlüğümüzde hanım
ağa ifadesi ve dolayısıyla da tanımı yok. Şaşırmadım. Ama
merak ettim. Acaba başka sözlükler nasıl tanımlamıştı hanım ağayı? Üç
sözlüğe daha baktım. Onlarda da bu kelimeyi bulamadım. İşte o zaman şaşırdım.
Dilimiz ve zihnimiz, ‘güçlü kadın’lara hiç alan tanımıyor görünüyor (?!). Yoksa
sadece ağalık sistemiyle mücadele amacıyla mı çıkarıldı hanım ağa
ifadesi sözlüğümüzden?
bayan
1. isim Kadınların ad veya soyadlarının
önüne getirilen saygı sözü: Bayan İnci. 2. isim Kadın: Bir bayan geldi. 3.
isim Eş, karı: "Süleyman Bolluk da bayanın sımsıkı koluna girmişti."
- Halide Edip Adıvar 4. ünlem Kadınlara bir seslenme sözü: Bayan! Kimi
aradınız?
Birinci tanımdaki “ad ve soyadların önüne getirilen saygı
sözü” açıklaması doğru değil. Artık sadece soyadlarla kullanılıyor. O da yazılı
dilde, nadiren. Mesela davetiye ya da zarflarda. Şimdi çoğunlukla yabancıların adlarının
ya da soyadlarının önüne getiriliyor. Bir anlamda, Fransızca ve İngilizceden
alıntılanarak belli bir süre boyunca dilimizde Müslüman olmayan hanımefendilere
hitap etmek için kullanılan madam, matmazel, mis, misis
gibi kelimelerin yerini almış görünüyor.
İkinci tanım sözlükçülük açısından yerinde. Ancak hanım
sözcüğünde olduğu gibi, kadın kelimesini kullanmak varken neden bayan
kelimesine sığınmak zorunda kalıyoruz? Bu kullanım da son yıllarda hızla
artıyor. Kadın kelimesini kaba kılan unsur nedir? 20. yüzyılın
ortalarında adâb-ı mu’aşeret kuralları gereği, yine tüm dünyada olduğu gibi
“kadına kadın denmez, kabalıktır, hanım denir, bayan denir” modeli Türkiye’ye
de yansıdı. Tamam. Peki şimdi? Artık böyle bir ihtiyaç yok. Neden hâlâ bir kadına bayan dememiz gerekiyor?
Sebeplerini biliyoruz tabii, ancak demokratik ve insan haklarını önceleyen bir
politikası olduğunu ifade eden bir rejimin bu şekilde bir tanım yaparak toplumu
başka bir ideolojiye yönlendirmesi söz konusu görünüyor[25].
Üçüncü tanımda Sözlüğümüz “isim Eş, karı: "Süleyman
Bolluk da bayanın sımsıkı koluna girmişti." - Halide Edip Adıvar” demiş.
Açıklama belki doğru ama bu tanımın “eskimiş” ibaresi ile birlikte en sonda
verilmesi gerekirdi. Çünkü böyle bir kullanımı artık kalmamış bayan
kelimesinin. En azından TUD verileri bunu doğruluyor.
Dördüncü tanım “ünlem Kadınlara bir seslenme sözü:
Bayan! Kimi aradınız?” diyor. Tanımadığımız bir kadına hitap etmek için çeşitli
yöntemlerimiz var. bayan kelimesini de kullanıyoruz. Evet. Bu durumda hitap
ettiğimiz kişi bir erkek olsa ona da bay diyebilmemiz gerekiyor: “Bay!
Telefonunuzu unuttunuz!”. Olmadı. bayan kelimesi bu anlamıyla yapay
olarak dile yerleştirilmiş bir kelimedir. bay yerine beyefendi, beyim
şeklinde hitaplarımız var şu an. O halde, hitap işlevi söz konusu olduğunda
bunların karşıt anlamlısı olan hanımefendi (şimdi unutulmuş olan hanımım
da olabilir) kelimesi kullanılmalıdır. Bu kelimeler kırsal
bölgelerde aşırıya kaçabiliyor, o nedenle de akrabalık terimlerini de hitap
amacıyla kullanmaya devam ediyoruz. Nasıl olsa köy ve köylülük artık düşük düzey
anlamına gelmiyor, aksine değeri yükseliyor; ayrıca kentlilik kavramı hızla
şekil değiştiriyor.
Bir de bir eksiğe değinelim. bayan kelimesinin sıfat
olarak kullanımından bahsedilmemiş: bayan çanta, bayan ayakkabı vb. Gerçi
verilmemesi yine mutluluk verici eleştirdiğim noktaya göre. kadın çantası
demek varken…? Buna rağmen sözlükçülük açısından maalesef yanlış bu kullanım
biçiminin verilmemesi.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: eskimiş kullanım biçimini
ve aslında var olmaması gereken kullanım biçimlerini ön planda tutan sözlüğümüz
bayan kelimesinin kadın anlamına geldiğini kabul etmekle birlikte;
kadın kelimesi de, buradaki tanımlar da bulanık olduğundan akıl
karışıklığı yaratıyor. Sıfat olarak kullanımını eklediğimizde ‘kadın doktor’
yerine ‘bayan doktor’ dediğimizi de anımsayalım. Bu durum yine, kadın
kelimesini kaba bulmamızdan kaynaklanıyor. Bu, o kadar kötü mü? Neden ‘erkek
doktor’ yerine ‘bay doktor’ demediğimizi düşünürsek kötü olduğunu anlarız. adam
doktor, bey doktor, beyefendi doktor da diyemiyoruz. O halde
neden bayan doktor?! erkek doktor, kadın doktor. Hatta en
iyisi “doktor”[26]. Bu
kadar basit.
avrat
1. halk ağzında. Kadın “Avrat
var arpa unundan aş yapar, avrat var buğday unundan keş yapar”. 2. halk
ağzında. Karı, eş
İlk tanım yerinde. ‘halk ağzında’ mı genel dilde mi böyle olduğu
tartışılabilir. Alıntıya bakalım: Neden bu atasözü? Sanki edebi kaynaklar
tükenmiş ve hepsi yek ağızdan kadını; eksik, kötü, rahatsız edici gibi
sıfatlarla damgalamaya çalışıyor. Keş bir tür yoğurtlu yiyecek, tuzsuz
peynir şeklinde tanımlanıyor. Ancak bunu bilen sayısı sanırım oldukça azdır. Ben
bilmiyordum ve ilk aklıma gelen ‘bağımlı’ oldu. Böyle bir ifade, kadına
doğrudan olumsuzluk yüklüyor yine ve sadece kadın göndermesi yapmış olan
sözlüğümüzün tanımını da yansıtmıyor. Kısaca yine ancak dikkatli okuyucunun
anlayabileceği bulanık kalma ihtimali yüksek bir cümle. Alıntının anlamı ise şu:
“Kadın vardır en gereksiz malzemeden harikalar yaratır, kadın vardır en iyi
malzemeden de olsa bir şey yapamaz”. Keş, bir şey değil mi, sorusu da zihnimde
uyanmadı değil. Bu yoruma yine öznel yorum dense bile, sözlükçülük ilkesini
yine hatırlayalım: Bir alıntı, tanımı yansıtacak şekilde seçilmelidir. Alıntımız
öyle mi? Bu cümlenin “erişkin dişi insan” ile bir ilgisi yok; yine kadının
işlerine, görevlerine, ahlâkına bir gönderme var. İyi kadın şöyle olur öğretisi
gibi. Halbuki aynı ifade bir erkek için de geçerlidir, çünkü bu ifade insan
için geçerli bir ifade. Niye kadın tanımını yansıtan bir alıntıdan imtina
ediliyor? Ayrıca buradaki avrat kelimesinin “eş, karı” anlamına gelen
avrat kelimesinden ne farkı var? Bu alıntıdan hem kadın anlaşılır hem de
eş, karı. Sözlüğümüz burada da alıntı aracılığıyla bir anlam bulanıklığı
yaratmış. Kadın, illa ki bir eştir demeye, dedirtmeye çalışıyor.
İkinci tanıma da ekleme yapmamız gerektiği kanaatindeyim. Artık
avrat kelimesini sadece ‘karı ve eş’ karşılığında değil; ‘sevgili, kadın
veya kız arkadaş’ karşılığında da kullanıyoruz.
Ve mevcut olmayan, ancak olması gereken beşinci anlam: avrat
kelimesinin kaba kullanımları ya da argo anlamları.
Daha önce dile getirdiğim sonuç yorumlarının aynısını tekrar
etmekle yetiniyorum: avrat kelimesi de bulanık, kadın kimliğini
değersizleştiren, özellikle cinsel kimliğini gizil hale getiren göndermelerden
oluşuyor. Ayrıca TUD verilerine başvurduğumuz zaman argo ve kaba kullanımların
hem yazılı dilde hem de sözlü dilde öncelikte olduğunu görüyoruz. Genel Sözlük
bu kullanıma hiç yer vermemiş. Halbuki ilk anlam olarak vermesi gerekirdi.
Ayrıca ‘halk ağzı’ olarak verdiği avrat değil ama avrad kelimesi.
Derleme Sözlüğüne göre birkaç bölgede kullanılıyor (Rize, Sivas, Artvin), genel
dile ait bir kelime değil. Genel dilde
daha birinci tanım “avrat isim.
kaba, argo. Kadın” şeklinde verilmeliydi. Peki, sadece üç bölgede, eş ve
karı karşılığında kullanılan avrat, neden genel dile yaygınlaştırılmaya
çalışılır? Hem de farklı bir sesletimi
varken? avrat maddebaşı Derleme Sözlüğünde yer almıyor bile. Sanki eş,
demek için avrat kelimesini kullanabilirsin diyor. Hiç de kaba saba bir
kelime değildir diyor bu kelime için.
karı
1. isim Bir erkeğin evlenmiş olduğu kadın, eş,
refika, zevce: “Eve varınca karım Fadime kapıyı açar”. Sait Faik Abasıyanık 2.
isim Kadın: “Analar ağlıyor, nişanlılar ağlıyor, karılar ağlıyordu fakat
Saliha kadın buna alışmıştı”. Halide Edip Adıvar 3. isim, halk
ağzında. Yaşlı, ihtiyar.
İlk tanımla başlayalım. Sorun yok görünüyor. Sonda refika
ve zevceye gönderme var. Niye karı kelimesine gönderme yok? refika’nın
da, zevcenin de kullanım sıklığı o kadar düşük ki[27].
Burada gönderme olarak kullanılıyor olmaları çok anlamsız. “eskimiş” ibaresi
ile birlikte en sonda ayrı bir maddede verilmeleri gerekirdi. Sözlükte gönderme
yapılan eş kelimesine baktım: ‘eskimiş’ ibaresi ile birlikte refika
ve zevce burada yok. Bir yerde varlar, bir yerde yoklar. Sözlükçülük
ilkelerine aykırı bir durum bu yine. Sözlüklerin içerdiği kelimeler
birbirleriyle bir ağ kurarlar. Bir gönderme yapıyorsanız, o göndermenin içine
ilgili kelime ağını oluşturacak bilgileri koymanız gerekir. Koymamış
Sözlüğümüz. Bağlantılar kopuk, bulanık. Gönderme yapılan eş kelimesine bakalım:
Tanımlanmış, yanında refik ile refika (Arapça, rafakat
kelimesi ile ilgileri bulunuyor) kelimelerine gönderme yapılmış. refika ve zevce’ye bakıyoruz,
her ikisi de eskimiş ibaresi ile birlikte eş, karı maddebaşlarına
göndermede bulunuyor. Bir tanımda eskimiş eşanlamlıları veriyor, diğerinde
vermiyor. Birinde eski diyor, diğerinde demiyor. Ayrıca TUD verilerine göre bu
kelimeleri biz artık hiç kullanmıyoruz, sadece anlamını bilmediğimiz özel adlar
kategorisinde yer alıyorlar. Dikkatsizlik
mi, gözden kaçırma mı yoksa yine bir bulanıklık yaratma denemesi mi? Edebi
alıntı konusunda “Kapı açma görevi kadına yüklenmiş, kadın evde oturur,
kocasına kapıyı açar” mesajı mı veriliyor diye sorabiliriz. “Karım olmanı
istiyorum Selma” gibi bir alıntı yok mu edebiyatımızda?
İkinci anlam karı kelimesini kadına
gönderiyor. Bunda bir beis yok. Karı
kelimesi hakikaten sadece erişkin dişi insan anlamında kullanılıyor. Edebi
alıntıya bakalım: “Analar, nişanlılar ve karılar ağlıyor…” derken kadın
anlamına gelen karı kelimesini değil, eş anlamına gelen karı
kelimesini kullanmış. Bir aile bireyleri sıralaması bu. kadın ve muadili
kelimeleri barındıran bütün edebi cümleler kadını “dişi erişkin insan”
olarak görmüyor mu? Hepsi kadını; bir eş, bir anne, bir iyi ya da kötü kadın
olarak mı görüyor? Yoksa sözlükçülük anlayışı mı buna sebep oluyor?
Üçüncü anlamda halk ağzına işaret etmiş sözlüğümüz: “Yaşlı,
ihtiyar”. Burada karı kelimesini kurtarmaya mı çalışıyor? Sadece Malatya
ağzı şeklinde kayıtlara geçmiş olan bu anlam, kesinlikle yaygın bir anlam
değil, hatta kimse karı kelimesinin aslında ‘yaşlı ve ihtiyar’ anlamına
geldiğini bilmiyor. TUD verileri bunu doğruluyor. Taramalarımda bu şekilde bir
kullanıma rastlamadım. O halde neden bu anlama burada yer vermiş?
Peki ya karı kelimesinin kaba anlamları? Kaba kullanım
biçimlerini almayıp bu kelimeyi güzelleştirmeye mi çalışıyor Sözlüğümüz? “Çünkü
karı eştir, ‘iyi’ bir kelime olması lazım, ‘kötü’ anlamlara yer vermeyelim”.
Böyle bir çıkarım yapılmış olabilir mi?
Sonuç olarak şu ana kadar yaptığım yorumları tekrar ediyorum.
“Erişkin dişi insan” tanımı son derece açıkken, karı kelimesinin
açıklamalarında dahi bir bulanıklık var. Akıl karışıklığı yaratılıyor.
Dişi
1. sıfat. anatomi. Yumurta oluşturan veya yavru
doğuran (birey). 2. sıfat. Erkeği tarafından döllenecek biçimde oluşmuş
(hayvan veya bitki) 3. isim. kadın 4. sıfat. Girintili ve
çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden girintili olan 5. sıfat. Yumuşak,
kolay işlenen (maden) 6. sıfat. mecaz. Verimli, doğurgan 7. sıfat.
mecaz. Şuh, işveli, çekici.
Daha ilk tanımla beraber sözlüğümüz her şeyi birbirine
karıştırmış. dişi kelimesinin ilk anlamı tüm canlılara hitap eder. Dolayısıyla
2 numaralı tanım 1 numaralı tanım olmalıydı. İki numaralı tanım anatomik terim
olarak ele alınır. Anatomik açıdan sözlüğümüz dişi kelimesini “sıfat.
anatomi. Yumurta oluşturan veya yavru doğuran (birey)” şeklinde tanımlamış. Bu
cümlede “veya” bağlacı burada yumurta oluşturup bırakan (tavuk gibi) gibi bir
anlama gönderme yapıyor. Sözlüğümüz birer alıntı verseydi, ayrıca “veya” yerine
“ve” kullansaydı, belki bu karışıklık bir nebze hafifleyecekti. “Kendi
bünyesinde yumurta oluşturan, bu yumurtayı erkek bireyin döllemesi sonucu rahminde
gelişen bebeği doğuran kadın birey” olması lazımdı. Eminim ki anatomi, zooloji
ve botanik sözlüklerine bakmak burada işe yarayabilirdi. Diğer canlılarla kadın
aynı kefeye mi konulmaya çalışılıyor? Yoksa hakikaten affedilemeyecek bir hata
mıdır bu?
Üçüncü tanımda “isim. kadın” denmiş. Mutlaka bir
alıntı eklenmesi gerekir. Aslında dişi, herhangi bir kadın ya da
genel anlamda kadın değil; çekici, güzel ve doğurgan bir kadındır. Bu
şekilde tanımlanması gerekir. Buna göre de altıncı ve yedinci tanımlar
kendiliğinden iptal olur. Bunlar mecaz değil, zaten kadın anlamındaki dişi
kelimesinin içinde var olan anlamlardır. Verimli ve/veya doğurgan demek için dişi
kadın demeyiz, dişi deriz. Aynı durum yedinci anlam için de geçerlidir. Çekici
bir iş yerine dişi bir iş diyebilir miyiz?
Dördüncü ve beşinci tanımların içeriklerine diyecek yok. Ama
yapısal bilgi kısmında sıfat diyip geçmek de nedir? Öyle olunca bu
tanıma uygun her sıfatlandırmayı dişi kelimesi ile yapabiliriz anlamına
geliyor. Dördüncü tanımda bu kelimenin bir mekanik (teknik) terim olduğu,
beşinci tanımda da bu kelimenin bir metalürji tanımı olduğu ifade edilmeliydi.
Bu alanlarda bu anlama geliyorlar, yoksa gelmiyorlar.
Peki, sözlüğümüz niye böyle yapmış? Dişi insan ile dişi
hayvan arasında bu kadar benzer bir tanım akıl karıştırıcı ve
değersizleştirici. dişi kelimesinin mecaz olduğu iddiaları ile sıralanan
sıfatlar kadının değerini düşürmüş. İki tanımda, kullanım biçiminin terim
olduğu belli edilmeyince kadın kendiliğinden “girintili” ve “yumuşak,
kolay şekil alabilir bir nesne” haline dönüşmüş. “insan hayvandan
üstündür” diye insana dair olan dişiliği birinci plana almak anlamlı mıdır?
Kaldı ki gerçekten insan, diğer canlılardan üstün müdür yoksa bu, bir inançtan
mı ibarettir? Yoksa sözlüğümüz “Tıbben kadın var, ama öteki türlü yok ya da
kötü nitelikleriyle vardır” mı demeye çalışıyor?
Kadının cinsel kimliğine dair önemli ipuçları ilk defa net
olarak karşımıza çıkıyor sözlüğümüzde (Ama onlar da ‘kötü’leniyor sanki). Bunun
dişi gibi öncelikle diğer canlılara ait olan bir kelime ile gündeme
gelmesi acaba üzücü müdür, yoksa sevindirici midir bilemedim ben. kadın
‘erişkin dişi insan’ olarak tanımlandığına göre iyi bir tanım olarak
görülebilir bu durum.
Ayrıca ‘erkek’ kelimesi hem hayvanlar hem insanlar (hatta
bitkiler) için geçerli. Karşıt cinste ayrışabiliyor: insan olunca kadın, hayvan
olunca dişi demek zorunda kalıyoruz. Böyle bakınca ne güzel dedirtiyor, canlı
türleri içinde erkekler için sınıflama yok, ama kadınlar için var. Ama kadın
anlamında da dişi kelimesi kullanılabiliyor. Bir hayvana bakıp “bu dişi”, sonra
da kadına bakıp “bu da dişi” deyince onur kırıcı oluyor ifade birden. İnsan da
olsa hayvan da olsa erkeğe erkek dediğimizde kesinlikle onur kırıcı bir durum
yok. Mekanik konusunda da erkek dişi ayırımı var. Çıkıntılı olanlar erkek,
girintili olanlar dişi. Hatta madenlerde bile var: yumuşak, kolay şekil
alabilir madenler dişi madenler. İşte bu sıfatlar kadın kelimesinin
içini dolduruyor.
Tanıma bütün olarak baktığımızda ve yukarıdaki değinilerimi
de dikkate aldığımızda dişi kelimesinin kadın karşılığının da
oldukça bulanık olduğunu görüyoruz. Değersizleştirme bariz bir şekilde
hissediliyor.
hatun kişi, zen ve nisa (nisvan)
Son olarak eskimiş terimler kaldı listemizde: hatun kişi,
zen ve nisa (nisvan). Sözlüğümüz, hiç birini tanımlamıyor,
doğrudan kadın kelimesine göndermede bulunuyor. Sadece hatun kişi
tanımında bir alıntı var. O da kadın kelimesinin tanımını yansıtmak
yerine eş kelimesine gönderme yapıyor: “Gelgelelim delikanlı meteliksiz,
hatun kişi çok zengin bir adamın karısı (Nazım Hikmet)”.
Son söz! Sözün sonu mu? ‘kadın’ın sonu mu? Yeni bir başlangıç
mı?
Araştırmam sırasında karşılaştığım pek çok makale, kadın
kelimesine karşılık gelen çok sayıda kelimenin varoluşunu, dildeki zenginliğe
ve kadının önemine atfediyor. Öncelikle zenginlik sözüne bir itiraz edeyim. Her
dil zengindir, görmesini bilene. Çünkü her dil kendi algılama dünyasını her
yanıyla yansıtabilecek ve bunu geliştirebilecek bir güce sahiptir. Kelime
sayıları tek başına zenginlik belirtisi değildir. Dilde zenginlik, anlamsal
içerik hafifçe değiştiğinde ayrı bir kelimenin varlığı ile gerçekleşen çoğalmadır[28].
Başka bir deyişle önce niteliksel zenginlik önemlidir, arkasından niceliksel
zenginlik gelir. kadın hep aynı kadın iken (hepsi sadece erişkin
dişi insan, hiç anlam farkı yok) niye 11 kelime var? İkinci itirazım da şu
olsun: Bu kelime bolluğu, kadına verilen önemden kaynaklanıyor diyemeyeceğim.
Tam tersi, kadının değerini örtbas etme çabasından kaynaklanıyor. Çünkü
anlamlar birbirlerinden farklı, kadının bir şu özelliğini bir bu özelliğini
öne çıkaran içerikli kelimeler değiller. Ayrıca kadın kavramının genişliğine
rağmen, sınırlı ve darlar; büyük ölçüde de pejoratif dediğimiz olumsuz
imgelerle dolular. Bir de bu 11 kelime de yetmemiş. Makalemin giriş kısmında
değindiğim uzun listeyi hatırlayalım: Toplumsal olarak kadının gerçek kimliğini
ve özelliklerini saklamak, örtmek, gizlemek, karalamak, bastırmak, yok saymak
için pek çok başka adlar, sıfatlar yaratarak bunları kullanmışız. Sırf kadın
dememek için birçok kelime gerekmiş. Ayrıca
listedeki kelimelerin kök anlamlarına ya da kullanım biçimlerine kabaca bakınca
akrabalık adları haricindeki kadın adlandırmalarının içeriğindeki olumsuz
anlamlar bir saptama olarak kayıtlara geçmeli.
Mesela ahlak dışı davranan kadınlara özel adlandırmalar yapılmış. Çirkin
(!?) olan kadınlar için özel adlandırmalar yapılmış. Boşanmış olanlar için de bir
düzine kadar özel adlandırmalar var. Kadına dair kelimelerin ciddi bir kısmı “hizmet,
görev” anlayışını yansıtan kelimeler. Erkeğe seks köleliği/hizmeti yapan kadın
için yapılan özel adlandırmaları da mutlaka anmak zorundayız. “Kadına dair”
adlandırmalar bakımından işte bu noktada zengin olduğumuzu rahatlıkla
söylenebilir.
***
Türkiye Türklerinin dilinde elbette kadın kelimesi/kelimeleri
var. Bu, zihnimizde de bir kadının var olduğunu gösterir. Bu kadının
nasıl bir kadın olduğuna biraz daha yakından bakalım:
Bir kraliçe imiş, asil bir kadın imiş zamanında. Şimdi
ise parası, eğitimi, statüsü varsa “değerli bir kadın” oluyor ama ona kadın
diyemiyoruz, çünkü hanım sıfatını alıyor. Diğerleri ‘ahlâklı bir anne’
ya da ‘ahlâklı bir ev kadını’, ‘ahlâklı bir eş’ olmak zorunda; hanım
oluyorlar, bayan oluyorlar, ama tüm yalınlığıyla kadın
olamıyorlar. Kalanlar kadın olabiliyor ama ‘hizmetçi’ler. Kaynaklarımıza
göre kadın olmak ‘iyi’ bir şey değil, ‘iyi’ bir sıfatı, içeriği yok. Olsaydı
yaratmak, üretmek, tohum, yaşam gibi anlamları olan kelimelerden bir kadın’ımız
olurdu. uragut varmış, yok olmuş. Müslümanlaşınca aldığımız zen
kelimesi kalmadı. İslamiyet etkisiyle pek çok kelimemizi bırakıp Arapça ya da
Farsçadan alıntı yapmışız. Alalım, o zamanki koşullar için doğal ve gerekli.
Sonra Batılılaşma akımı ile onlardan vazgeçip Türkçeleşmeye çalışmışız. Çalışalım,
bu da doğal ve koşullar bağlamında gerekli. Ama bunların hiç biri, kadına
değer yükleyen kelimelerin neden yok olduğunu, kadını ifade eden neden bu
kadar çok kelime olduğunu ve gerçek tanımı içeren kelimelerin içinin neden boşaldığını
açıklamıyor. Öte yandan kadının cinsel kimliğine dair herhangi bir verinin
bulunmayışı da son derece garip. Sanki kadın cinsiyetsiz bir insan, dişiliğini
kaybetmiş, ancak başka sıfatlarla varlığını ortaya koyabiliyor.
kadın kelimesinin tek başına anlamı gizil ve bulanık. Bunu kurgulamak amacıyla
kadın kelimesi yerine kullanılabilecek birçok kelimeye ihtiyaç duyulmuş:
etnik kökenlere, yaşlara, görünüşlere göre, ayrıca davranış biçimlerine, medeni
durumlara, yaklaşık 100 yıl periyodunda değişen ahlaki değer yargılarına göre özel
adlandırmalar bulunmuş; yapısal olarak ad olanlar sıfat, sıfat olanlar ad olmuş,
unvanlar ve seslenme sözleri adlaştırılmış. Tarih boyu kadın kelimesine
“temizlikçi, hizmetçi, gelir düzeyi ve eğitim düzeyi düşük olan veya seks
eşlikçisi” gibi anlamlar yüklenmiş, kelimenin değeri düşürülmüş. Böylece kadın
kelimesinin kullanımı giderek arka plana düşmüş.
Tek başına yaşayabilen, kendisine ev ve iş kurabilen, kendi
başına toprağını işleyen ya da hayvanını güderek pazara çıkan, kendi başına
ailesini geçindiren, çoluk çocuk sahibi de olabilen bir kadın hiç yok
görünüyor.
İnceleme olanağı bulamadığım, giriş kısmında belirttiğim
kelimelere kabaca baktığımda da pek farklı bir durum ile karşılaşamadım. Daha
net bir sonuç elde etmek için aynı çalışmayı bir de “erkek, er, adam, herif,
oğlan, delikanlı” kelimeleri ile yapmak lazım. Ancak böyle bir çalışma dahi şu
ana kadar ortaya koyduğumuz kadın kelimesine dair saptamalarımızı
çürütemeyecektir. Bütün Cumhuriyet tarihi boyunca yayınlanmış sözlüklerimizde
kadın kelimesinin peşine düşmek de ayrı bir çalışmanın konusu olabilir. Buradan
elde edeceğimiz sonuçlar da saptalamalarımızı kesinlikle doğrulayacaktır[29].
Yapılması gereken bir çalışma daha var: kadın kelimesini oluşturan
anlambirimleri köken, tarihsel süreç ve günümüz olmak üzere üç farklı aşamada
incelemek. Böyle bir çalışma, kadın kelimesinin ilk görüldüğü metinden itibaren
hangi metinlerde nasıl geçtiğini belirlemek ve bu süre içinde hangi anlamları
yüklendiğini incelemek, sonuç olarak da bunları sınıflandırmak suretiyle
yapılabilir.
kadın anlamına gelen çok sayıda kelime olması, çokluk içinde kadını
örtme ve karalama çabasından kaynaklanıyor, demiştik. Eril hiyerarşinin çok
önemli olduğu geçmiş dönemlerde buna, kabul edilebilir demesek de anlaşılır bir
durumdur diyebiliriz. Ancak bugün bu, ne kabul edilebilir, ne de anlaşılabilir.
Dünyada kadına bakış değişiyor, Türkiye’de de değişiyor. Bu çabalar, kadın
kelimesinin anlamını boşaltmaya görünüşe göre zaten yetmedi, yetmeyecek de.
Gerçek şu ki kadın, anlamını kazandı ve kazanmaya da devam edecek.
[1]
Bunu yapmak dahi kolay olmadı. Çeşitli sözlükler karıştırdım ve kadın anlamına
gelen “erişkin dişi insan” betimlemesini kabul ettim. Seçkimin arasında yakın
zamana kadar (1950’ler) yoğun biçimde kullanılmış olan eski terimleri de
katmayı uygun buldum. Çünkü günümüz sözlüklerinde halen geçiyorlar.
[2]
Ancak açık bir şekilde ifade etmem gerekiyor ki bunu TDK sözlüklerine
güvendiğim için yapmadım. TDK sözlükleri eğitim ve medya başta olmak üzere
standart dediğimiz dilin yaratılmasından, yaygınlaştırılmasından ve
korunmasından resmi olarak sorumlu olduğu için yaptım.
[3]
Kullanım biçimi taraması, bir kelimenin isim, sıfat vb türünü, ayrıca anlamını,
bu anlamın içeriklerini belirlemek için yapılan taramadır. Bir sözlük
yazılmadan önce bir kelimenin hangi tür metinlerde (yazılı, sözlü veya günlük,
argo, bilimsel terim vb) geçtiği; buradaki anlamsal, işlevsel, yapısal, dilsel
özellikleri belirlenir. Bir kelime, belirli bir anlam olmakla birlikte, içinde
yer aldığı dilsel bütün içinde başka anlamlar kazanır. O yüzden mutlaka
kullanım biçimi taraması yapmak gerekir. Bu içerikler sözlüklerde 1. anlam, 2.
anlam, 3. mecaz 4. ünlem vb. şeklinde karşımıza çıkar. Sıklık ise dilsel
herhangi bir ögenin, bir seçkiye dayalı metinler bütününde (sözlü ve/veya
yazılı) kaç defa geçtiğini belirleyen bir ölçümdür. Sözlükçülük açısından
sıklık önemlidir, çünkü gönderme buna göre yapılır. Bir sözlükte her kelime
tanımlanmaz. Kullanım sıklığı yüksek olan kelime tanımlanır, eşanlamlılara
gönderme yapılır. Böylece istenmeyen (ideolojik olarak) kelimeler de pasif
bırakılabilir. “Bu kelimeye değil, şu kelimeye bakın, tanımı orada bulursunuz”
denir. Kullanım sıklığı bir kelimenin “eskimiş” ya da “eski dil” olup
olmadığının da belirleyicilerinden biridir.
[4]
Deyimleri ve argoları katmak anlamlı olabilirdi. Bu da çalışmanın kapsamını çok
genişlettiği ve bir yandan da odağını saptırdığı için bu şekilde
sınırlandırmayı uygun buldum.
[5]
Kaba bir tahminle kadına dair kelimelerin toplamı nicel olarak 1000 rakamını
rahatlıkla buluyor.
[6]
Bazı dilciler kadın kelimesinin Türkçe’nin tarihinde olduğunu ileri
sürüyor. Ancak sağlam kanıtlar sunamıyorlar. Bu tartışmayı onlara bırakıyorum.
Kökenbilgisi sözlükleri arasındaki bu çalışmada anmaya değer büyük çelişkiler
bulamadım. Bazı temel kelimelerde “bu Türkçe kaynaklı” Hayır, Türkçe kaynaklı
değil” tartışması halen devam ediyor. Benim, bu çalışma kapsamında ilgili
kelimelerin Orta Asya’daki yazılı kaynaklarımızda görülüp görülmediklerini ve o zamandan beri kullanılıp
kullanılmadığını bilmem yeterli (bkz. Nişanyan,S. a.g.e).
[7]
Kadını hanımlaştırma sadece ülkemize ait bir olgu değil. Bize Batılılaşma
süreci ile birlikte yansıdı. Batı da sanayileşme, şehirleşme süreçleri ile
birlikte kadını hanımlaştırdı. Cumhuriyetin ilk zamanlarında Batılılaşmanın
yanı sıra, padişahlık sistemlerine (feodal ve emperyal sıfatlar) karşı bir
müdahale aracı olarak da kadının hanımlaştırılmasından söz edilmeli. Efendi
kelimesinin başına gelen, burada kadın kelimesinin de başına geldi. Kadın önce
han ya da han karısıydı, sonra saraya girdi imparatorluğu yönetti ya da onun eşlerinden
biri oldu, ardından sosyo-ekonomik açıdan düşük kadın oldu, şimdi de çağdaş
kadın anlamında kullanılıyor.
[8]
İlginç olan bir saptama daha paylaşayım. “kişi” kelimesi ayrıca kadın
anlamına gelebiliyormuş. ‘eş’ ve ‘prenses’ anlamları da varmış. Ayrıca halk ve
genel olarak insanlar anlamında da kullanılmış (bkz. Bayar, Fuzuli. a.g.e.).
[9]
Arapçadan biz çoğul kelimeleri de almışız. Ancak dilimiz lar- ve –ler ekleriyle
yapılan çoğulları kabul ettiği için başka dillerden aldığımız çoğul kelimelerin
anlamları da farklılaşmış: varak/evrak; velet/evlat gibi. nisvan neden
alınmış, nasıl kullanılmış sorularının yanıtlarını maalesef bilmiyorum. Ancak
bir nüans olması gerektiğini düşünüyorum.
[10]
Ancak uragut ve kün kelimelerinin kaybolmasından 19. yy
ortalarında geçen sürede bunların anlam değişmeleri nasıl olmuştur sorusu
havada asılı bir soru olarak kalıyor. Bu soruyla ilgili bir cevap alabilmek
için ilgili tarihlerdeki yazılı kaynaklar (sadece sözlükler değil) üzerinden
kelime ve kullanım biçimi avı gerçekleştirmek gerekir.
[11]
Eğitim öğretim hayatımızda dilimize giren yabancı kelimeler hakkında bize hiçbir
şey öğretilmiyor. “Kitap, kütüp ve mektup” (Arapça yazmak eylemi ile ilişkili);
sohbet, hap ve hububat (Arapça sevmek>yaşam ve tohum ilgili) ya da otomat
ile oto-bakım (Eski Yunanca kendiliğinden, kendi kendine ile ilişkili),
rehabilitasyon ve tekrar (Latince önek re-, eylemlerine başına gelerek tekrar
edilen bir eylemi ifade eder), empati ile sempati (Eski Yunanca sevgi ile
ilişkili) arasındaki bağlantıyı bilsek beyin hücrelerimiz daha farklı
bilgilerle donanarak çok fazla yaratıcı olmamızı sağlardı. Ne yazık ki aşırı
kutuplaşma yüzünden ya biri ya öteki murdar oluyor.
[12]
Mesela yosma kelimesi. Eski Türkçede “güzel kadın” anlamında kullanılan
bir kelime idi. Halen de bu anlamıyla diğer Türki dillerde kullanılıyor. Yerel
ağızlarımızda da yer yer güzel kadın anlamıyla yosma kelimesinin
varlığını biliyoruz. “güzel kadın” nasıl “kadın seks işçisi” oldu, daha doğrusu
olduruldu?
[13] Yapısal
bilgi: Kelimenin isim, sıfat, fiil vb oluşu; terimsel mi, argo mu, halk
dili mi, eski dil mi olduğu, gerekirse ses/yazı özellikleri vb. (her anlam
tanımlamasında tekrar etmelidir; tanım ve ilgili göndermesi buna uygun olarak
düzenlenir). Tanım: İlgili kelimenin anlamını yansıtan cümle (önemli bir
sorunsaldır sözlükçülükte. Örneğin masa demeden masa tanımlamanız
gerekir. Genel sözlük olduğu için neredeyse 7’den 77’ye herkesin anlayıcı dili
benimsemeniz gerekir. Bunları da yarım cümle ile yapmanız gerekir. Arkasından
tam cümleli açıklamalar koyabilir ya da alıntı kullanarak o anlamı
pekiştirebilirsiniz. Gönderme: “Baktığınız kelimenin anlamını öğrenmek
için şu kelimeye gidiniz”, “Baktığınız bu kelime diğerlerine oranla az
kullanılıyor ya da artık kullanılmıyor. Baktığınız bu kelimeyi kullanmanızı
önermiyoruz, istemiyoruz” anlamlarına gelen işlevleri vardır. Alıntı:
Kelimenin tanımını yansıtan, destekleyen, genellikle edebiyattan alınan bir
cümle.
[14]
TUD verilerine göre bu iki ifadenin kullanım sıklıkları sıfır denecek kadar az.
Hele “zen” kelimesi neredeyse sadece bir felsefe olarak geçiyor hem sözlü hem
de yazılı kaynaklarımızda. Toplam 43 metinde 117 defa geçen zen kelimesinden
sadece üç tanesi (sayarken yanıldıysam 5 olsun diyelim) kadın anlamında
kullanılmış. Onlar da sadece yazılı metin. Sanat ve toplum bilimleri
kategorilerinde yer alan metinler.
[15]
Kadın dost olmaz, olunca kötü kadın olur.
[16]
Dilbilimde bulanıklık (ambiguity) özel bir terimdir. Bazı yapılar
bulanıktır. Tam olarak ne anlama geldiği ve bunun neden olduğu açıklanamaz.
Dillerin kendine has yapısından kaynaklanır bu. Bütün dillerde bir
bulanıklıktan bahsedilebilir. Ancak bir
anadili genel sözlüğü bulanık ya da bulanıklığa meydan verecek alıntılar,
ifadeler, göndermeler kullanmamalıdır. Bu da bir sözlükçülük ilkesidir. Çünkü
bir sözlük kelimeleri, kavramları, terimleri; açıklamak, netleştirmek,
öğretmek, yaymak gibi amaçlar güder. Bunu da bulanıklığa meydan vererek
gerçekleştiremez elbette.
[17]
Ayrıca ‘erkek’ ve ‘adam’ kelimelerine baktığınızda durum böyle değil. Tanım
yapmak için hiçbir şekilde erkeklik görevleri (o da ne demekse?!)
kullanılmıyor.
[18]
Bu saptama ne yazık ki hemen hemen bütün kelimeler için geçerli. kadın
kelimesine özel bir tanım eksiği değil. Türk
diline ait resmi sözlüğümüz ne eş anlamlılara ve ne de zıt anlamlılara yer
vermiyor. Halen eski sözlü ya da yazılı metinlerde bulabileceğimiz eskimiş
kelimelere de sanırım belli bir politika gereğince ya yer veriyor ya da
vermiyor.
[19]
TDK’nın internet sayfasında bilimsel terimlere de ulaşmak mümkün. Ancak “kadın”
taraması yaparken bu bilimsel terimlerden hiçbiri ortaya çıkmıyor. Sanırım
bilgiler yüklenmemiş. Kadın hastalıkları, biyoloji, tıp terimleri, etik,
felsefe, sanat terimleri kadın kelimesini nasıl tanımlamış; bunu bu
kaynaktan öğrenemiyoruz. Sözlük yayımlama görevine resmen sahip olan bir
kurumun bir terim sözlükleri çalışması olmaz mı? Sadece bu mu? Bir karşıt
anlamlılar, bir eşanlamlılar sözlüğü dahi yok TDK’nın.
[20]
Batı dillerinde (Almanca, Fransızca ve İngilizce) bu ayrım yok. Her iki durumda
da aynı kelimeleri kullanıyorlar. Eski Türkçede tişi kişi, er kişi;
daha sonra hatun kişi, er kişi ifadelerini kullandık. Neden böyle
bir ayırım yapmaya gerek gördük, bilemiyorum ama cinsiyet ayrımı ile kişi/birey
ayrımı yapmaya ihtiyaç duymuşuz. Bugün de aynı ihtiyaçtan dolayı adam ve
kadın kelimelerini kullanıyoruz. Başka bir deyişle erkek - kadın
karşıtlığı ile adam - kadın karşıtlığı bağlamında kadın kelimesinin iki işlevi,
iki tanımı, iki kullanımı vardır diyorum. Bu kullanım biçimi de kendi
sözlüklerimizde eksiktir.
[21] Bunlar
hatadır, münferit hatalardır, olur sözlükçülükte buna benzer şeyler, denebilir.
Elbette. Sözlükçülük kolay değildir, büyük zahmet ister ve hata yapmak haktır
bile diyebilirim. Zorla niyet okumaya çalışıyor da olabilirim. erkek, er
ve adam, bey, bay, oğlan gibi tanımlara bakınca asılsız bir
değerlendirme yapmadığım görülebilir. Buna da kani olunmayabilir. Sözlükler
genel toplumsal algıyı yansıtır denebilir. Elbette. Ancak resmi olarak
ideolojiyi korumak ve yaymakla görevlendirilmiş bir sözlük, kesinlikle bu
algıyla oynar. Hatta 1944’ten beri yayınlanmış bütün sözlüklerde benzer algı
oyunlarının var olduğunu da iddia ediyorum. Sadece “kadın”a dair sözcüklerde
değil, ideolojiye dair hangi sözcük varsa algımızla oynanıyor. Eleştirilerim
buna rağmen haksız ve yersiz şeklinde sıfatlandırılmaya çalışılabilir. Bu
durumda da şunu soracağım: Bunlar sadece hata ise, çalışma alanı sadece dil ve
sözlük olan bir kurum, bu kadar vahim sözlükçülük hatalarını nasıl yapabilir?
[22]
TUD verilerine göre sözlü dilde zevce kullanımı sıfır. Yazılı dilde ise
içinde geçtiği metinler inanç, insan bilimleri ve Müslümanlığa dair kitaplar.
Toplam sıklık 0.39. Yani burada da sıfıra yakın diyebiliriz.
[23] hatun
kelimesi özellikle son yıllarda gençler tarafından “sevgili, kız arkadaş,
birlikte yaşanılan kadın arkadaş, partner” anlamlarında gittikçe daha fazla
kullanılmaya başlanıyor diye düşünüyorum. Bu veriyi doğrulayamadım.
[24]
Tanınmış edebiyatçılardan alıntı yapılmış olması da dikkat çekici. Bu da
konuyla ilgili başka bir önemli ayrıntı sayılmalı. Edebiyatçının kültü ve alıntının
savunmasızlığı fırsat mı bilinmiş?
[25] Kadın
mı bayan mı tartışması hakikaten girift. Ben dilsel bir açıklama getireyim:
kelimelerin karşıt anlamlıları içeriklerinin de karşıt olmasıyla belirleniyor.
beyaz ve ak eşanlamlı görünmekle birlikte içerik olarak önemli farklara
sahipler. Biri somut bir renk adı diğeri ise iyilik ve saflık üzerine kurulu
soyut bir kavramdır. Bu durumda beyaz’ın karşıtına kara
diyemezsiniz. siyah’ın karşıtı da ak değildir. kadın
kelimesinin karşıt anlamlısı adam ve erkek. Liste şöyle devam
ediyor: bay x bayan, bey x hanım, kız x oğlan. Sonuç olarak: Bir dilsel yapıda
karşıt anlamlısı erkek, adam, er olarak kullanılabiliyorsa kadın
kelimesi kullanılmalıdır. O halde erkek ve adam varsa kadın
vardır, bay varsa bayan vardır, bey varsa hanım
vardır, kız varsa oğlan vardır. Bundan imtina ediliyorsa kadını
yok sayan bir durum ya da şaşırmışlık vardır.
Bu
böyle olduğu halde biz, bir o karşıt anlamlılar çiftinden birini, bir diğer
çiftten bir diğerini kullanıyoruz. Giyim gibi bir alanda mesela zaman zaman bay
kelimesini seçiyoruz. Yine aynı şekilde kibarlaştırma ihtiyacı
hissettiğimizden. Olabilir. Bunda bir beis yok. Sonuçta toplumsal bir akımdır
kibarlaştırma ve bay varsa bayan vardır deriz dilsel açıdan.
Ancak hamamda mesela erkekler seansı diyoruz. Peki, neden kadınlar
seansı olmuyor da bayanlar/hanımlar seansı oluyor? “Toplantıda 3 erkek
2 de bayan vardı” diyoruz. Cümle, toplantıdaki insanların cinsiyetlerini
dile getirmek isterken, cinsiyet ayıracını da (dişilik) alenen barındıran kadın
kelimesinden imtina ediyor. “İki kişi geldi. Bir adam ve bir bayan. Seni
sordular” diyoruz mesela. Aynı durum burada da söz konusu: adam kelimesi
“er kişi” demek iken, bayan kelimesi “hatun kişi” anlamına gelmiyor; bir
unvan, bir seslenme biçimi. “adam”, erkek cinsiyetinde olan kişi anlamına
geldiği halde “bayan” dişi cinsiyetine sahip kişi anlamına gelmiyor. Son bir
örnek: “Çok değerli bir bayansınız” şeklinde bir iltifat. Bunu bir erkeğe
söylemiş olsaydık, adam kelimesini kullanacaktık. Neden böyle yapıyoruz?
Beynimiz karıştırılmış ondan. Ne diyeceğimizi bilemez hale gelmişiz. Kibar
olalım bari diye düşünüp bayan deyiveriyoruz işte.
Bu
noktada tartışmalarda “Ne yani? Kadının gözüne baka baka cinsiyet ayıracını
yüzüne mi vuracağız? Ayıptır bu!” deniyor. Hayır, değil. Bilerek, istenerek
yüzyıllardır ayıplaştırılmış sadece. Şimdi bundan kurtulma zamanı.
[26]
Bu noktada mesela kadın doktorların ayaklanarak “Biz doktorlar bayan
değiliz, biz baymayız, siz erkekler baydınız. Biz kadınız, o kadar” demeleri
çok anlaşılır.
[27] TUD
verilerine göre bu iki kelimenin kullanım sıklığı şöyle: zevce 0,39; refika
0,51. Geçtikleri metinler ise yazılı metinler. Üstelik sadece belli türdeki
metinler denebilir.
[28]
Buna örnek olarak çoğunluk Eskimolardaki kar terimleri ya da Orta Asya
Türklerinde at terimleri örnek verilir. kar, bizim gözümüzle aynı kardır. Ancak
Eskimolar için, su elde edilen, iglo yapılan, bir şu işe yarayan, bir başka işe
yarayan kar terimleri ayrı ayrı adlandırılmış. Aynı şekilde tüm hayatları at
üstünde geçen Orta Asya Türkleri için de binek olan, ava çıkılan, yük taşıyan
at; hamile olan, süt veren, damızlık olan at vb ayrı adlarla anılırdı. Halbuki
at da bugünkü gözümüzle at işte. Bu anlam ve işlev farkları, yeni bir ad ile
tanımlanıyorsa bir düşünce ve varlık zenginliğinden bahsedilebilir. Türkçe,
mesela akrabalık adları ve renk adları bakımından son derece zengindir
diyebiliriz, ama kadın adları bakımından zengindir demek gülünç.
[29]
İlk resmi sözlüğümüz 1944 yılında yayımlandı. Bugüne kadar yayımlanan resmi
sözlüklerde “kadın” ve “erkek” tanımları sürekli bir değişkenlik içinde. Bir
sözlükte değişkenlik olması son derece olağan. Yaşayan bir dilin ara ara
çekilmiş fotoğrafları gibidir çünkü yazı dili. Ancak resmi sözlüklerin
toplumsal algıyla oynadıkları da bir gerçek. İlgili algı oyunları hakkında
yapılan pek çok çalışma mevcut. Ancak kadın kelimesine dair bir çalışma henüz
yapılmamış, ya da ben bulamadım. Sadece ilgili sözlüklere yüzeysel olarak baktım
ve kadın kimliğinin özene bezene nasıl örtüldüğünü ve açıkta kalanların
ise nasıl olumsuzlaştırıldığını gördüm.
[i]
Kadına dair kelimeleri tespit edebilmek için kullandığım kaynaklar şu
şekilde:
Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli
Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.
Aktunç, Hulki. 2020. Büyük Argo Sözlüğü.
13. Bas. YKY. İstanbul. Berbercan
Bingölçe, Filiz. 2001. Kadın
Argosu Sözlüğü. Metis. İstanbul. Çağatay, Saadet. 1961. “Die Bezeichnungen
für Frau im Türkischen”, UralAltaische Jahrbücher, 33: 17-35.
Çağatay, Saadet. 1963. “Türkçe ‘Kadın’ için
Kullanılan Sözler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten, 1962:
13-49.
Devellioğlu, Ferit. 2000. Osmanlıca-Türkçe
Ansiklopedik Sözlük. 17. Bas. Aydın Kitabevi. Ankara.
Karahan, Akartürk. 2006.
“Tarihi Türk Dilinin Sözvarlığına Katkılar: Kadınla İlgili Kelimeler Üzerine”.
Bilkent Üniversitesi. I. Büyük Türk Dili Kurultayı Bildirileri. Ankara, s.
1-12.
Meydan Larousse. 1969.
Meydan: İstanbul.
Tuğlacı, Pars. 1982. Türkçede
Anlamdaş ve Karşıt Kelimeler Sözlüğü. Anka Ofset. İstanbul.
Uçar, Melike. 2013. Anadolu Ağızlarında
Kadının Sözvarlığına dair bir Tasnif Denemesi”. Turkish Studies. Ankara. Cilt
8/9. s.2465-2485.
Yurtbaşı, Metin. 1996. Eş ve Karşıt Anlamlılar
Sözlüğü. MEM Ofset. Ankara.
TDK Genel Sözlükleri
(1944-2021)
TUD. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/)
[ii]
Kadına dair tespit ettiğim kelimelerin tarihsel köklerine inmek için
kullandığım kaynaklar ise şu şekilde:
Apte, Vaman Shivaram. Revised and enlarged edition of Prin. V. S. Apte's The practical
Sanskrit-English dictionary. Poona: Prasad Prakashan, 1957-1959 (Sanskrit-Englisch
Dictionnary. Digital Dictionnaries of South Asia. (alıntı tarihi 2021) içinde)
Arabic Lexicon http://arabiclexicon.hawramani.com,
(alıntı tarihi 2021)
Bayat, Fuzuli; & Minara Aliyeva Çınar.
2008 Eski Türkçe Sözlük. Ötüken. İstanbul
Bayat, Fuzuli. 2008. Orta Türkçe Sözlük
(11-16.yy). Ötüken: İstanbul
Blaessing, Uwe. 2011. “Bir
Hanımefendinin ‘Kadın’ ile ilgili Sözcükler üzerine Düşüncelerine dair birkaç
Söz”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi.
Ankara. 18/2, s.31-47.
Çağatay, Saadet. 1963. “Türkçe ‘Kadın’ için
Kullanılan Sözler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten, 1962:
13-49.
Debreli, Zekiye Güzem. 2016.
“Kutadgu Bilig’de Kadın”. Studies of The Ottoman Domain / Cilt 6, Sayı 11,
Ağustos 2016.
Erdoğan, İsmail. 2016. “Divan-ü Lugat-it Türk’te
Kadın ile ilgili Kavramlar”. Dini Araştırmalar Dergisi: Kadın Özel Sayısı.
s.197-207.
Etymologisches Wörterbuch des Deutschen.
2018. Edition Kramer: Berlin
Gülensoy, Tuncer. 2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin
Kökenbilgisi Sözlüğü. TDK: Ankara
Kanar, Mehmet. 2018. Eski Anadolu Türkçesi.
2. bas. Say:İstanbul
Karahan, Akartürk. 2006.
“Tarihi Türk Dilinin Sözvarlığına Katkılar: Kadınla İlgili Kelimeler Üzerine”.
Bilkent Üniversitesi. I. Büyük Türk Dili Kurultayı Bildirileri. Ankara, s.
1-12.
Mehmet, Turgut.2017. “İslam Öncesi Türk
Metinlerinde ‘Kız’ ve ‘Kadın’”. Journal of Turkish Studies. 1/1, s. 7-19.
Meydan Larousse. 1969.
Meydan: İstanbul
Larousse Etimologique.
1971. Librarie Larousse. Paris.
Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.https://www.nisanyansozluk.com/
(alıntı tarihi 2021)
Şahin, Serpil Yazıcı. Orhun
Yazıtlarında Kadınla İlgili Söz Varlığı. Kocaeli Üniversitesi, Fen Edebiyat
Fakültesi. https://docplayer.biz.tr/22596458-Orhun-yazitlari-nda-kadinla-glgglg-sozvarligi.html.
TDK. Genel Sözlük ve diğer Sözlükler. www.tdk.gov.tr (alıntı
tarihi 2021)
TDK Tarihsel Sözlükleri (Derleme
Sözlüğü, Tarama Sözlüğü, Eren, Hasan. Kökenbilgisi Sözlüğü)
(alıntı tarihleri 2021)
TDK Genel Sözlükleri
(1944-2021)
Türkçe Arapça Sözlük. https://www.almaany.com/tr/dict/ar-tr/
(alıntı tarihi 2021)
[iii]
TUD. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/)
1989-2013 yılları arasındaki yazılı ve sözlü kaynaklardan derlenmiş cümlelerden
oluşan bu veri tabanında, bir kelimenin nasıl ve nerede kullanıldığı, ayrıca
kullanım sıklığı görülebiliyor. Zaman zaman TUD verileri de yetmediğinde
internet ortamından çeşitli taramalar yaptım. TUD, Türkiye Türkçesinin ilk ve
hâlâ tek derlemi. Bundan dolayı bazı sorunları var. Ancak bu çalışmam için gereken veriyi
fazlasıyla sunuyor kanısındayım.
[iv]
M. Uçar (2013) çalışmasında yerel
dillerde ‘kadın’ karşılığı olarak kullanılan kelimeleri (370 adet- versiyonları
tek saydım) derlemiş.
[v]
Saadet Çağatay(1963) hanım kelimesinin, ‘aile’ ve ‘ev’ anlamına gelen hanüman
kelimesinden gelmiş olabileceğini söylemekte. Ancak bu sav, çürütülmüş.
[vi]
bkz. Nişanyan, S. a.g.e.
[vii]
bkz. Nişanyan, S. a.g.e.
[viii]
bkz. Apte, V. S. (1957-59) a.g.e.
[ix]
bkz. Nişanyan, S. a.g.e.
[x] Bkz.
Türkçe-Arapça Sözlük ve Arabic Lexicon
[xi]
Güner, N. (2013). a.g.e.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder