21 Mayıs 2026 Perşembe

 YAPAYINDAN ÖNCE DOĞALI: ZEKÂ…

(Heybe: Sosyal Hizmet ve Politikalar Dergisi, 2025, sayı 8)

Dergimiz Heybe‘nin kapak konusu Teknoloji, Dijitalleşme ve Sosyal Hizmet olarak aklıma ilk gelen elbet yapay zekâ oldu. Gerçi “yapay” kelimesi de olabilirdi. Kararımı çabuk verdim. Yapay; suni, sanayi ve sanat ilişkisi sebebiyle bir gün belki sanat içerikli bir konuya daha çok yakışacaktı. Yapayından önce zekânın doğalına bakmakta yarar vardı. Toplumsal algımız, psikolojimiz ve sosyolojimiz zekâya neler yüklemişti acaba? Çünkü aslında Türkçe olmayan bir kelimeden bahsediyorduk. Acaba nasıl anlamlar var bu kelimede? Nasıl kullanıyoruz bu kelimeyi? Nelerle ilgili? Hangi kelimelerle nasıl bir ilişkisi var? Zekâya büyüteçle bakmak, belli ki bazı şeyleri anlamam için heyecanlı olacaktı. 

Çalışmamda öncelikle zekânın kökleri üzerinde durmaya çalışacağım. “Parlak zekâ” adlı bu bölümden sonra, “Anadolu Türkünün zekâsı…” adlı bölümde, Eski Türkçede zekâ karşılığı kullanılan kelimelere ve günümüz Türkçesinde zekânın yakın anlamlılarına bakacağız. Buradaki sonuçlar bize, zekâ ve akıl kelimelerini birlikte değerlendirmemiz gerektiğini gösterecek. “Aklın yolu gerçekten bir mi?” adlı bölümde Dergimiz Heybe'nin kapak konusu gereği “yapay zekâ” sıfat tamlamasına hayat veren intelligence kelimesine de kısaca bakmayı anlamlı buldum. Her ne kadar İngilizce bir kelimenin analizine derinleşemesem de, ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir nüans için bu çok önemli. Bu nüans genel anlamda vicdan, ahlâk ve etikle ilgili. Bu bölümde bu konuya ışık tutmaya çalışacağım. “Yapay versus Doğal…Ne olacak şimdi?” başlıklı bölüm, değerlendirmemi barındırıyor. 

Parlak Zekâ

Resmi sözlüğümüz zekâ kelimesini bir terim olarak tanımlamış. İlk dikkatimi çeken akıl kelimesi ile olan benzeşliğiydi. Pek çok sözlükte derinlemesine karşılaştırmalı bir taramadan sonra, yeni dünya için şöyle toparlayabileceğim bir tanım ortaya koyuyorum. 

zekâ, isim, Ar. 1. Algılama, anlama, değerlendirme gibi her tür zihinsel eylemde; işitsel, görsel, dilsel gibi her boyutta hız, kıvraklık, genişlik, derinlik, çeşitlilik, yaratıcılık gibi özelliklerden birinin ya da birkaçının bulunduğu bilişsel, duyuşsal ve motor yetenek veya yetenekler.  2. Akıl, us 3. Feraset, anlak, dirayet, muhakeme, yetenek, …

akıl kelimesine bu tanımda özellikle başka bir alt başlık verdim. Çünkü zekâ kelimesinin akıl ile neredeyse eş anlamlı kullanıldığı yerler de var. Bu konuya az sonra yeniden eğileceğim. Yukarıdaki tanımda 3 numaralı anlam, seri olarak uzuyor aslında. Bu grupta da zekâ ve akıl türleri, zihin, beyin gibi organ adları ya da bugün artık çok az kullanılan ya da kullanılmayan kelimeleri sıralamak mümkün. Hatta başka kategoriler de açılabilir. Mesela argo ve deyimleri bu çalışmada da sınır dışı bıraktım. zekâ, akıl ile birlikte zaten oldukça geniş bir konu.

Şimdi zekânın kök anlamları üzerinde duralım: 

Kelimemiz Arap dilinden bize geçmiş. Bu, tarihleme bakımından İslamiyet dönemini gösteriyor. Kelimemiz zaka (ذَكَا), 'ateşin parlaması, alevlenmesi' kök anlamına sahip. Lane’in sözlüğünde kesme, keskin koku, tamamlanma, olgunlaşma, erme anlamında yaşlanma gibi anlamlara da gönderme yapılıyor. Ancak bunlarla ilgili başka bağlantılara ulaşamadım. Aralarından dikkatimi çeken bir tanımlama başka sözlüklerde geçtiği için buraya daha yakın bakmak istedim. Tanımlama şudur: “Evrensellik ve dişilik nedeniyle devredilemez olan güneş için özel bir isim. Zuka'nın oğlu: Sabah” tanımlaması. 

Arkaik ya da antik zamanların Doğu kültürlerinin güneş, ışık ve zekâ bağlantısını yakalamaya çalıştım. Acaba “Işık, gerçekten mi Doğu'dan yükselmişti?”. Arap mitolojisindeki Şems, Zuka ya da diğer güneş tanrıları, zekânın anlam kazanmasına ve bu anlamın dünyaya yayılmasına mı etki etmişti? Heyecanım yüksekti. Ancak bir şey bulamadım. Tersinden gideyim ve Batı dillerindeki zekâ ve akıl karşılığı kelimelerin kökenlerine ineyim dedim, yine bir şey bulamadım. Güneşin, ışığın mitolojisi, sembolik anlamları derken, baktım olacak gibi değil. Böylelikle bir sonuç elde edemedim. Olsun, heyecan hâlâ yüksek, çünkü düşünmenin ışık ile ilişkisi belirliydi zaten, buna bir onay mühürü vurmak iyi olmuştu. Hem Doğu‘da hem Batı‘da fikir, ışıkla çok yakındı. Nihayetinde insan nesli olarak hepimizin aklı, iyi bir fikirle aydınlanır, bir ışık buluruz, neşelenir, coşarız. O kadar ki, elektriği bulduktan sonra parlak fikir karşılığında şıp diye yanıveren ampul imajını benimsedik. Evet, akıl ve zekâ kesinlikle ışık ve aydınlık demekti. “aydınlanmak” eyleminin bu yan anlamı kesindi

zekâ kelimesinin bir anlamı daha geçiyor Arapça sözlüklerde. Güzel koku. Bu bağlantıyı kurabilecek başka bir kaynağa ulaşma şansım olmadı. Ateş parladığında, alev aldığında güzel odunlar ya da kozalaklar mı bu anlama sebep oldu? Belki de herhangi bir sözlükçünün bir kelimeyi yanlış yazımı ya da bu kelimenin bir tarafından yanlış okunarak kayıtlara geçmesi söz konusuydu. Çünkü İslami bir terim olan zekât da vardı. Temizlenme ve arınma anlamına da geliyordu. Ancak yazımı başkaydı bu kelimenin. Yok dedim kendime, zorlama olacak bu. Veri yoksa kelam da yok. Bu bağlantı büyük bir soru işareti olarak ortada kaldı. Dedim ama, akıl durmadı. Banyo gelenekleri, yıkanma adetleri, süslenerek özel günlere hazırlanma adetleri, kötü ruhlardan arınma davranışları…. Aklımdan geçti de, geçti. Sonra haddimi ve araştırmamın haddini yeniden hatırlayıp bu konuyu burada bırakarak devam ettim. 

Buraya kadar olan verilerimizden şunu söyleyebiliriz: Soyut kelimelerin hepsinin ilk çıkışlarında somut anlamlara sahip oldukları, ardından zamanla soyut anlamlar kazandıkları bilinir. zekâ; ateş almak, ateş parlamak ve ışık parlamak eylemlerinin hızı, verdiği ışık ve bunların muhtemelen sağladığı güven duygusu bakımından anlam genişlemesiyle akıl ve ilgili kelimeleriyle belli bir çerçevede ortak alan yaratmış görünüyor.

Diğer bölümlere geçmeden önce bir de şunu vurgulayalım: zekâ, düşünsel süreçlerdeki “parlama” özelliğini bir yetenek olarak belirlerken, akıl tüm işlem süreçlerinin sadece varlığını ve işleyişini ifade ediyor. Bu, iki kelime arasındaki belirgin fark. Başka bir deyişle akıl olmadan bir zekâdan bahsetmek aslında mümkün değil. Zekâ olmaksızın akıl ise çok rahatlıkla olur. Burada sağlıklı karar alabilmekten bahsetmiyoruz. Akıl, algılanıp anlamlandırılma süreçlerinden sonra değerlendirme işlemlerini gerçekleştiren organın soyut, somut karşılığı. Yani beyin ile çok yakın anlamlı sayılabilir.  Akla giren, yani algılanan ve anlamlandırılan bilginin niteliği gibi niceliği de önemli. Bilgi girmezse ve sağlıklı karar verilemezse bu, akıl yoktur anlamına gelmiyor. Böyle bir insan zeki olsa bile aklındaki bilginin niteliği ve niceliği kadar üretebilir. Sonuç çok parlak olmayabilir. Yine de bu kişi zekidir. Akla giren bilgi, işlem süreçlerinden sonra kötüye de kullanılabilir. Bu da kişinin zeki olmadığını göstermez.

Anadolu Türkünün zekâsı ve aklı

Eski Türkçe zekâ ve akıl anlamına gelen kelimeleri bir araya getirelim: an, bel, bilig, ukuş, us, ög, öd…

zekâ ve akıl anlamına gelen, aralarında nüanslar ya da belirgin farklılıklar olan, belki de dönemden döneme göre çeşitlenen farklı kelimelerle karşılaşabiliyoruz. Bu şekliyle Eski Türklerin, bilginin çeşitli şekillerde işlenmesine dair zihinsel faaliyetlerin kesinlikle bilincinde oldukları söylenebilir: 

Orta Asya'da iken görünüşe göre bizler, düşünmek konusunda bayağı zaman harcamış ve deneyim elde etmişiz. Bunun kanıtı, bulduğumuz kelimelerin sayısı ve aralarındaki anlam farklıkları. Yönetmek, inanç sistemlerimizi anlamak ve yaymak, bu bilgileri yönetime dahil etmek ve şekillendirmek için kesinlikle bunu yapmışız. Çünkü yazılı kaynaklarımızla bunu kanıtlayabiliyoruz. Sanatta ya da edebiyatta ise bir ihtimal yapmışız. Henüz kanıtlarımız yeterli değil. 

Kendiliğinden ilk anlamı soyut olan, doğrudan, başından itibaren düşünmek ve anlamak ile ilişkili olan bu kelimeler, oldukça önemli göstergeler. Eski Türkçe kelimelerimizin kimi mantıksal süreçlere, kimi algılamayı, kimi hatırında tutmayı, kimi düşünmeyi, kimi de anlamayı işaret ediyor. 

Bu büyük zenginlik bakalım süreçte neye dönüşmüş?

Mevcut kaynaklarda iç içe tanımlandıklarından birlikte ele aldığım zekâ ve akıl kelimelerinin, günümüzde yakın anlamlılarını şöyle sıralayabiliriz:

akıl, algı, an, anlak, anlama, anlayış, anlık, basiret, bellek, beyin, bilinç, derk, dimağ, düşünce, entelekt, feraset, fikir, hafıza, havsala, huş, iç, idrak, ihata, irfan, izan, kafa, kariha, kavrayış, kiyaset, muhakeme, müdrike, müfekkire, öngörüş, sağduyu, şuur, öğüt, tavsiye, us, yargı, yargılama, zekâ, zekâvet, zeyreklik, zihin …

Bu kelimeler akıl ile zekânın bir yetenek, bir düşünme biçimi ya da süreci, bir organ ya da hafıza ile ilgili olduğunu gösteriyor. Liste devam edebiliyor, çünkü saksı gibi argo kelimeler, akıl ve zekâya dayalı deyimsel ifadeler listede bulunmuyor. Listede dikkatimi çeken ilk durum, bu kelimelerin yarısının yabancı kökenli olduğu. Pek çoğunun da en azından günlük Türkçede kullanılmadıkları. Acaba Eski Türkçe kökenli kalsalardı, akıl ve zekâ süreçlerimizin verimliliğinde bir değişiklik olur muydu? Bu, zekâ problemimiz olduğuna dair bir vurgu değildir. Vurgum şu soru: Düşüncenin yansıması olan ve aynı zamanda düşünceyi zenginleştiren geniş anlamda dil, eğer bu tür kelimelerin arasında mantık süreçlerinin gerektirdiği bağlantıları daha rahat yapabilseydi, bu, düşünce üretimlerimize ne kadar yansırdı?


Aklın yolu gerçekten bir mi?

Hâlâ akıl ve zekâ kelimelerinin neden birbirilerinin içine bu kadar girdiğini aklım almıyor. Hele bir de yapay zekâ ifadesine Batılıların intelligence yani akıl (zekâ değil), Doğuluların ise zekâ (akıl değil) demesine hiç aklım almıyor? Bunun bir cevabı olmalı; hem biraz daha geniş, hem biraz daha derin bakmalı.  

Arapça ve Türkçe genel kaynaklara, yani sözlüklere ve ansiklopedik bilgilere göre akıl kavramı, aynı zamanda iyi-doğru, güzel-çirkin, yanlış-doğru gibi toplumsal ahlâk ve din kurallarını kapsamış. Akil insan, makul düşünce, akli sorular gibi dilsel ifadeler bunu bize kanıtlıyor. Halbuki inteligence kelimesinin özünde bu ayırım yok. İngiliz dili akil (wise) ve akli (rational, logical, intelectual) arasında ayrım gözetiyor. Kaldı ki Türkçede akil aslında wise değil, bilge kişi. Bilgelik, Türkçe algısında wise kelimesine göre bir farklılığa sahip. akli kelimesinin ise, tıpkı İngilizceki akla yatkın, akıllıca, zekice gibi anlamları olsa da bir farkı daha var. Zamanında tanrı ve tanrıçalara ya da hanların koyduğu, şimdi ise Allah‘ın ve devlet koyduğu kurallara da uygun olma kriterini barındırıyor içinde. Çağdaş Anadolu Türkü için bugün ise ahlâki, hatta artık etik yaklaşımı da barındırıyor görünüyor. TUD verilerinden bazıları zekâ ve akıl kelimelerinin ülke kurma, yönetme, kendini değerlendirme konuları çerçevesinde bu anlamı barındırarak kullanılmakta olduğunu gösteriyor. zekâ ve akıl kelimeleri, varoluşlarından bu yana aynı zamanda iyi-kötü değerlendirmesini barındırıyor. Sadece mantık örgüsü ya da silsilesi olarak değil, bunu Batı dillerindeki kavramlar da yapıyor. Türkçe bunu, değer yaratma ve yayma olarak da yansıtıyor. Batı dilleri bu eksikliği (bakış açısına göre bu anlam bulanıklığını) ek kelimeler kullanarak çözmeye odakalanmış: rational thinking, ethical intellect, moral reflection vb.

Görünüşe göre, akıl ve zekâ kavramlarını çözememişiz. Öte yandan da aklın yolu bir görünüyor. Garip bir çelişki gibi görünen bu durumda aslında bir çeşitlilik bütünleşmesine gidiş var. Ortak bir zekâ ya da akıl yaratmaya çalışmak.


Yapay versus Doğal…Ne olacak şimdi?

Teknolojiyi alır kullanırız diye düşünüyoruz sadece. Basit düzeyde kullanıcı olmayı belki başarabiliyoruz. Bu, her türlü teknoloji için geçerli. İki hikaye paylaşmama izin verin: 

1990’lara giriyoruz ya da girdik. Adı lazım değil önemli bir finans kurumundayız. Devletin bir kurumu. Türkiye‘ye gelen ilk bilgisayar karşısında muhtemelen önceden hazırlanmış bir ekip var. Harıl harıl çalışıyorlar. Biraz bilgisayardan anlayan birileri var olmalı ya da belki bir danışman geldi bilgisayarla birlikte. Durumu, işleyici, kapasiteyi filan anlatıyor. Çalışan ekip ne yapıyor biliyor musunuz? Bilgisayarın kullanılmasını sağlayacak ilgili menüleri Türkçeye çeviriyor.   Bu çalışmaya katılan çok yakın birinden biliyorum bu hikayeyi. Günlerce, haftalarca uğraşmışlar. 

Kaydet mi desek şu düğmeye, yoksa koru mu?“

„Yok yok, korumak olmaz, oturmuyor. Kaydet olsun“

„Ama İngilizce save, korumak demek?“

Ya evet, öyle de, save başka anlamlara da geliyor. Bence kaydet olsun…“. 

Aradan yıllar geçip Türkçe hakkında çalışan bir dilci olduktan sonra TDK tarafından yayınlanan Bilişim Terimleri Sözlüğünü yazan Prof. Dr. Aydın Köksal ile de tanışma fırsatım oldu. Türkçe tarihinde, kültürümüze hızla girip de Türkçeleştirmenin başarıldığı bir alandı bilgisayar terimleri. Kelimenin kendisi bile çok güzel. Yaptığı işten çok memnundu Aydın bey. Ben de sevinmiştim. Başarıydı hakikaten. O dönemde pek çok uzman ve alanında yetkin kişilerle el birliği içinde üretilen bu terimler Anadolu Türkleri tarafından hemen sahiplenildi. Bence bugün yazılım ve donanım konusunda bir şeyler üretebiliyorsak bunun katkısı kesinlikle yadsınamaz. Ancak yine de şunu söylemem lazım: Bir şeyin adını koymak, o şeyi üreten akla sahip olabilmek anlamına gelmiyor. Sadece almış oluyorsunuz, algılama, anlamlandırma ve yaratma süreçleriniz besleniyor. Asıl katkı, o nesneyi üreten aklın arka planını emmeye başlayabilince gerçekleşiyor. Emmek derken sadece o bilgiyi almaktan bahsetmiyorum. Aldınız, onu işleyebilmekten bahsediyorum. Yani düşünmekten…. Zihnin her yönüyle, her sonucuyla, her hareketiyle o aldığını kullanılmasından bahsediyorum. Sadece almasından ve anlam vermesinden değil. 

O halde bir de düşünmek eylemini gündeme getirmek gerekir. Anadolu Türkçesinde, düşünmek ile hızlı bir taramayla bulduğum ilgili kelimeleri buraya bırakayım: 

algılamak, analiz etmek, anlamak, anlamlandırmak, dalmak, derin düşünmek, düşlemek, hayal etmek, hesaplamak, imgelemek, kavramak, kavramlaştırmak, kurmak, muhakeme etmek, muhasebesini yapmak, mütalaa etmek, ölçmek, sentezlemek, tahayyül etmek, tartmak, tasarlamak, tasımlamak, tasavvur etmek, tefekkür etmek, uslamlamak, varsaymak …


Elbette liste tam değil. Nüanslarla dolu pek çok deyimsel ifade de eşlik ediyor bu listeye. Elemeyi yaparken "Seni düşünüyorum, endişeleniyorum" gibi bir düşünmeyi kenarda bıraktım. Ayrıca "Ben öyle düşünüyorum ya da düşünmüyorum" gibi bir ifade anlamında kullanılan sanmak, inanmak ve muadili eylemleri de hariç tuttum. Hedefim zihinsel süreçleri yansıtan eylemler bulmaya odaklı kaldı. 26 tane eylem. Bunlardan analiz ve mütalaa gibi yabancı kökenli kelimelerin, hep vurguladığım gibi zihinsel bağlantılarından bihaberiz. Bir iki tanesi de yeni ya da öz Türkçe gibi akımlarla dilimize yeni girmiş (yani, henüz toplumsal düzeyde kabul edilmemiş, pek de kullanılmayan kelimeler, belki de hiç kullanılmayacaklar). Kaldı 14. Nicel bir döküm yaparak değer düşürmeye çalışmıyorum. Yeni sorular ortaya atmaya çalışıyorum: Zihinsel işlem süreçleri gerçekten bu kadar mı bizim için? Kavramsal boyutlarda toplumsal düşünce üretimi yapabiliyor muyuz? Bunları nasıl kayda alıyoruz? Bir sonraki kuşağa aktarım biçimlerimiz ne? Çok düşünüyoruz, iyi, güzel, hoş da düşündüklerimiz nerede? Toplumsal bir zihin yaratabildik mi? Üst düzey teknolojiye hiç bakmayalım, tornavida, klavye, şanzıman kelimelerine bir büyüteç tutsak? Bunları gerçekten yaratıldıkları akıl ile mi kullanıyoruz? Yoksa basit kullanıcı düzeyinde miyiz? Yapay zeka kullanımı konusunda sayılar artıyor ülkemizde. Bu sayılar, nitelik bakımından gözlemlenebilse acaba kaça düşer? 

İkinci hikayem de yine zamanına ait bir yeni teknoloji ile ilgili. Yine adı lazım değil bir devlet kurumundayız. Yine aynı yıllar sayılır, 90‘lardayız. Bu kurum, yurtdışı tanıtım ve bilgilendirme yapmaktadır. O dönemler bir silindir aracılığı ile kağıda baskı yapabilen çoğaltım sistemleri kullanılıyor. Bir kişi başında durur, silindiri çevirdikçe bir kağıda baskı çıkar, o kağıt düşer, ikinci kağıda baskı yapılır. Mumlu bir kağıda hazırlanmış özel bir kopyası vardır basılan sayfanın. Ara ara o tükenir, onu da yenilemek gerekir. Mesela 5 sayfalık bir haber bülteninin mesela 200 adet basılması için o çarkın 1000 defa çevrilmesi gerekir, şablonun da belki 5 defa değişmesi, 5 sayfa ise 25 değiştirme demektir bu. Sonra da 5’er sayfalık bültenlere dönüştürmek için her yığından birer sayfa alınır, zımbalanır, adresler yazılır ya da yapıştırılır ve PTT’ye gönderilir, bir kısmı elden dağıtılır. Sonra bu makinelerin otomatikleri çıktı. Artık çevirmeye gerek yoktu. Şablonu da öyle sık sık değiştirmiliyordu. Bu makineye uyum çok hızlı oldu. Günlerden bir gün bu kuruma bir makine gelir. Yurtdışından muhtemelen destek aracılığıyla gelmiştir. Müthiş bir fotokopi makinasıdır. Neredeyse tek düğmeye basarak renkli baskı alabilmektedir ve bunu oldukça kısa bir sürede yapabilmektedir. Ne yazık ki makinenin nasıl kullanılacağını anlatan kimse yoktur; aranır birileri, bulunamaz. Ne olur makine? İlgili kurumun bir deposunda duradurur. Bir gün birileri ben bunu kullanmayı başarırım diye depoya girip bakar, makineyi çıkarır ve çalıştırmaya çabalar. Ancak makine çalışmaz. Çünkü çürümüştür. 

Bu örnek olaydan yola çıkarak sorular sormak istiyorum. Öncelikle yapay zekayı kullanmaya çalışan kendime sormak istiyorum bu soruyu: Prompt nedir, prompt benim sorumu nasıl algılar, neye göre nasıl cevap verir; token ne işe yarar, neyi sayar, nasıl sayar, adının token olarak konulmasının sebebi nedir? Structured output, code execution, function calling, grounding ve daha bilimum terim nedir, ne tür işlevlerdir bunlar, ve neden bu işlevlere ya da şeylere ihtiyaç duyulur? Bütün bu işlevleri alıp daha bir yerlere götüremeyeceksem kişi olarak bunlar ne işime yarayacaktır, geleceğe bunlarla ne bırakabilirim? Yaptığım bütün hamlelerin çevre ve iklim koşullarına nasıl bir yükü var? Bunu azaltabilir miyim? Yeni fikirler bulabilir miyim? Tüm bu durumlarda ben, basit kullanıcı olarak yeni dünya sisteminin neresinde nasıl bir fonksiyona sahip oluyorum? Tüm bu sistemi yaratan son 50 yıllık ortak aklı anlamam mümkün mü? Bundan sonra gelecek ya da olacak olan her şeyi nasıl anlarım? O halde benim artık anlamayan, algılayamayan, fikir üretemeyen kategorisine geçmem çokda uzun sürmeyecek. Belki de hep öyleydi, ben başka türlü sanıyordum. Kişi olarak bilmek, artık ne demek?

---

Bütün bunlar üzerinde kafa yormaya davet ediyorum. Bilgiyi almak, bilgiyi belli zihinsel veriler doğrultusunda anlamlandırmak, bilgiyi değerlendirmek, bilgiyi işlemek, bilgiden sonuçlar üretmek gibi fonksiyonlar olmadan yapay zekânın karşısında ondan daha yapay kaldığımızı düşünüyorum. Ki burada geçen „bilgi“ kelimesinin de oldukça geniş kapsamlı bir terim olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizeyim; sadece enformasyon değil, her tür bilgi. Bilgeliğe dek uzanan; koku, ses ve renk ya da boyut gibi algılarımızla beslediğimiz, duygusal bilgi ve verilere eklediğimiz, belki hormonlarımızla da şekillenen biyo-fizik-kimya; psiko-sosyo-politik-istisadi, dini-ahlaki-etik ve felsefi bilgi. Hakikaten, düşünüyorum ya da biliyorum demek, ne demek? 



Kaynaklar:

(Bu çalışmada yapay zekâdan kısmen yararlanılmıştır)


Arabdict. https://www.arabdict.com/en (alıntılama tarihi, 2024)

Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul. https://www.lugatim.com/s/ (alıntılama tarihi 2024)

Benzer Kelimeler Sözlüğü, https://www.benzerkelimeler.com (alıntılama tarihi 2024)

Edward William Lane, Arabic-English Lexicon, 6-8. ciltler, Stanley Lane-Poole baskısı, 8 cilt (Londra: Williams ve Norgate, 1863-93). www.laneslexicon.com  (alıntılama tarihi,2024)

İslam Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/ (alıntılama tarihi, 2024)

Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi. https://www.nisanyansozluk.com/ (alıntılama tarihi, 2024)

TDK. Genel Sözlük. www.tdk.gov.tr (alıntılama tarihi 2024)

The Hawranani Arabic Lexicon. https://arabiclexicon.hawramani.com (alıntılama tarihi, 2024)

The Arabic Lexicon. https://arabiclexicon.hawramani.com (alıntılama tarihi, 2024)

TUD. Türkçenin Ulusal Derlemi. https://v3.tnc.org.tr/ (alıntılama tarihi, 2024)

Türk, Vahit. (2006). “Türkçede ö-, ög, ögür, öğren-, öğret Kelimeleri”. Hacettepe Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Sayı 4, Bahar 2006, s.5-15. 

Yurtbaşı, Metin. (1996). Eş ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü. MEM Ofset. Ankara.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder