21 Mayıs 2026 Perşembe

 

Özgürlüğe ya da Mapusluğa: Bağ, Bağlılık ve Bağım?

(Heybe: Sosyal Hizmet ve Politika Dergisi, 2025, sayı 9)

Giriş


Bu sayımızın teması bağımlılık. Değerli Heybe edisyonu bana bunu bildirdiğinde aklıma hemen kelimenin karşıtı geldi. Bağımsızlık, kelimemizin karşıtı mıydı? Yoksa değil miydi? Bir şaşkınlık yaşadım. Neydi acaba karşıtı bağımlılığın? Aralarında bir ilişki var mıydı? Hani mesela şekerli X şekersiz gibi bir karşıtlığı yaratan -lı x -sız ekleri, karşıtlık yaratacağına, evli ve evsiz örneklerinde olduğu gibi bu sefer anlam ilişkisi olmayan iki kelime mi yaratmıştı?

Sonra “bağımlılık” ile birlikte kullanılan kelimeler aklıma geldi. Bir kelimenin çevresini algılamak için yaptığım ilk işlerden biridir.  “bağımlılık tedavisi”, “bağımlı devlet”, “madde bağımlısı”, “insan bağımlısı” gibi yapılar sardı aklımı. Bağımlı-bağımsız karşıtlığını anlamak için gövdeye ineyim dedim. “Bağım”a baktım.  Dilimize yeni Türkçe kelimeler kazandırma çalışmaları sırasında bulunmuş bir kelime. İyice şaşkınlık bürüdü zihnimi… Ne demekti acaba?  Karşılık olarak “insan veya insanların, düşüncelerin, nesnelerin gücü ve etkisi” gibi, benim de biraz genişlettiğim bir tanım koyayım buraya. Ama kelime tutmamıştı. Başka bir deyişle aslında yoktu “bağım”

“Bağımlı” kelimesi ise vardı. Siyasi anlamda da vardı. Siyaset bilimleri, ekonomistler, haberciler habire bağımlı yönetimlerden, bağımlı kılan politikalardan bahsediyordu işte. Madde ve kumar bağımlılığı anlamında, hatta son dönemlerde telefon, anne, alışveriş, çöp gibi belki de yüzü aşkın konuda bağımlılık diye bir olgudan söz ediliyordu. “Artık elektriğe, internete bağımlıyız” da deniyordu. Yaşamsal bir olgu muydu bağımlılık? İnsan mesela nefes almaya bağımlı mıydı? Yemeğe bağımlı olmak diye bir şey var ama yemek yemeden de, tıpkı nefes gibi hayatta kalınmıyordu. Hayatımız nefes almaya ve yemek yemeğe “bağlı” mı idi? Evetse bu sorunun cevabı;  “bağlı” olmak ile “bağımlı” olmak arasındaki çizgiyi biz Türkçede (yani toplum olarak ortak aklımızda) nasıl çizmiştik? “bağ” ile, şu kullanılmayan “bağım” arasında nasıl bir fark vardı? Peki ya “bağıntı”, “bağlantı”, “bağlaşık” ve dahası da neydi? Beynimdeki nöronlar arasındaki bağlantılar yanmaya başladı. Durum karışıktı; düğümleri bol, karman çorman bir yün çilesi gibi. İnsan olarak “bağ” ve “bağlanmak” konusunu çözememişiz gibi görünüyordu. En azından dildeki yansıması böyleydi sanki. 

Düğüm dolu yün çilesinin bir ucundan bir ip çektim ve orayı keserek başlamaya karar verdim: Çalışmam “bağ” kelimesinin analizi ile başlıyor mecburen. Adını “İlk kez kim, neyi, neyle bağladı?” koyduğum ilk bölümde bağ kelimesinin kökenini, tarihsel ve güncel anlamlarını ele aldım. Bu verilerle “Bağ değil, Düğüm Dolu Yün Çilesi” adlı ikinci bölümde kelimemizin kullanım alanlarını taradım ve bulduğum bağ türlerini belirledim. Aynı bölümde kelimemizin ilişkide olduğu diğer kelimeleri (sıfatlar, eylemer ve deyimler) belirledim. Adını “Bağın bağları” verdiğim üçüncü bölümde tüm bu veriler aracılığı ile bağın kavramsal çerçevesini çizmeye çalıştım. Kavramsal çerçevenin, bağ kelimesinden doğan diğer kelimelerle olan bağlantısını inceledim. Tüm bu veriler ışığında “Bağlı versus bağımlılık” adlı dördüncü son bölümde ise “bağımlı” kelimesine dair bulgu ve yorumlarım bulunuyor.

I. İlk kez kim neyi, neyle bağladı? Ya bugün ne yapıyoruz? 

bağ kelimesi, bugünkü anlamlarıyla oldukça eski kayıtlarda bulunabilen bir kelime. Kanar, XII.-XIV. yüzyıl kelimelerini ele aldığı sözlüğünde bu kelimemizin “yıldızların bağı kopacak” şeklinde bir kullanımını sunmuş. Nişanyan “Eski Türkçe baġ1. bağlama eylemi, bağ, düğüm, 2. bağlı şey, bohça, ittifak” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Türkçe ba- “bağlamak” eyleminden Eski Türkçe +I(g) ekiyle türetilmiştir.” diyor. Bayat ve Çınar, olağan anlamlar dışında bir de “köstek”, “bohça”, “sargı”, “kitap bölümü veya cilt”; “kabile, müttefik” şeklinde tanımlamış. TDK ise, yeni yayımlamaya başladığı Köken Bilgisi Sözlüğü Deneme Sürümünde şöyle bir belirleme yapmış: “Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. (...)”. Kelimenin devamında ““bağ, düğüm, kemer, ilişki, konfederasyon” gibi çeşitli kavramları da karşılamaktadır” diyen TDK bağ kelimesine ait  “ilk örnekler ise, yine 8. yüzyıla tarihlendirilen erken Maniheist metinlerde görülür” notu ile “Biş bag bodun -Beş birleşmiş boy-” örneğini vermiş. 

Kaynaklarımız bağ kelimesinin oldukça eski bir kelime olduğunu doğruluyor. 8. yüzyılda birleşme, ittifak kurma gibi anlamlarla kullanıldığına göre, başka bir deyişle somut anlamından soyut bir anlam kazandığına göre bundan öncesi de en azından 1-2 yüzyıl demeliyiz, yani en geç 6. yüzyıldan, muhtemelen çok daha öncesinden beri bağ kelimesi var. 

Bu noktada şu dikkatimi çekti. Acaba bizim sazımız olan “bağlama”nın konuyla ilgisi ve geçmişi neydi? “beste yapmak, sesleri bağlamak” tanımıyla Kanar (2018) dışında bu konuda bir gönderme yapan bir sözlüğe erişemedim. Sesleri ve müzik notalarını bugün kesinlikle bağlıyoruz. Ama bağlama kelimesinin yaşı? Bunu tam olarak öğrenemedim, eski bir kelime olması aklıma yatıyor sadece.  bağlamanın peşinde iz sürerken bir de Eski Türkçe “bağda-” eylemi ile karşılaştım. “Güreşte ayak ile rakibini düşürmek, çelme takmak” anlamına gelen bir kelime imiş. Bu örnekler de “bağ” kelimesinin; hem sanata, hem da halk yaşamına sirayet ederek sosyal aklımızın derinlerine kök salmış bir kelime olduğunu ve kelimenin yaşına dair bir önceki paragrafta ileri sürdüğüm tahmini doğrular nitelikte.

Bu, şu anlamda çok ilginç. Müslüman Arap kültürünün etkisi altında kendi kelimelerini terk edip Farsça ve Arapça kökenli kelimeleri alan Türkler, tarihsel süreç içinde bağ kelimesinden vazgeçmemişler. Belli ki var oldukları andan itibaren “bağlamış, bağlanmışlar”. Gerçi “rabıt, iptila, ittifak” gibi kelimeleri de almışlar ama bağ kelimesinin hem içine hem de yanı sırasına koymuşlar bunları. 

bağın tarihsel anlamlarına baktıktan sonra günümüz anlamlarına da göz atmakta yarar var. Aşağıdaki tanım, yine bir birleştirme, bir derleme. Elimdeki sözlük kaynaklarının tanımlarını, ayrıca tüm diğer verileri bir araya getirdim. Somut anlamdan (1-3. anlamlar) soyut anlama (4-5. anlamlar) doğru geçiş yapmayı uygun gördüm. Aynı anlam gruplarına nadir ya da yaygın kullanım gözetmeden halk dili kullanımlarını yerleştirdim. Daha sonra da terimsel kullanımları. Son olarak da ilgili anlam gruplarına dahil olmayan diğer halk dili anlamlarını sıraladım. Kelimemizi “bağ1” şeklinde gösteriyorum, çünkü incelemekte olduğumuz bağ kelimesi ile aynı şekilde yazılan ve okunan, ancak bahçe anlamı ve kök kaynağı bakımından kapsam dışı bıraktığım bir “bağ2” daha var.  

bağ1, ad  

1. iki veya daha fazla nesneyi birbirine tutturmak için gereken ip, kumaş, şerit, tel gibi malzemeler; bunlarla bağlama işi sonucunda oluşan nesne. 

2. Bir şeyin etrafının sarılarak, dolanılarak oluşturulan nesne, sargı; (halk dilinde) Yün ya da ipek kadın kemeri; fıçı etrafındaki metal çember, dört tekerlekli arabalarda dingili yastık altına bağlayan vidalı demir, (esk.) kuşak.  

3. Aynı türden, özellikle yenebilir bitkilerin bir araya getirilmesi sonucu oluşan grup: Demet, deste, balya. (halk dili) Ot destelerinin en büyüğü, yaklaşık olarak 100-150 kg. gelen kendir demeti, beş çile pamuk ipliği  

4. İnsanın insanlarla (grup, topluluk ve tüm toplum dahil) veya canlılarla kurdukları etkileşim, iletişim, ilişki. 

5. (konu, mesele, nesne) İlişki, ilgi, alaka 

6. (canlı bilimleri) Eklem hareketini sağlayan kas lifi şeritleri (bağ doku da denir) 

7.(fizik-kimya) Atomun veya yükünlerin bağımsız moleküller oluşturmasını sağlayan kuvvetlerden doğan etkileşim türü.

8. (bilişim) bir veri tutanağını başka bir veri tutanağına yönlendiren veri öğesi, link. 

9. (müzik) Nota yazımında birden fazla sesin bir arada olduğunu gösteren kavis işareti, bağlama da denir.   

9. (halk dili) Boğazda deri altında olan şiş, guatr 

10. (halk dili) Akarsuların seviyesini yükseltmek, suları toplamak veya başka yöne çevirmek için yapılan bent 

11. (halk dili) Bina katlarının her biri (ahır bağı, orta bağ, üst bağ), katları ayıran ağaç kısım. 


Bu kadar mıydı? bağ kelimesini doğrudan ilgilendiren anlamlar bakımından evet. Ama kelimemizin kavramsal çerçevesini çizmek için dahasını bulmak lazımdı. Kelimenin bağlamınlarına da bakmalıydı. 

II. Bağ Değil, Düğüm Dolu Yün Çilesi!

Evet, bağ kelimesi o kadar yüklü ki bağlamsız değerlendirme büyük bir eksikliğe yol açacaktı. Bağlamı kurmak benim için, incelediğim kelimenin önünde ve arkasında bulunan kelimeleri taramak, bunları sınıflandırmaya çalışmak demek. Doğal olarak genel sözlükler bu konuda çok yetersiz kalır. Çünkü bir sözlük sadece kelimenin, kendi başına anlamı ile ilgilenir. Ya cümleler içinde neler üretiyordu bağlar?

TUD verileri yine çok işime yaradı. “bağ” kelimesini aldım, içinden bahçe anlamına gelenleri ayıkladım, geriye yaklaşık 1200 tane cümle kaldı. Bunların önündeki ve arkasındaki kelimelerine göre sınıflamasını yaptım. Dört listem oldu: (1) bağ kurma biçimlerimiz (eylem), (2) kurduğumuz bağların nitelikleri (sıfatlar ve nitelemeler) ve (3) bağ türleri, son olarak da (4) bağ kelimesinin deyimsel (başka bir deyişle toplum-düşünsel, -felsefi, -sanatsal) ifadeleri.  

Eylemlerle başlayalım. 80’e yakın eylem buldum. En çok “kurulan bağ” var (aynı zamanda yaratmak, oluşturmak, var etmek gibi aynı anlama gelebilecek eylemler dahil). Bunların toplam sayısı 600’ü geçiyor. Toplam 1200 cümlenin yarısı. “Olmak, var olmak, bulunmak” gibi eylemlerle ifade edilen ya da sıfatlandırılan bağ kelimesi şaşırtıcı şekilde çok az çıktı. 100’ü geçmiyor. Bu, “doğal olarak, kendiliğinden var olan” bağların dilsel olarak pek de ilgimizi çekmediğini gösterdi bana. Kanıksamış görüyoruz bu tür bağları. Başka bir deyişle, bağın kurgusal ve yapay boyutunu daha çok dikkate alıyoruz. Bu yüzden doğal bağlar, sadece “var” (“var olmak”, “mevcut olmak”, “bulunmak” ve muadil eylemer dahil). 

Bu saptamayla birlikte şu soru aklıma geliyor: Madem öyle ve derdimiz yapay bağlarla, o halde bu dertler neler ola ki acaba?  Diğer eylemler yol göstericim olacaktı:

Daha çok “ iyileştirmemiz, güçlendirmemiz, onarmamız”; var olmadıkları için “kurmamız ya da bozup yeniden yaratmamız” gereken bağlarla bir derdimiz var görünüyor. Mesela kurulan ya da oluşan bir bağ aynı zamanda “çözülebilir, kopabilir” de. Toprak dökülmesin diye bir çukura ya da taşmasın diye bir akarsuya inşa edilen bir bağ, kendiliğinden o istenmeyen duruma “engel olmak”tadır ve ayrıca “yıkılabilir”. O halde bir bağ; her ne kadar bağ ve ilgi kursa da aynı zamanda engelleyebiliyor, düğümleyebiliyor, tıkayabiliyor. Bazı bağlar ise zaten yıkılmak üzere kurulmuş da olabilir. O zaman bu bağları “koparmak”, “yıkmak”, “yok etmek” de gündeme gelebiliyor. En azından bağları oluşturan gerekçelerdeki “ezberleri bozmak”, “yeniden kurmak” gerekiyor. Özetle bağ kurmak bir süreç. İp bağlar gibi atılmış bir düğümden ibaret değil. Bir süreç olduğunu gösteren başka eylemlerden örnekleri de buraya kanıt olarak bırakalım: “açıklığa kavuşturulmak, bozulmak, değişiklik göstermek, gevşemek, hissetmek, içine sokmak, ihmal etmek, ivme kazanmak, kaybolmak, nasırlaşmak, parçalanmak, sürmek, yaralamak vb.” 

Bu eylem listesinden de şöyle bir sonuç çıkarıyorum: Bir Türk, hem bağ kurmaya (en geniş anlamıyla, aidiyet dahil “ilişki”) çalışıyor; bu bağları kendi varoluşu adına güçlü tutmak zorunda hissediyor; beğenmediği bağları şartları uygunsa koparıyor, beğendiklerini de çaba sarf ederek güçlü tutma eğilimi sergiliyor. Türklere çok önemli bir şey ifade ediyor ediyor bu “bağ

Peki, şu ana kadar tespit ettiğimiz bağlar nasıl bağlardır? Onları  nasıl betimliyoruz? Bu sorulara cevap verebilmek için sıfatlarımıza bakalım:

1200 veri arasından sosyal ve sosyal-psikolojik bağlamda toplam 70 sıfat saptadım. Bunların 30 tanesi nötr anlam taşıyan nitelemeler (temel, ortak, içsel, geçen vb). Nötr anlam taşıyanların içinde nicelik nitelemesi yapanlar da ilgimi çekti: bazı, birkaç, bütün. Demek Türkün sosyal ve sosyal psikolojik bağlamda bağ dediği tekli değil, çoklu bir bağ. Yine nötr anlamları arasındaki diğer, başka, öteki gibi kelimelerin yoğunluğu bu savımı kısmen destekler nitelikte. Sıfatların arasında olan diğer bir 30 tanesi olumlu nitelemeler barındırıyor (yoğun, uygun, kuvvetli, kalıcı, hoş, gerçek vb.) ve olumsuz nitelemeler sadece 10 taneden ibaret (zayıf, garip, kısır, dağınık, ıssız vb). Bu, benim için şaşırtıcı bir sonuç. Genelde dert, sorun, sıkıntı ve üzüntü odaklı düşünce ve eyleme içinde olan biz Türkler, bağ söz konusu olduğunda tarafsız ya da olumlu güçlü bir duruş sergiliyoruz. Bizim için bağ hem kendiliğinden hem de yüklediklerimiz sayesinde de olumlu anlam birimciklere daha çok sahip.  

Yukarıda ele aldığım 70 sıfat dışında saptadığım bir de terimsel olarak kullanılan bağları (bağ türleri) oluşturan yapan sıfatlar ve adlar bulunuyor. Bu gruptan toplam 82 bağ çıktı. Onlara da bakalım: 

Kimyasal bağlar (ikili bağ, üçlü bağ, C5-O1 bağı vb.), fiziki-kimyasal bağlar (kovalent, elektron, iyonik, Wanders Waal  vb.) tıbbi bağlar (anatomik, kas, organik, patolojik, kolajen, fibro-vasküler vb), dilbilimsel bağlar (anlambilimsel, sözdizimsel, biçimsel, fonetik vb). Bunların sayısı 66 çıktı. İncelediğim TUD verilerinde jeoloji, coğrafya, sanat tarihi vb. konulu metinler de olabilseydi, sanırım bu bölümde hemen hemen her bilim dalının altında pek çok bağ daha olduğunu görebilecektik (Basit bir arama motoru taraması bile ilgili bir bilim dalında bağ ile kurulmuş pek çok terimin bulunduğunu gösterebiliyor). 82 örneklem arasında pozitif bilimlere ait bu terimler dışında yine sosyolojik ve sosyal psikolojik bir bağlamda tespit ettiğim 16 adet sıfat ve addan da örnekler vermeliyim: cemaatçi, diplomatik, kültürel, sembolik, siyasi, toplumsal, ütopik, dil, din, zihinsel, parasal, ahlâk vb. Bu bölümden de Türk insanının ne tür toplumsal bağlarla içli dışlı olduğu anlaşılıyor. müzik bağı, sanat bağı çıkmadı mesela. Bu saptama elbetteki çok eksik. Elimdeki dar verilerle ileri sürüyorum bu iddiamı. bağ kelimesini betimlemeye yönelik 82 toplam verinin dışında, çokça ilgeç ve kişisel tanımlama da bulunmaktaydı: İlgeçler arasında en çok kullanılanlardan örnekler verelim: ile birlikte, arasında (arasındaki, aralarındaki vb). Belirli bir kişi, canlı ve nesne ile bağlara örnek olarak şunları da örnekleyelim: Mehmet’le, insanla, hayvanla, annesiyle, arkadaşıyla, çevresiyle vb. 

Elimizdeki bu verileri bir de düşünsel ve deyimsel ifadelerle (deyim ve atasözleri) taçlandıralım. Bunların özelliklerinden biri sözlü anlatıma dayalı olmalarıdır. Dolayısıyla yazı dilini pek yansıtmazlar. Sanatsal dokularının olması bunlara derinlik katar. Bu özellikleri ile bakalım: Türk halkının eskiden günümüze kadar getirdiği bağ kelimesinin kültürel değeri ne olabilir? Konuya geçmeden önce, incelediğim kelimenin bağ olduğunu yeniden vurgulamak isterim. bağlı, bağlamak, bağlanmak gibi bağ kelimesinden türemiş diğer kelimelere değinsem bile, bunların içeriksel ve dilsel taramalarını bu çalışmamın sınırları dışında tuttum. 

Bir tane atasözümüz var: “Bakan göze bağ (yasak) olmaz”. Bu atasözü ile bağ kelimesinin yasal, engel, durdurma anlamına geldiğini görüyoruz. Deyimlerimiz, sadece bağ kelimesi söz konusu olduğunda az görünüyor:  Ayak bağı olmak, ayağının bağını çözmek, ayağına bağ vurmak, ayağına bağ olmak. Atasözünde gördüğümüz gibi bağ kelimesinin “engel” anlamı taşıdığını yeniden doğruluyoruz.  Gözündeki bağ çözülmek, çenesinin bağı çözülmek deyimleri mevcut bir engelin ortadan kalktığını dile getiriyor. Dizlerinin bağı çözülmek deyiminde ise mevcut bir bağın, yok olduğunu, dolayısıyla mevcut olması gereken durumun ortadan kalktığını görüyoruz. Muhtemelen burada mevcut bağın düğümlü değil, çözülmüş olması önemli. bağ kelimesinin, kendi anlamında “engel” kullanımının net ortaya çıkmaması oldukça ilginç. Deyimlerde bu anlam başat, diğer anlamlar da deyimselleşmemiş. Bu da ilginç. “engel” anlamının varlığı, muhtemelen “bağlamak” eyleminden kaynaklanıyor. Bu eylemin ilk ve güncel anlamlarında hem sosyal hem de yapısal (inşai) bakımlardan bir şeyin zarar vermesini engellemek anlamı oldukça net.

III. Bağların Bağları 

bağlamak eylemine değinmişken incelememize bağ kelimesinin türevleriyle devam edelim (halk dilinde olanları ve aynı anlamları barındıran türevleri eledim): 

bağcık, bağdaş, bağdaşık, bağdaşmak, bağıl, bağım, bağımlamak, bağımlı, bağımsız, bağın, bağıntı, bağıntıcılık, bağıntılı, bağıntılık, bağıt, bağlaç, bağlama, bağlamak, bağlanmak, bağlantı, bağlantısız, bağlaşık, bağlaşım, bağlaşma, bağlayıcı, bağlı, bağlılık, bağsız, bağsızlık

Kelimemizin türevleri, bağ köküyle nerelere daha düğüm atabileceğimizi de gösteriyor: homojenlik (bağdaşık), görecelik (bağıntılılık), sözleşmeler (bağıt), ittifaklar (bağlaşım, başlaşma) vb.

Buradaki yeni kelimeleri analiz etmek elbette ki başka bir çalışmanın konusu olur. Ancak bağlamak eylemine dokunmadan geçemeyeceğim. bağ kelimesindeki anlamlarla ilişkisi dışında hiç bir yere bağlayamadığım bir durumla karşılaştım. bağlamak eyleminin bir yan anlamı  “hasıl olmak, oluşmak”. Bugün bu bağlamayı, karalar bağlamak gibi bir deyimden, yosun bağlamak, küf bağlamak gibi ifadelerden biliyoruz. Eskiden güzelleşmek, çekici hale gelmek gibi ifadeler için de bağlamak eylemini kullanmışız. Bu anlamı yine doğal bağlara yönlendirmekte fayda olabilir mi? Bilemedim. 

Şimdi ikinci bölümde değindiğim verileri, bu türevlerle birlikte değerlendirerek bağ kelimesinin (odağa aldığım bağlamak, bağ oluşmak ve bağ kurmak ile ilgili) kavramsal çerçevesini çizmeye çalışalım. Buradan hareketle bağım kelimesinin özünü daha iyi yakalamayı umuyor ve buradan da kapak konumuz bağımlılık kelimesine geçmeyi hedefliyorum. 

SOMUT ve ilk oluşan anlamlar (aşağıya doğru)

---

Somuttan soyuta doğru oluşan anlamlar (sağa doğru)

ikinci somut grup

üçüncü somut grup

SOYUT ve ilk oluşan anlamlar (aşağıya doğru)

ikinci soyut grup

1. iki veya daha fazla nesneyi birbirine tutturmak için gereken malzeme; ip, sicim, halat, tel, şerit vb.


2. Bağlama işi sonucunda oluşan şey.

1. su, elektrik, doğal, gaz vb tesisat işlemlerini yapmak


2. su, elektrik vb. abonelik işlemlerini tamamlamak


3. (telefon vb) bir çağrıyı başka birine aktarmak

1. birine aylık, nafaka vb. bağlamak


2. birini sigortaya, sosyal hizmetlere vb. bağlamak


3. sözleşme gerektiren işlerde anlaşmak, işin devamını sağlamak


4. Yasalara uyma, itaat

İLİŞKİ: (insan-canlı)

İnsanın insanlarla (topluluk ve toplum dahil) veya canlılarla kurdukları etkileşim, iletişim, ilişki türleri.



İLİŞKİ: (insan- konu, ortam)

İnsanın, bir konu ve ortamla ilgisi, alakası, uygunluğu.

İLİŞKİ: (konu, mesele, nesne)


ilgi, alaka

3. bir şeyin etrafını sarmak için kullanılan, şerit, kumaş, ince metal; yara sargısı; (esk.) kemer, kuşak, fıçı halkası vb.





4. Aynı türden, özellikle yenebilir bitkilerin bir araya getirilmesi sonucu oluşan grup: Demet, deste, balya





5. (esk. durdurma, alıkoyma)



sonlandırmak, sonuçlandırmak, nihayete erdirmek (iş, konuşma vb)

(deyimsel) bir işi engellemek, tıkamak, çözümsüz bırakmak; elini kolunu bağlamak

6. inşai işlerde duvar çökmesi, toprak akması, su basması gibi olgulara karşı oluşturulan yapılar, bent, bağ, kilit taşı, değirmen freni vb.



(deyimsel) İlişkilerde tıkanıklık, engel, çözümsüzlük; ayak bağı

(deyimsel) soyut anlamda görememe, hareket edememe ya da konuşamama hali; dizlerinin bağı çözülmek, dili bağlanmak vb.

7. bir varlığın üzerinde genellikle biyolojik yollarla başka bir varlığın oluşması; küf, yosun vb. (esk. olumlu ruh halleri ve fiziki özellikler kazanmak)



(deyimsel) depresyona, derin üzüntü haline girme, yas bağlamak, karalar bağlamak




 

Bu şekilde baktığımızda bağ kelimesinin, özünde olumlu anlambirimciklere sahip olduğu dikkatimi çekiyor. “Engel, durdurma” bile olumsuz içerikli bir kelime; bağ söz konusu olduğu zaman kötü bir şeyi durdurma, engelleme anlamında doğmuş. Soyutlandıkça nazik bir şekilde sonlandırma, olumlu bir iş için sonuçlandırma, nihayete erdirme anlamları kazanmış. Elbette olumsuz sonuçlara neden olabilen bağlar da var (kanser hücreleri mesela). Ancak genelde, ortaya çıkış ve gelişme olarak bakıldığında dilsel açıdan olumlu anlambirimciklere sahip bir kelime.  İkinci dikkatimi çeken nokta, hiç, ama gerçekten hiçbir şeyin bağ olmaksızın var olamayacağını hissetmek oldu. Öğle değil mi? Bizi ve etrafımızdaki her şeyi şekillendiren atom ve bileşenleri bile bağ kuruyor. Bağsız bir varlık düşünülemez.  

IV. “Bağlı” versus Bağımlılık

“Bağım” kelimesini tanımlayamadığımız için “bağ” kelimesinden başladık. Kavramsal çerçevesi her ne kadar karışık görünse de bize “bağım”a doğru ilerlemek üzere bir yol haritası ortaya çıkarıyor. 

Türkçede bir eylemden genellikle “-ma”, “-ım” ve “-ış” ekleri ile adlar yaratıyoruz. “-ma” ile yapılan adlaştırma, aslında bir mastar. Bu, eylemin anlam içeriğini, eylemliliğini ya da oluş ve duruşunu doğrudan yansıttığı anlamına gelir. Örnek olarak almak eyleminden “alma” diyelim. Bu ek, Türkçede dilbilgisel olarak da önemli bir adlaştırma ekidir, çünkü iç cümle kurar (örneğin “Bugün almam gerektiğini biliyorum”).  “-ış” eki ile yapılan adlar, daha çok filin hareketini veya oluş durumunu ifade etmesine rağmen nesnel bir anlam da barındırır. Yine almak eyleminden “alış” örneğini verelim.  -ım eki de, örneğimiz “alım”olsun; hareket ve nesnel anlamın yanı sıra edilgen bir anlam da barındırıyor. O halde bir de “bağ” kelimesini eski bir eylem kabul edelim ve buradan üretilmiş olan “bağım” kelimesine daha yakından bakalım. bağlamak eyleminin hareketini bağım kelimesinin ile hem nesnel bir durum hem de bir tür edilgenlik kapsadığını ileri sürebilir miyiz? bağım kelimesinin yaygın bir kullanımda olmayışı, bu soruya evet diyebilmemizin önünde engel. Fakat, sorunun cevabı evet olmalı. bağlamak hareketinin, kim/kimler tarafından nasıl yapıldığı veya oluştuğu belli olmayan sonucu, ortaya çıkan hali bağımdır.

Kavramımız (yani bağımlılık) olumsuz anlam birimciklere sahip olduğuna göre bağ kelimesindeki olumsuz içerikleri bağım kelimesine aktarmalıyız kanaatindeyim. Buna göre “bağım” kelimesinin anlamı hakkında şöyle bir deneme yapabilirim diye düşünüyorum: 

bağım, ad. 

  1. İnsan ilişkilerinde, bağ kurucusunun (kişi/ler veya kurumsal yapılar vb.) tek taraflı aktifleşmesi, böylece kendi talep ve yönlendirmeleri sonucu, bağlanan kişi veya kişilerin pasifleşerek, ciddi derecede tükenmelerine neden olabilen bağ türü.  

  2. İnsanın kendisiyle ilişkisinde, iç veya dış kimyasallarla (hormonlar veya uyuşturucu maddeler) bireysel algı ve anlamlandırma süreçlerinin (şahsi bağlarının)  bozunuma uğramasıyla, kişinin kendi hayatını yönetemeyecek kadar pasifleşerek, ciddi derecede tükenmesine neden olabilen içsel bağ türü.    

Bu tanımdan yola çıkarak nihayet bağımlı ve bağımsız kelimelerine ulaşabiliyoruz. Tanımdaki bağ türünü kuranlar bağımlı, kurmayanlar bağımsızdır. Yazımın girişinde belirttiğim, “birbirlerine karşıt mı bu bağımlılık ve bağımsızlık” sorusu, burada cevap buluyor artık. Kesinlikle birbirlerine karşıtlar. Bağımlıyı bir mapus, bağımsızı ise ya hiç mapus olmamış ya da tahliye olmuş şeklinde somutlayabiliriz. İşte bu anlamda bağımsız olmak, özgür olmaktır, sonucu doğuyor.  

Siyasi bağlamda bağımlılık konusunu değerlendirmeye çalışalım. Bu anlamdaki bağlılık ile bağımlılık arasındaki fark da, yukarıda belirlediğim anlam farkı aracılığı ile çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Halbuki verilerim arasında bu bağlamda kullanılan bağlılık ve bağımlılık kelimeleri de birbirine girmiş vaziyette. Bir hükümet, bir rejim, bir yönetim (aile bile), teknofeodalizm gibi yeni güç odakları dahil olmak üzere küresel güçlerin bağımlılık ilişkisi yaratma çabası, bir bağlılık olarak algılanıyor ya da algılatılıyorsa bu durum, ciddi ve ağır sonuçlara yol açar derim. Toplumsal bir grubun, kendi durumunu iyileştirmek üzere attığı değiştirme, güçlendirme, iyileştirme adımları, son raddede isyanlar, yeni bağ kurma girişimleridir. Ancak toplumsal bir grubun, her ne kadar önce isyan, hıyanet ve devrim şeklinde adlandırılsa da kendi gücüyle ayakta durma talebi, aslında “kendini yeniden yapılandırmaktır”. Toplumsal boyutta olmakla birlikte bireysel değişimi de kapsayan gruplar, toplumcuklar ve toplumlar arası ilişkiler açısından bütünleşik bir “kendini değiştirme çabası” dışında başka çare yoktur.  

Madde veya kumar, cinsellik, insan, yemek, alışveriş, telefon gibi bağımlılık türleri; o nesne veya halin getirdiği dış (maddenin kimyası) veya iç kimyasallar (hormon kimyası) ile zaten var olan zihinsel ve duygusal algı bozuklukları, dolayısıyla da davranış bozuklukları, daha da fazla bozuluyor. Kişi, bunları kendi gerçekliği içinde kendince uslamlaştırıyor. Tıpkı bir miyop kişinin, ilk defa gözlük takana kadar çevreyi bulanık sanması gibi. Bir gün bir şey yapmış veya bir madde ile tanışmıştır. O bulanıklık bu sayede güzel görünmüş, hoş gelmiş, haz vermiştir. Bağımlı kişilik, o güzelliği ve hoşluğu yeniden yeniden yaşamak için bunu tekrarlayıp duruyor. Henüz bağımlı hale gelmemiştir. Risk oluşmuştur. Daha iyisini, daha güzelini yaşamak üzere belki başka arayışlara da yönelebilir. İlgili eylemi veya maddeyi arttırır. İşte artık bağımlılık başlamıştır. Varoluşunu artık bu eyleme ya da maddeye bağlamıştır. Beden bir süre sonra bunsuz hayatta kalamaz hale gelir. Bu “hayatta kalma”nın, “yaşamak” olmadığını vurgulamakta yarar var. Bağımlının kendisi tarafından yönetilemez hale gelmiş olan bir yaşam söz konusu. Sağlık, hukuk, ilişkiler, iş, aş, aşk her şey karman çorman ve ağır sorunludur. Bunun üzerine, bağımlı kişi bu sorunları bastırmak üzere ilgili eylemi ve maddeyi arttırır. Sorunu olmasa da büyük bir beceri ve yaratıcılıkla sorun yaratır. Böyle bir yaşamda kişi, artık kendisiyle olan tüm bağlarını dahi kaybetmiştir. Sadece nefes almak ve bir avuç yemek yiyebilmek için bile bunsuz hareket edememektedir. Kurtulmak için yapabileceği tek şey kendi bireysel gücüyle yeniden ayakta durmayı talep etmektir ve bu, pasif bağlarla yönetildiğini kabul edip aktif olarak yeni bağlar kurmak ve “kendini yeniden yapılandırmak” anlamına gelir. Bireysel boyutta olmakla birlikte, içinde bulunduğu gruplar ve ilişkide bulunduğu gruplar açısından bütünleşik bir “kendini değiştirme çabası” dışında başka çare yoktur.

Hem siyasal anlamda ülkelerin bağımlılığı, hem madde ya da insan bağımlılığı bağlamında insanlar ve canlılar, başka bir deyişle “bağlananlar”, iradi anlamda özgürlüklerini kaybetmişlerdir. Yaratılan ya da oluşan gerçeklik ile var olan gerçeklik arasındaki farkı algılayamamaktadırlar. Bu farkı görebilmeleri, aynı hayatı sürdürebildikleri (veya sürdürdüklerini sandıkları) müddetçe mümkün değildir.

Elbette bu saptama, felsefi anlamda “özgürlük, gerçek” gibi kavramlara bakıldığında son derece muallak sonuçlar oluşturabilir. Ancak söz konusu olan “bağımlılık” ve “sosyal hizmetler” ise, terimi oturtmak adına “bağım” kelimesinin sınırlarını belirlemekte fayda vardır. Böylece bir bağımlının kim olduğu, nasıl hissettiği, yaşadığı dünyanın gerçekleriyle nasıl yüzleşebileceği, kendisini nasıl kandırdığını anlamasının sağlanması; tüm sosyal hizmet araçlarının buna göre organize edilmesi ve en önemlisi, bu çerçevede bağımsızlık yaratabilen politikaların üretilebilmesi mümkün olabilir.  bağımdan kopuk bir bağımlılık, kanımca kabul edilemez. Özellikle şunun için kabul edilemez: İncelediğim verilerde sıklıkla bağlı, bağıntılı, bağıl ve bağımlı gibi kelimelerinin birbirine karıştırıldığını gördüm. Özellikle bağlılık ve bağımlılık arasında çok, ama çok önemli bir karmaşa oluşmuş. Yukarıdaki tüm değerlendirmelerimiz ışığında bağımlılık kelimesinin var oluş anından bu yana olumsuz anlambirimciklere sahip olduğunu ifade etmiştik. Halbuki bağlı kelimesi öyle değil. O da neredeyse tamamen olumlu anlambirimciklere sahip. Elbette bağlılık hali de olumsuz sonuçlara da sebep olabiliyor. Ancak bu durum, bağımlılık halinin başından beri içinde olduğu olumsuzlukla eşdeğer değil. Kısaca bağlılık ve bağımlılık arasında oldukça büyük bir fark var. Bu farkı “bağ” ve “bağım” kelimeleri ortaya koyuyor. Anlam içeriği belirsiz bir “bağım” kelimesi, zihinsel üretim bağlamında “bağımlılık” kavramını ortadan kaldırıyor. İşte bu yüzden “bağım” kelimesi ve içeriği olmadan “bağımlılık” üzerinde durmanın hiçbir anlamı yoktur kanımca.   

Dilimize yansımış ama düşüncelerimize yansıyamamış olan bu farkı açıklayan pek çok iddia ileri sürülebilir. Mesela “madde bağımlılığı” gibi durumlar söz konusu olduğunda bağımlılık kavramının yeniliği ve içeriğinin yeni doluyor olması (hakkında yapılan bilimsel temelli araştırma sonuçlarının yaygınlaşmamış olması, uygulama sonuçlarının henüz değerlendirilmemiş olması) bir sebep olarak görülebilir. Ayrıca, bağımlılık sorununun görmezden gelinmesidir, ciddiye alınmamasıdır da denebilir belki. Sonuçta ağırlıklı olarak Müslüman bir ülkede yaşıyoruz, “Kol kırılır, yen içinde kalır” mantığı ve ayrıca din ve geleneksel ahlâk gibi kurallar gereği üzerini örtme, politik bakımdan geçiştirme eğilimi hakim olmuş olabilir. Bu nedenleri incelemek sağlık ve sosyal hizmet mekanizmalarının nasıl işine yarar, onu bilemem. Gerektiğine kanaat getirilirse bu tür sebepleri ortadan kaldırabilecek yöntemleri de geliştirmekte fayda olabilir. 

Ez cümle;

Sadece 1200 veri üzerinden bu iddiaları ileri sürüyorum. İşin daha kötü tarafı, sadece “bağ” kelimesinin taramasından ibarettir çalışmam. Yani daha bağı, bağını, bağda, bağında, bağdan, bağından, bağları, bağlarını ve diğer çekim ekleri ile toplamda 20 kelime daha taramamın kapsamı dışında kaldı. Hem de TUD verilerinin sadece 1990-2013 arası veriden ibaret olmasıyla (sadece 50 milyon kelime). Güncel veriler yok. Sınırlılık işte. 20 kelimeyi çalışmak sanırım bir yıl sürer. Bütün bu sınırlılık ve kısıtlara rağmen bulabildiğim veri tabanı bol düğümlü yün çilesi çıktı. İlk defa bir çalışmamda bu kadar kafa karışıklığı yaşadım. Bugüne kadar bir kelimenin verilerini topladıktan sonra, hatta bazen toplarken yazımın iskeleti ve sonucu ortaya çıkardı. Bu sefer hem iskeleti hem de sonucu yazarken yaratabildim ve bunlar neredeyse en sona kaldı. İlk başta tespit ettiğim tüm sonuçları kendi kendime çürütüp durdum. Bol şaşkınlık yaşadım. Bu durum bana çok ilginç geldi. Peki bağın bağlarını kurdum mu? Bence birkaç ipucu buldum sadece. Bunun için çok daha derinlikli bir çalışma yapıp, cümlelere veri olarak olarak değil, bağ kelimesinin geçtiği bağlamlara da bakarak neredeyse metin çözümlemesi (discours analysis) yapmak gerekiyor. Kısaca, sanırım bağlarımızı daha çözememişiz. Bereketli taraf bağım kelimesinin tanım denemesini yapmak oldu. Bu denemenin paramparça edilerek, eleştirilerek gelişmesini umarım.