27 Temmuz 2022 Çarşamba

Dön, Dönüş, Dönüştür!

 

 

Dön, Dönüş, Dönüştür!

 

Deniz Kırımsoy Denge

 

Dilimiz, yapılarına göre diller sınıflamasında eklemeli diller arasında. Bu gruba dahil olan diller genelde kök kelimenin yanına gelen eklerle bir yapım ya da dizim elde ederler. Diğer dillerde bu sistem farklı işler[1]. dönüşüm kelimesinin kökü “dön-”. Yanına önce -üş eki gelmiş (-ş, -ış, -iş, -uş ve -üş biçimlerini ya da sadece -ş ekini alabilen bu eki –(I)ş diye gösterelim). Ardından da –üm ekini almış (bu eki de -(I)m diye gösterelim).  Türkçede bazen 8-10 ek arka arkaya dizilebilir. Bu dizilme sırasında da ya yeni bir kelime ya da bir cümle oluşturulur.

dönmekten sonra dönüşmekle devam edelim. Eylem köküne ya da gövdesine gelen –(y)(I)ş ekinin temel özelliği, öznenin ve nesnenin bir eylemi ‘birlikte’ ya da ‘karşılıklı’ yaptığını ifade etmektir (Dilbilgisinde buna işteş çatı adı veriliyor): “Ben seni ararım, sen beni ararsın”; yani ‘araşırız’ (karşılıklılık). “Çocuklar okul bahçesinde hep birlikte bağırdılar” yani ‘bağrıştılar’ (birliktelik). Aynı ekin, yine eylem köküne gelmesiyle ortaya çıkan bir diğer işlevi; özne ve nesnenin aynı olması, dolayısıyla eylemin nesne olarak özneyi etkilemesidir (Dilbilgisinde buna dönüşlü çatı adı veriliyor). “Ben kendimi bir iş için kaldırırım”, yani “Bir işe kalkışırım”; “Kendimi işle sıkmış olurum, yani “Sıkışırım”. Az da olsa eylemlere gelen bu ek edilgen çatı anlamı da taşıyabilir[2]: “Prens fareye dönüştü” (Prens, birisi tarafından dönüştürüldü). dönmek, dönüşmek ve dönüşüm özelinde ilginç bir durumla karşılaştığımı düşünüyorum: Dört çatısı olabilen bir eylem: “Atık cam dönüşümü” örneğinden yola çıkalım: Şişeler hep beraber cama döner (işteş-birlikte), Şişeler kendilerini cama döndürür (dönüşlü). Şişe cama döner, cam şişeye döner (işteş- karşılıklı). Şişe, birisi tarafından dönüştürülür (edilgen). Bu dört cümleyi de tek bir eylemle ifade edebiliyoruz: dönüşür.

dönüşüm kelimesine sadece yapısal olarak bakınca dahi çok yönlü bir hal ortaya çıkıyor. Bu durum ne iyi ki bununla sınırlı kalmayacak. Çok daha baş döndürecek sanki.

En başından başlamalı…

 

 

Dönmek

Eylemin anlamları için öncelikle yine resmi Genel Türkçe Sözlüğümüze ve 1944 ilk basım olmak üzere bütün resmi sözlüklerimize baktım[3]. Tespit ettiğim anlam zenginliğini[4] sınıflamaya kalktım, işin içinden bu kadarla çıkamadım. dönmek ile eşanlamlı olan kelimeleri listeledim[5].  Ardından deyimleri topladım[6]. Son olarak da kullanım alanlarına baktım[7]. O da yetmedi günümüz Türki dillerine baktım[8].

Bütün bu taramalar sonucunda üç kavram grubu toparlayabildim: Yazımın “Dön babam dön” alt başlığında ele aldığım dönmek; ‘somut ya da soyut eğrisel bir hareket’ ifade ediyor. “Devran dönecek mi?” alt başlığında ele aldığım ise ‘somut ya da soyut bir değişim’ ifade ediyor. Son olarak da  “Arapsaçına dönmesin bu yazı?” adlı alt başlıkla ‘gibilik, benzeme’ ifade eden dönmekten bahsedeceğim.

Bu üç alt başlığı tamamladıktan sonra daha sadece dönmek eylemini bitirmiş olacağız. Asıl görevimiz, yani dönüşüm kelimesi bu uzun girizgâhtan sonra başlıyor. “Konumuza dönelim!” başlıklı bu bölümde “dönüşüm” kelimemizin macerasına bakacağız.

Ana başlığımızla aynı olan “Dön, dönüş, dönüştür!” ise sonuç bölümümüz olacak.

Bütün bu hikâyeye başlamadan dönmek eyleminin köklerine bir göz atmak anlamlı olacaktır:

dönmek, elimizdeki kaynaklara göre oldukça eski bir sözcük. İlk kayıtlara göre tön- şeklinde kullanılmış (Nişanyan, alın.2022). Kaşgarî Mahmud’un çalışmaları, kelimenin Oğuz ve Kıpçak dillerinde var olduğunu ileri gösteriyor (12.yy). Gülensoy da aynı şekilde tön- köküne gönderme yapmış. Maalesef sözlükte kaynak tarihine yer verilmediği için, tön- ve bağlantılı diğer kelimelerin hangi süreçleri yaşadığını izlemek mümkün değil[9]. Tonyukuk Yazıtlarında (8.yy) ise tön- eylemi geçmiyor, onun yerine yan- eylemi bulunuyor (Akar, 2022). Bu, elbette –tön- eyleminin o zamanlar kullanılmadığını gösteren bir kanıt değil.  Bugün Türki dillerde de tön- kökü ve yuvarlaklığı ifade eden günümüz kelimelerin (örneğin Kırgızca tekerlek karşılığı döŋölök, yüzük karşılığı töŋkölük) kullanılması da bunu kanıtlıyor. Kelimenin çok eski olduğuna dair başka bir kanıt da günümüzdeki şekliyle dön- kökünden türetilmiş kelime sayısının çokluğu[10]. Elimizdeki kayıtlara göre, tön- eyleminin anlamı şöyle verilmiş: 1. Dönmek, 2. Ters çevrilmek 3. Bir istikamete çevrilmek 4. Değişmek[11].

Tonyukuk Yazıtlarında geçen yan- eylemi ise “1. Tehdit etmek, 2. Taraf olmak, 3. Yana dönmek” şeklinde tanımlanmış[12]. Ad olarak kullanılan yan ise bugünkü anlamına sahipmiş. Tüm tarihsel sözlükler ışığında “taraf” anlamına gelen yan kelimesinin, dönmek (birisine ya da bir şeye doğru yüzünü dönmek) anlamını kazandığını ileri sürmek mümkün. 360 derecelik tam tur dönmek anlamının, kanımca yan- eylemiyle ilgisi olmamalı.

Türki diller taraması yaparken dikkatimi çeken bir de kay- kökü bulunuyor (bkz. dipnot 8). Bayat ve Çınar’a (2008) göre kay- kökünün anlamları “1. kaymak, meyletmek, yönelmek 2. dönmek, arkaya dönüp bakmak 3. dikkat etmek, karşılık vermek 4. bir şeye başvurmak, baş eğmek 5. kabul etmek, desteklemek”. Aynı sözlükte ķaytar- eylemi, “yöneltisinden döndürmek, çevirmek” şeklinde verilmiş. Bayat’a göre (2008) “ķay-: 1. kaymak, ayağa kalkmak, meyletmek 2. caymak 3. arkaya dönmek, arkaya dönüp bakmak 4. ilgi göstermek, kedere ortak olmak”. Ayrıca sözlükteki kaydış- (geri dönmek), ķaydur- (çevirmek), ķayıd- (dönmek, geri dönmek), ķayıt- (dönmek, geri dönmek, vazgeçmek, caymak) ve ķayra ( 1. geri, ters yön, 2. yeniden, tekrar) sözcükleri de kökün dönmek ile ilgisini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Kanar (2018), Orta Türkçeye dair olmasına karşın ilginç bir şekilde sözlüğünde kay- köküne yer vermemiş. Buna rağmen başka bir maddebaşında verdiği kaya kelimesi, ‘taş’ anlamının yanı sıra ‘geri’ anlamına gönderme yapıyor. Ayrıca yine Sözlüğündeki kaya gelmek (geri gelmek), kayda (nerede), kaydan (nereden), kaydırmak (saptırmak, göndermek), kayıkmak (meyletmek, eğilim göstermek, dönmek, sapmak, yüz çevirmek) kelimeleri de kay- kökünün dönmekle bağlantısını gösteriyor. Kanar (2018), sözlüğünde vermiş olduğu Türkçe-Eski Türkçe indeksinde kay- ve tön- kökleri dışında; baş cigrinmek, baş cegzinmek, baş çevzinmek, burılmak, burulmak, cizginmek, çarh urmak, çarha girmek, çegzinmek, çeğzinmek, çekzinmek, çevrinmek, çevrünmek, çezginmek, çizginmek, devritmek eylemlerini de vermiş karşılık olarak. Diğer kaynaklarımda çevrinmek, çevrünmek ile ilgili başka delillere rastlayamadım. çewür-, çevür- şeklinde eylemlere rastlamak mümkün[13]. Bugünkü çevirmek, çevre, çeviri kelimeleri de bu bağlantıyı ortaya koyuyor. Kanar’ın belirttiği çez-, çiz- çeg-, çek-, çez- ile kurduğu bağlantıyı da elimdeki kaynaklarla kuramadım. devrit- eylemi ise biraz karışıkmış gibi görünüyor: Kimi kaynaklar bu kelimenin kökünü Arapça olarak veriyor. Ancak Eski Türkçe kaynaklarda, başka bir deyişle Türkler Müslüman olmadan önce de bir kelime var. Tartışmalar anlamsız görünüyor: Eşsesli iki ayrı kökün varlığı son derece açık. Birisi Eski Türkçe dewür- (bugünkü anlamıyla bildiğimiz gibi, devirmek), diğeri de Arapça kökenli dawr (دور). Örneğin devrim kelimesinin kökü Eski Türkçeye, devre, devretmek, devr-i daim vb. ise Arapçaya dayanıyor. Son olarak da bur- köküne bakalım: burmak ve ilgili kelimelerin tümü bugünkü gibi, o zaman da ‘döngüsel bir hareketle sarmak, sıkmak’ anlamına sahip. Eski Türkçeden gelmiş olan bir eylem ve halen varlığını koruyor.

Tarihsel sözlükler, Eski Türkçeden beri tön- eylemine eşanlamlı pek çok kelime olduğunu ortaya koydu: yan-, çevür-, dewür-, bur-, kay-. Bu da ilginç bir sonuç bence. Demek aslında o zamanlar dahi pek çok dönme hareketini birbirinden ayırmak gereğini hissetmişiz: kendi merkezinde dönmek, bir şeyin etrafında dönmek, vazgeçmek, sararak döndürmek, ters yüz ederek dönmek/döndürmek vb… Bu yöndeki kesin sonucu derin bir metin taraması yaparak söyleyebiliriz. Anlam farklarını ayırmışız evet, ama hangisini, hangi anlamlarda kullanmışız ya da hangisini, hangi dönem kullanmışız da sonra bir ara nasıl bir sebeple vazgeçmişiz? Neden öyle yapmışız? Bu ve benzeri soruların hepsi burada açık kalıyor maalesef.

Peki, acaba neden bu anlam farkları bizim için bu kadar önemli olmuş? O kadar önemli olmuş ki apayrı kelimeler kullanmayı gerekli görmüşüz. Hem de birbirlerine hiç benzemeyen 6 kelime. Kanar da haklıysa, çez/çiz- ile çeg/çek- köklerini de eklersek 8 ayrı kelime. 400lü, 800lü, 1000’li yıllarda! Bu soru aklıma ilk olarak döngüsel zaman kavramını getiriyor. Bu konuya aşağıda yeniden değineceğim. İkinci olarak da Eski Türklerin akıncı kültürünü. Gidip dönmek, karardan dönmek, yana dönmek (ve yanıtlamak) ve benzeri pek çok hareket, oluş, olgu, durum ayrı bir şekilde adlandırılmış olmalı. Akıncılar anlık olarak doğru iletişim kurmalı çünkü. dönmek Türkler için çok önemli bir kavramdı.

 

Dön babam dön…

Bu bölümde eylemimizin “somut veya soyut eğrisel hareket” anlamlarına bakacağız:

Merkezli eğrisel hareket: Dünyanın kendi merkezi etrafında hareket etmesi yani kısaca dönmesi diyelim ilk akla gelen olarak. Topaç ya da Mevlevi örnek verilebilir. Bu anlamıyla dönmek eyleminin eş ve yakın anlamlıları olarak tur atmak, devir atmak, devretmek, fırıldamak eylemlerini sayabiliriz. dönmek eyleminin ilk somut hareketi, çember ya da çemberimsi şeklinde. Başka bir şey ya da kimse merkeze alındığında etrafında dönmek ya da tavaf etmek anlamı doğuyor: Kâbe tavafı mesela. “Tepemde dönüp durma!” da diyebiliriz. “Böyle bir iş kesin döner, iyi çeviririz biz bunu”, “Burada bir dolap, bir şeyler dönüyor ya, bakalım hadi”, “ Vay be, demek o kadar para döndü bu işte ha?” gibi ifadeler, dönmek eyleminin bu çember hareketinden kaynaklanmış olmalı. Algımızda sistemlerin tümü dairesel bir şema oluşturuyor gibi görünüyor. Günümüz verilerinde rastlayamamış olsam da bir örneğimiz daha var dairesel şema anlamında. Eskiden sınıfta kalmak anlamında da dönmek eylemini kullanmışız: “Çocuk çalışmazsa bu yıl sınıfta döner”. Anlaşılan bir sınıf da döngü olarak kabul edilmiş. Tıpkı bir iş gibi… Bu son örnekler, eğrisel hareketin illa çember şeklinde olması gerekmediğini ortaya koyuyor. Oynar eklem hastalıklarından bazıları da tam çember şeklinde değil: “Bileğim dönmüştü, çıkıkçıya götürdüler beni” örneğine bakalım.  360 derecelik dönüşler değil çok şükür. Kemikler söz konusu olduğunda dönmek eylemi; incinmek, burkulmak, hatta (eklemden) çıkmak anlamlarını kazanıyor.

Geri hareket: bir noktaya, bir önceki hareket noktasına gelmek; geri gelmek. Eğrisel hareket, çember olmaktan çıkıyor. Oval, dalgalı, hatta eğik büğük de olsa çizgisel bir hal bile alıyor. “Zelanda’dan döndüm, Ankara’dayım şimdi”, “Sen yatırımını yaptın, o kadar şey yatırdın, bunların hepsi sana döner, endişelenme”. Bazen bu dönüşler, döndükleri yere göre kayıp, zarar, kazık anlamına da gelebilir: “Çek bankadan döndü, boş çıktı”. Fiziken “geri gelmek” dışında bir işe, konuya, meseleye de geri gelebiliriz. Bir zaman öncesine kadar geçerli olan o konu ya da iş, bir gerekçe ile bırakılmıştır ve artık oraya geri gelmek gündemdedir. “Asıl konumuza dönmemiz biraz zor olacak sanki bu makalede”. Bu bütün anlamlarıyla eylemimiz; iade olmak, geri gelmek, rücu etmek, avdet etmek, yeniden başlamak, kalınan yerden tekrar ele almak gibi eylemlerle eş ya da yakın anlamlı oluyor.

Sağa, sola hareket: Çemberi ya da ovali tamamlayamayan eğrisel hareketler devam ediyor, sapmak anlamını buluyoruz. Bu seferki dönüşler de 360 derece değil, ama 90 veya 50-60 derecelik dönüşler: “İleriden sağa dönün lütfen, köşeden de sola dönmenizi rica edeyim”. Bu somut dönme hareketi, başımız ya da bedenimiz söz konusu olduğu zaman yönelmek, başını çevirmek, en az 50-60 derece bakış yönünü değiştirmek gibi anlamlar kazanıyor: “Resme bakarken bana döndü ve şaşkın şaşkın gözlerime baktı”.

Ön-arka/ön-sırt/ön yüz-arka yüz hareketi: Yukarıdaki örneğimizdeki hareketin aynısı ama açısı 180 derece olmak üzere, farklıdır. Bu anlamıyla ters yüz olmak, ilişkisini kesmek, bambaşka biri olmak gibi eylemleri eş ya da yakın anlamlılar olarak verebiliriz. “Sabaha kadar yatakta döndüm durdum”. “O olaydan sonra bana sırtını döndü, artık konuşmuyoruz bile”. “Adam 180 derece döndü, yumuşacık biri oldu” diyerek de kullanabiliyoruz: Çok değişti ya da kararından döndü[14].

Bir de şuna değinelim: Şu ana kadar bir çember, yarım yamalak da olsa vardı. Ama dolanmak, dolaşmak, turalamak, gezinmek, gezmek, aylanmak, aylaklık etmek, sürtmek anlamlarına gelen, her yöne doğru karışık eğrisel hareketlere de dönmek diyebiliyoruz. Artık dönerken bir geometrik şekilden tamamen feragat etmişiz: “O kadar dalgındı ki mahallede saatlerce döndü durdu”. “Anahtarımı bulmak için evde dört döndüm”. Bu anlamıyla da soyutlaşmış bir bağlam kazanmış eylemimiz: “Hakkında bir sepet laf dönüyor o adamın” gibi bir cümlede ‘dönen sözler, konuşmalar, dedikodular’ın gerçekten de çember ya da daire gibi bir şekille hiç ilgisi kalmamış, eğrisel de olsa çeşitli açılarla karmakarışık hareketler anlamına da gelmeye başlamış.

---

Bu kısımdaki dönmek eyleminin anlamlarından şunu çıkarabiliriz: dönmek tam dairesel bir hareketten her türlü yöne, hatta karmaşık yönlere giden, hatta gidip gelebilen eğrisel bir hareketi ifade etme ihtiyacını karşılayan bir eylemdir. Aradaki bu anlam farkları ise Türkçede sadece bağlamdan anlaşılabilir. Eylemin bu anlamdaki yakın ve eşanlamlılarına odaklandığımız zaman aslında derin farklılıklar barındırdıklarını da görebiliriz[15]. Sistemsel döngü dediğim eğrisel hareketleri de kısmen yine aşağıda değineceğim döngüsel zaman kültürüne bağlayacağım.

 

Devran dönecek mi?

Bu bölümde fiziksel hareket anlamından çıkıyor, dönmek eyleminin değişmek, dönüşmek, başkalaşmak, farklılaşmak, değişime uğramak, evrilmek vb. anlamına geçiyoruz. dönmek; soyut anlamlarını kazanmaya başlayınca fiziksel, kimyasal, biyolojik, sosyolojik, psikolojik, teolojik, politik ve belki de sayamayacağım kadar çok alanda değişmek anlamını kazanmaya başlamış. Bu değişikliklerin bir kısmı elle tutulabilir, gözle görülebilir somut değişiklikler, bir kısmı da sadece sezinlenebilecek soyut değişiklikler. Bakalım bu değişmek nasıl bir değişmek?

Hava durumuna dair değişiklikler (nesnelerde): “21 Haziran’da gün döner, geceler kısalmaya başlar”. “Rüzgâr lodosa döndü, limana sığınalım”.

Fiziksel değişiklik (insanda): “Saçı sarıya, gözleri de maviye döndü”. “Üzerini değişip geri geldiğinde bir asilzadeye dönmüştü, bambaşka görünüyordu”.

Beşeri soyut niteliklerde değişiklik {Belirli aidiyet duygularında (bir inanç ya da düşünce-eylem grubuna aitlik duygusu), kişilik/karakter ve yaşam biçimi özelliklerinde veya düşünce, duygu, davranış, tutumda vb.}: “Dönmüş işte, sen yıllar boyu milliyetçiyim de, sonra da sol partiye gir. Oy mu verilir buna!”. “Bu kararından dönmelisin, sonu hiç hayırlı görünmüyor”. “Kendisine dönmek için uzun bir yolculuğa çıktı”.

 

Bu bölümdeki dönmek eylemine baktığımızda olagelen değişikliğin en azından o süre için kalıcı, bazen de geri dönüşsüz olduğunu ya da öyle algılandığını görüyoruz. değişmek; kalıcı, köklü, dönüşsüz olsun olmasın her türlü değişimi ifade edebilir. Ayrıca dönmek daha çok olgusal bir değişim süreci, ‘kötü’ ya da ‘iyi’ye yönelik bir anlambirim içermiyor. Olgu ne ise o. Halbuki değişmek, ‘iyi’ ile ilişkili ama ‘kötü’ de olabilir. Bunun değmek kökü (dokunmak ve değerlenmek olmak üzere her ikisi de) ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Olagelen farkın ‘değmiş olan, değen, değecek olan’ bir etkisi var. dönmek eyleminde böyle bir anlam ayırıcı öge olmadığını düşünüyorum. En azından yaptığım taramalar bunun baskın olmadığını gösteriyor.

Büyük olasılıkla dönmek eyleminin bu içeriği, binyıllar öncesine dayanan döngüsel zamanla ilişkisine bağlı. Bildiğiniz gibi zaman günümüzde çizgisel. Bir yerde başlamış ve sonsuza doğru uzayan bir çizgi. Ancak binyıllar öncesinde bu böyle değildi. Zamanın bir döngü olduğuna inanılıyordu. Sadece Türkler ve Doğu dünyasına ait bir kavram değil bu. Bütün insanlık tarihine ait. Döngüsel zamanının ne olduğu ve nasıl bir algı yarattığını anlatmak uzun mesele. Bence en kısa ve öz ifadesiyle döngüsel zaman doğanın ritmine teslimiyet demek. Bu, beraberinde mesela güneşle yatıp kalkmayı getirmiyor sadece. Aynı anda tüm yaşam biçiminin de değişmez ritüel ve alışkanlıklarla gerçekleştiğini ifade ediyor. Başka bir deyişle günümüzde neredeyse on yılda bir büyük değişiklikler yaşıyoruz. Binlerce yıl öncesinde bu değişiklikler belki 5000 yılda bir oluyordu[16]. Hava değişir, zaman değişir, renkler değişir, niyetler değişir, kararlar değişir ama hepsi hep aynı ritimde aynı şekilde değişir ve aynı dönemde aynı değişimler olur gibi bir algı, bir yaklaşım, bir anlayış. Bir önceki bölümde ele aldığımız sınıfta dönmek, çek bankadan dönmek, iş dönmek gibi kullanımların da bu ritim ve tekrarlama olgusundan bağımsız olmadığını düşünüyorum. Ayrıca Eski Türkçeden beri çok fazla sayıda dönmek kelimesinin varlığını da sadece çeşitli hareketlere bağlı olmadığını bunun döngüsel zaman anlayışı ile ilgili olduğunu yukarıdaki bölümlerde vurgulamıştık.

Anadolu Türkleri olarak kültürümüz ve algımızda neredeyse yok olmuş bu yaklaşımın halen dilimizde de varlığını sürdürmesi benim ilgimi çekti. Belli zaman dilimlerine “dönem” diyoruz, “yıl dönümleri”mizi kutluyoruz, hayatımızda “dönüm noktaları” yaşıyoruz. Ayrıca bütün dünyada saatler hâlâ yuvarlak.

 

Arapsaçına dönmesin bu yazı?

Eğrisel hareket dedik, değişmek dedik şimdi de benzemek kategorisine bakalım: gibi olmak, andırmak, çağrıştırmak, aynısı olmak, özdeşleşmek, uymak, yakınsamak, yakın olmak vb. “O kavisli, yükselen alçalan yolda serseme döndük”, “O kadar yoruldular ki turşuya döndüler”. Deyimsel örnekler yığınla: Çarpılmışa dönmek, iğneden ipliğe dönmek, kan gölüne dönmek, yangın yerine dönmek, davula dönmek…

Benzetilen ile benzeyen arasındaki eğrisel, gidip gelen çizgiyi ben görür gibi oluyorum. Eylemimizin ilk iki kategorideki anlamlarını tümüyle ele alınca bu tür bir anlamının kendiliğinden doğması çok olağan geliyor bana. Bu kategoride dönmek eylemini “hayali bir değişim” olarak adlandırabiliriz. Bu hayali değişimler arasında bazen felsefi (tecrübe tahtasına dönmek), mizahi veya kara mizahlı (Arafat’ta soyulmuş hacıya dönmek, sudan çıkmış balığa dönmek) ya da edebi değişimler (dut yemiş bülbüle dönmek, dolap beygiri gibi dönmek) gözlemek de mümkün.

 

Konumuza dönelim!

Dönüşüm! Kelimemizin, günümüz sözlüğüne göre erişilebilen anlam ve kullanım alanları[17] elbette ki yine her zamanki gibi dar. Bunun üzerine yine TUD verilerini ve Eşdizim Sözlüğümüzü[18] inceledim. Yanına Kavramlar Dizinini (Cin, 1971) [19] ekledim. Eş ve yakın anlamlılarıyla birlikte kelimemizi kavram gruplarında toplamaya çalıştım[20].

dönüşüm kelimesine yazılı kaynaklarda ise ilk kez 1941 Türkçe Terimler Cep Kılavuzu’nda kayıtlı olarak saptadım. Kısaca 80’lerinde, gencecik bir kelime. Dilde sadeleşme döneminde yeni yapılan kelimelerden biriymiş. Zamanında hakkında yanlış türetim olduğuna dair tartışma yapılmış (Bayar, 2006)[21]. dönüştürmek, dönüşmek gibi bağlı kelimeler ise kayıtlı olarak 1876 tarihine kadar gidiyor.

Yaptığım tüm taramaların sonunda, dönüşüm’e ait üç ayrı kavram grubu ortaya koyabiliriz:

·        Yenilenme

o   yenilenme (olağan)

güçlenme, güzelleşme, iyileşme, onarım, tadilat.

o   yenilenme (siyasi)

büyüme, çağdaşlaşma, devrim, güçlenme, °inkılap, °inkışaf, °ıslahat, °ihtilal, ilerleme, iyileşme, modernleşme, °reform, °teceddüt, °terakki, yenilenme, yenileşme.

·        Değişim

başkalaşma, değişim, değişiklik, değişme, farklılaşma, °istihale, °tahavvül, °trampa, . °tebeddül, °teceddüt, °tegayür, °tenevvü.

·        Varoluş biçimi değiştirme

başkalaşma, başkalaşım, °evolüsyon, evrilme, evrim, evirtim, içbaşkalaşım, °istihale, mutasyon, °tahavvül, °transformasyon.

 

Bu inceleme sonucunda şu iki noktaya ulaştım:

Birincisi, önemli bir kavram karmaşası görünüyor ortada[22]. değişim ve dönüşüm arasındaki fark, dönmek ve değişmek arasındaki fark kadar açık değil (bkz. dönmek başlığı). Başka bir deyişle bir kelime zenginliği var görünüyor ilk başta. Ancak buna tam bir zenginlik denemez, Öncelikli sebep olarak, dilde arınma politikası gereği Arapça ve Farsça kelimelerin varlığını, bunların azalmasını/yok olmasını hatta yeniden geri gelmesini gösterebiliriz. Ayrıca örtüşen, birbirilerinin kavramlar çemberini kısmen kapsayan, kısmen kapsamayan, kısmen çelişen kelimelerden bahsetmek mümkün.

İkinci sebep, algı operasyonları. evrim, mutasyon, ihtilal, inkılap vb. ideolojik bağlamda eş ya da yakın anlamlılar arasında görünmeye başlayınca bu konu ilgimi çekti. Bugün belirlenen eş anlamlıların yanı sıra bu kelimelerin geçtiği tarih itibarıyla sözlük taramasına bunları da ekledim. dönüşmek eylemini de taramaya kattım:

 

1944.

dönüşmek: Bir biçim veya halden başka bir biçim ve hale geçmek, °tahavvül etmek[23]

dönüşüm: dönüşmek eylemi, °tahavvül

tahavvül: değişme, dönme, dönüşme

Sonuç: Yakaladığımız kavram gruplarına göre oldukça dar kapsamlı bir tanımlama. Ya sözlükçülük tekniği yetersiz kalmış ya da gerçekten dönüşüm kelimesi o zamanlar kapsamlı değildi.

1945. Tüm tanımlamalar aynı.

1955. Tüm tanımlamalar aynı.

1959. Tüm tanımlamalar aynı.

1966. Tüm tanımlamalar aynı[24].

1969. Tüm tanımlamalar genel olarak aynı. tahavvül kelimesinin yaptığı göndermelere değişkenlik eklemiş.

1974. Tanımlamalar bir önceki sözlükle aynı

tahavvül kelimesine dönüşüm eklenmiş.

Türkçeleşme/ Türkçeleştirme hareketinin yoğunlaştığını görüyoruz bu sözlükte[25].

1983. Tanımlamalar içerik olarak aynı.

dönüşmek eylemi aynı şekilde tanımlanmış. Füruzan’dan bir alıntı cümle eklenmiş.

dönüşüm tanımı dönüşmüş! “1. Olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma. tahavvül, inkılap, transformasyon “Dönüşüm, bir yazgıdır toplumsal yaşamda” İ. Selçuk. 2. dirb[26]. Görevinin değişikliğe uğraması yüzünden bir organda ortaya çıkan değişme 3. ruhb. Bilinçaltına itilmiş bir duygu ya da isteğin, karşıtı ya da başka bir biçimde bilince yükselmesi, transformasyon”.

tahavvül aynı şekilde tanımlanmış.

inkılap, ad. Ar. (. . -)[27] 1. devrim, 2. dönüşüm

transformasyon a. Fr. Biçim değişimi, dönüşüm

Bu sefer devrim (inkılap, yenilenme), başkalaşım (mutasyon) ve evrim (evolüsyon, transformasyon) çıktı karşımıza tahavvülün yanı sıra. dönüşümcülük terimi önceki sözlüklerde transformizm karşılığı olarak geçiyordu. Lamarck ve Darwin’e dayanarak evrim konusuna parmak basıyordu. Ancak dönüşüm maddebaşı altında bu terim ile ilişki kurulmuyordu. Şimdi ise dönüşüm maddebaşı altında, birden bire, hepsi birlikte, üstelik hem ‘dirimbilim’ hem de ‘ruhbilim’ alanında karşımıza çıktı. Bu tanımlamayı bir hata, bir şuursuzluk olarak değerlendirmek mümkün değil. İdeoloji burada bir şeyler yapmaya çalışmış. Seçilen örnek cümle de bunu açıkça kanıtlıyor bence. Yorumu size bırakıyorum.

transformasyon kelimesinin ortaya çıkışı, sözlükte herhangi bir gönderme yapılmadığı halde evrim kelimesinin de bu taramaya dahil olmasına sebep oluyor. Göndermesi yapılan devrime göz atmak da şart tabii:

evrim: 1. Zaman içinde birdenbire olmayan, kesintisiz, niteliksel ve niceliksel gelişme süreci 2. (dirb.) Bir canlıyı ötekilerden ayırt eden biçimsel ve yapısal karakterlerin gelişmesi yolunda geçirilen bir dizi değişme olayı, °tekamül

Bu tanımlamada bir biyoloji terimine vurgu yapılmış ve tekamüle gönderme yapılmış;  kemale erme, kâmil olma. Arapça da belki biyoloji terimi olarak da kullanılıyor olabilir belki, ama Türkçede tekâmül, ruhsal bir değişim süreci olarak ele alınır ve olumlu bir değişme sürecidir[28]. İlk tanımlamada verilen “gelişim” kelimesi de ilginç. Evrim sürecinde gelişme yoktur. gelişme, ileriye doğru, olumlu bir değişim sürecini ifade eder. Halbuki söz konusu olan bu değil. evrim’de söz konusu olan başkalaşım, farklılaşımdır; en basit ihtimalle bir değişim ve dönüşümden bahsedilebilir.  Bu bulanık tanımlamanın sebebinin; sözlükçülüğün bilinmemesi, hata yapılmış olması gibi bir olguya bağlı olduğunu söylemek herhalde saflık olacaktır.  Resme bakıldığında, evrim kavramının bulanıklaştırılması, silinmesi ve/veya yok edilmesi çabalarının çok önceden, en azından kesinlikle 80’lerden itibaren kesinlikle başlamış olduğu görülüyor[29].

devrim: a. 1. Yerleşik toplumsal düzeni köklü, hızlı ve geniş kapsamlı niteliksel değiştirme ve yeniden biçimlendirme eylemi, °inkılap. 2. Dünya görüşünde, felsefede bilimde, sanatta vb.’de birdenbire olan değişmeler.

Tanımlama, “Fransız Devrimi (İhtilali)” ya da benzer bir örnekle yapılmamış. Zaten ihtilal kelimesine gönderme de yok. Toplum yararına yenilenme, iyileştirme eylemleri olarak tanımlanmış, eşanlamlı olarak da eskiden ibaresi ile birlikte inkılap verilmiş; değişim, dönüşüm. Kısaca devrim, toplum yararına yapılan bir değişiklik şeklinde tanımlanmış. İkinci tanımlamada kullanılan “birdenbire” zarfının anlam birimleri arasında son derece yumuşak, sıcak, olumlu bir değişim var. Birileri devrimi sempatik kılmaya çalışmış. Sözlüğün yılına bakarak, o dönemde nasıl bir siyasi atmosferde olduğumuzu hatırlayınca mesele hemen anlaşılıyor.

1988.

dönüşmek aynı şekilde tanımlanmış.

dönüşüm: Aynı şekilde tanımlanmış. Ancak dirb. kısaltması yerine biy. kısaltması; ruhb. kısaltması yerine psikol. kısaltması kullanılmış.

tahavvül aynı şekilde tanımlanmış ama başına artık bir “esk” (eskiden) ifadesi gelmiş. Tanımlamanın ilginç bir yanı var:  Peyami Safa’dan bir alıntı cümle ile genişletilmiş ve tahavvül etmek deyişi eklenmiş: “Gençliğin karşısına çıkınca, harika bir tahavvülle başı dikildi”

transformasyon: aynı.

inkılap: 1. Bir durumdan başka bir duruma geçiş, evrim, dönüşüm. Yazı İnkılabı. … etmek (esk) (bir durumdan başka bir duruma) dönüşmek. (Dil inkılâbının ilk yıllarında kullanılan devrim kelimesi son yıllarda ihtilâl anlamını almıştır).

evrim: aynı. Terimsel kısaltma dirb. yerine biy. olmuş.

devrim 1. Esk. Çevrilme, katlanma, bükülme 2. (son yıllarda) inkılâp. (Daha sonraki yıllarda) İhtilâl.

İnkılap, ihtilal, evrim ve devrim arasında karmaşıklık ve bulanıklık yaratıldığını görüyoruz. Yıl 1988. Evrim diye bir şey aslında yok devrim diye bir şey de yok, ınkılap var, o da 1944’ten beri iyi bir şey, bir değişim, bir dönüşüm.  Harflerin değişmesi çok önemsenmiş, başka inkılap örneği de yok.

Öz Türkçecilikten vazgeçildiğini, Batı kökenli terimlere dönüş yapıldığını da vurgulayalım.  İlk tanımlamada, ta eski Türkçede kullanılan ve kullanımdan tamamıyla düşmüş bir karşılık vermek ideolojik anlamda dahi olsa başarılı bir hamle midir? Sözlükçülük açısından saçmalıktır. Diğer eski Türkçe kelimeler niye yok o halde. Bu sözlükte sadece Cumhuriyet tarihini ilgilendiren eski kelimelere yer veriliyor. O halde yine saflık yapmayalım: Bu tanımlamanın verilmesi anlam bulanıklığı yaratmaya çalışmak demek olmalı. Bu arada Arapça kelimelerde ses incelmesinin olduğu hallerde “şapka” dönüşüne de dikkatinizi çekeyim[30]. Bir yandan terimsel kısaltmalarda Batıya geri dönme, bir yandan da Doğulu kelimelerin özüne bir geri dönme. Çelişkili görünüyor. Bilerek yapılmış bir çelişki midir yoksa zaten var olan çelişkilerin bir yansıması mıdır bu? Anlamak için yine uzun metin taramaları yapmak gerekir. Bu soruyu, makalenin sınırları yüzünden askıda bırakmalı.

2009.

dönüşmek. aynı

dönüşüm 1. Olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma. tahavvül, inkılap, transformasyon “Alfabe dönüşümü, halkın okumayı daha kolay sökmesi içindi” N. Cumalı. 2. biy. Görevinin değişikliğe uğraması yüzünden bir organda ortaya çıkan değişme 3. psikol. Bilinçaltına itilmiş bir duygu ya da isteğin, karşıtı ya da başka bir biçimde bilince yükselmesi, transformasyon.

tahavvül: aynı. Tanıma Arapça sesbilgisi tahavvul eklenmiş.

inkılâp 1. Toplum yapısını daha iyi bir duruma getirmek için yapılan köklü değişiklik, iyileştirme, devrim, reform: Yazı inkılâbı. 2. Esk. Bir durumdan başka bir duruma geçiş, dönüşüm: “Münevver Türk kadını inkılâptan çok evvel çarşafı ve kaçgöçü kaldırmıştı” P. Safa. inkılâp etmek, bir durumdan başka bir duruma dönüşmek.  

transformasyon: aynı.

evrim. İçerik olarak aynı. Terimsel kısaltma olan ‘dirb.’ yerine ‘biy.’ kullanılmış. Üçüncü bir anlam, bir eşanlam olarak inkılap eklenmiş. tekamül göndermesi hâlâ mevcut.

devrim is. 1. Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik 2. İhtilal 3. İnkılap 4. esk. Çevrilme, katlanma, bükülme.

 

Evrim konusundaki bulanıklaştırma halen hız alarak devam ediyor. Anlamlara inkılap eklenmiş. Harf evrimi, şapka evrimi yapmış olduk bu sefer tarihimizde. Hayırlısı diyelim. devrim, biraz biraz oturmaya başlamış resmi ideolojide. Artık ihtilal göndermesi yapılıyor. O da inkılap demek aynı zamanda. Yani evrim=devrim de oldu. Eski Türkçedeki anlamı sona atılmış. Hiç kullanılmayan, tamamen unutulmuş ve sadece Eski Türkçe ya da Orta Türkçe Sözlüklerinde yer alması gereken bir kelimenin hâlâ veriliyor olması, devrim kelimesindeki karmaşanın sürmesi isteniyor şeklinde yorumlanabilir ancak.

 

2011.

dönüşüm: aynı 

dönüşmek: aynı

tahavvül: “esk.” ibaresi kalkmış. Tanımlama aynı.

inkılâp, bı a. (inkıla:bı, l ince okunur) Ar. İnkilâb. Bilgisi verilmiş. Tanımlama aynı. Parantez içindeki ifade ile karşı karşıya kalmışız. Sözlüğümüz köken bilgisini ve ses bilgisini de vermiş. Güzel, olması gereken de bu zaten bir Genel Sözlükte. Keşke ses farklılığı olan her kelimede olsaymış bu tür bilgiler[31].

transformasyon: a. Fr. Transformation. ruh b. Dönüşüm.

evrim: a. 1. Zaman içinde birdenbire olmayan, kesintisiz, niteliksel ve niceliksel gelişme süreci 2. biy. Bir canlıyı ötekilerden ayırt eden biçimsel ve yapısal karakterlerin gelişmesi yolunda geçirilen bir dizi değişme olayı, tekâmül.

devrim: a. 1. Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik 2. İhtilâl: Fransız devrimi 3. esk. İnkılâp 4. esk. Çevrilme, katlanma, bükülme

TDK’nın başka son baskısı yok. İnternet sözlüğünde ise hangi aralıklarla nasıl değişiklikler yapıldığını izleyemiyoruz. Alıntı tarihi 2022 olmak üzere sanal sözlüğümüze bakalım: Tanımlamaların aynı olduğunu, inkılap kelimesinde şapkanın yine kalkmış olduğunu görüyoruz. Başka bir değişiklik yok[32]

---

Kelimemizin kullanım boyutu da beni yakından ilgilendirdiği için yine TUD ve Eşdizim Sözlüğü verilerine baktım dönüşüm özelinde. Buraya eklenmesi gereken en önemli şey sayısız terimin varlığı. Özellikle tıp (mikrobiyoloji) başta olmak üzere kimya, fizik ve matematikte; ayrıca ekonomi, siyasi bilimler, sosyoloji, psikoloji ve din bilimlerinde dönüşüm kelimesi oldukça sık geçiyor[33].  

 

 “Dön, dönüş, dönüştür!”! (Sonuç)

Toparlayalım:

dönmekten bahsederken üç kavram grubu tespit etmiştik. Somut/soyut eğrisel hareket, somut/soyut değişim ve hayali değişim demiştik. dönüşmek eyleminin kavramsal çerçevesi, bu grupların son iki tanesinde yoğunlaşmış: Her türlü değişim. Sözcük yapısı olarak karşılıklı ya da birlikte (yani işteş demiştik yazımızın başında) ve kendi kendine (dönüşlü) gerçekleşebiliyor ya da birisi tarafından (edilgen) gerçekleştirilebiliyor demiştik. dönüşüm kelimesinde de hem kavram bakımından hem de yapı bakımından bu izleri yakalıyoruz. Kentler, hücreler, insanlar, kararlar, hayat, dünya, evren kendi kendine değişiyor, karşılıklı olarak değişiyor/değiştiriyor, hep birlikte ya da birileri münasebetiyle, her türlü şekilde, her tür yöne değişiyor. Kelimemizin zihinde canlandırdığı hareketler eğrisel, dairesel. Değişimler, bir süreç ya da işlemler bütünü istiyor, genellikle kalıcı bir şekilde oluyorlar, genellikle olumlu daha doğrusu olgusal değişimler şeklinde gerçekleşiyorlar. Kelimemiz her ne kadar yeni de olsa, dönmek ve dönüşmek eylemleri eski ve köklü anlamlara sahip. Döngüsel zamana bağlı yaşam biçimlerinin izlerini yoğun olarak taşıyor diyebiliriz. Tekrarlar, yeniden başa dönmeler… Sıkıcı anlamda değil, bir nevi öz bulmak, doğala uyum sağlamak, doğanın ritmini tutturmakla ilgili olmak anlamında.

1980’ler itibarıyla dönüşüm, bu olumlu ve geniş anlam yelpazesi sayesinde inkılap, devrim, ihtilal anlamlarını karşılayan bir kelime oluyor. Ama kısa sürüyor bu durum. 12 Eylül olaylarının hukuksuz ve adaletsiz olduğu anlaşılınca, devrim ve ihtilal kavramlarını sempatikleştirmeye ihtiyaç kalmamış, bu anlamın silinmesi gerekmiş belleklerden. İnkılap kalıyor sadece. Sözcüğün kökünde “yenilenme” anlamı var, ama bizim dilimizde ve hafızamızda göndermesi Atatürk ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki büyük dönüşümler, devrimler, yenilenmeler. Türk dilinin yazı standardizasyonu mücadelesini de bu kelimeler üzerinden rahatça izliyoruz. Üstten virgüller, gelen giden şapkalar, tanımlamalarda yer alan bir Doğu kökenli bir Batı kökenli kelimeler.

dönüşüm kelimesinin geçtiği bağlamlara kabaca da olsa göz attığımızda kullanım alanı olarak çok geniş bir yelpaze görüyoruz. Günlük dilden hemen hemen her türlü alanda dönüşüm var. Demek ki tüm hayatımızı kapsayan, her alanda hücrelerimize kadar işleyen bir kavram. Yüzyılımızdaki bilimsel, teknolojik ve sosyal gelişmelerle sürekli bir değişim ve uyum sürecindeyiz. O halde her şey değişmeli, dönüşmeli. Ruhumuzdan tutun aklımıza, bedenimizden tutun yaşam biçimlerimize, alışkanlıklarımızdan üretim biçimlerimize, tüketim biçimlerimizden hizmet biçimlerimize kadar her şey. O da yetmez: bitkilerin tozlaşmasını sağlamak, yaban hayvanlarının yaşam alanlarını korumak ve genişletmek, kadın rahmi olmadan bebek dünyaya getirmek, uzay turizmini canlandırmak için çok fazla sayıda dönüşüm lazım daha.  Ayrıca daha çok para, mülk, iktidar ve itibar kazanmak; evrenin her yerinde feci savaşlar sürdürmek, her şeyden kendi çıkarlarımız adına yararlanmak için de büyük dönüşümler lazım. İnsanın hayatı da yok oluşu da dönüşümden ibarettir diyeceğim. 

Belli bir niyetli, art niyetli dönüşümlerin son bulmasını, bundan sonraki süreçte insanlık anlayışının dönüşmesini umarım. Hiçbir canlıya ve şeye zarar vermeden yeni bir yaşam anlayışı kurmak üzere dönüşmek, bugüne kadar bize kölelik etmiş olan dünyanın kölesi olmak gerekiyor diye düşünüyorum. O halde “dön, dönüş, dönüştür!”. Atılan her adımın yeni sorunlara ve zararlara teşne olduğunu unutmadan, önce dön!

 

Kaynakça

Akar, Ali. 2020. Bilge Tonyukuk Yazıtı, Ötüken:İstanbul.

Bayar, Nevnihal. 2006. Açıklamalı Yeni Kelimeler Sözlüğü. Akçağ: Ankara

Bayat, Fuzuli; & Minara Aliyeva Çınar. 2008 Eski Türkçe Sözlük. Ötüken. İstanbul

Bayat, Fuzuli. 2008. Orta Türkçe Sözlük (11-16.yy). Ötüken: İstanbul

Cin, Ş. Recai. 1971. Kavramlar Dizini. (2 cilt), Ankara Üni. Basımevi. TDK yay.

Demirci, Kürşat (alın.2022). “Din, Tarih ve Arkeoloji Semineri 2”. Klasik Düşünce Okulu. https://www.youtube.com/watch?v=EDFsf4eM1pA&t=9s (11.37 dk. itibarıyla, alıntılama tarihi, 2022)

Gülensoy, Tuncer. 2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Kökenbilgisi Sözlüğü. TDK: Ankara

Kanar, Mehmet. 2018. Eski Anadolu Türkçesi. 2. bas. Say:İstanbul

Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi. https://www.nisanyansozluk.com/ (alıntılama tarihi 2022)

Stachowski, Marek. 2019. Kurzgefasstes etymologisches Wörterbuch der türkischen Sprache. Ksiegarnia Akademicka: Krakow.

TDK. Genel Sözlük. www.tdk.gov.tr (alıntılama tarihi 2022)

The Arabic Lexicon. https://arabiclexicon.hawramani.com (alıntılama tarihi 2022)

Türkçenin Eşdizim Sözlüğü. http://turkcederlem.mersin.edu.tr/esdizim/ (alıntılama tarihi 2022)

Tuğlacı, Pars. 1982. Türkçede Anlamdaş ve Karşıt Kelimeler Sözlüğü. Anka Ofset:İstanbul.

TUD. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/) (alıntılama tarihi, 2022)

Türkçe Sözlük. (1944, 1945,1955, 1959, 1966, 1983;7.baskı, 1988, 2009, 2011) Ankara, TDK.

Yurtbaşı, Metin. 1996. Eş ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü. MEM Ofset. Ankara.



[1] Yapılarına göre diller üç ana grupta toplanıyor: Eklemeli, bükümlü (çekimli) ve tek heceli diller. Arapça, bükümlü dediğimiz bu gruba örnek olsun. ders, müderris, tedrisat gibi Arapça kökenli kelimelere hayat veren drs kökü, öğren- demektir. Kökün başına, arasına, sonuna sesler geliyor ve kök başka başka şekillerde biçim değiştiriyor, kökün kendisi de değişebiliyor. Tek Heceli dillere ise en iyi örnek de Çince olarak veriliyor. Kelimeler, kök ve ek ayrımına göre değil, kendi başlarına yapı ve işlevlere sahiptir. Kelimeler değişken değildir; kelime ve cümle vurgusu ile ses farklılıkları çok değer kazanır.

Şunu da not edelim. Bir dil sadece eklemeli ya da sadece tek heceli olmaz. Mutlaka bir karışımdır. Ancak bir özelliği diğerlerine göre ağır basar. Yani Türkçe eklemeli olmasına karşın bükümlü dil ve tek heceli dil özellikleri de gösterir. Mesela okullarda şunu öğreniriz: Türkçede kökler değişmez. Bu doğru değildir: git- eylemindeki “t”, yanına ünlü geldiği takdirde “d” olur. Bazı kelimelerin içindeki dar ünlü, yine bir ünlü takip ettiği zaman düşer, yani kök değişir: burun + u > burnu gibi.

[2] Burada ekin sadece çatı işlevini ele aldım. Başka işlevleri de vardır. Bir ekin çoklu işlevleri olması, yine Türkçenin önemli yapısal özelliklerinden biridir. Örneğimizdeki –Iş eki ayrıca addan ad, addan eylem, eylemden ad da yapar: bakış, sürüş, ağlayış…

[3] 1944 basım ilk resmi sözlüğümüzdeki dönmek eyleminin tanımlaması şöyle:

dönmek: (nsz)[3] 1. Bir şey kendi ekseni etrafında veya başka bir şeyin dolayı çevresinde hareket etmek. Topaç dönüyor. Tekerlek dönüyor. Pervane ışığın etrafında dönüyor. 2. (den: e) Geri gelmek, geri gitmek. İstanbuldan ne zaman döndünüz? İstanbula ne zaman döneceksiniz? 3. (e) Kendini çevirmek. Bana dönerek cevap verdi. 4. (e) Bir şeyi andıracak hale girmek Ortalık cennete döndü. 5. (nsz) sınıfta kalmak. Çocuk iyi çalışmazsa sınıfta dönecek. 6. (nsz) İnanç, din veya kanaatini değiştirmek. 

Oldukça sınırlı bir tanım. Ardından basılan sözlüklerde dönmek eylemine yavaş yavaş tanımlamalar eklenmiş. Bunun hem sözlükçülük tekniğinin, hem de derleme tekniğinin değişmesiyle, gelişmesiyle ilgisi yakın. Yeni standartlaşan bir dilin sözvarlığı 10-20 yılda oluşamaz (Kanımca bunu oturtmak en az 3-4 kuşak sürer). Bütün sözlüklere genel olarak bakıldığında yazım kurallarının standartlaşmasını, ayrıca Türkçeleşme, Batılılaşma ya da Doğululaşma (İslamileşme) eğilimlerini izlemek de mümkün. İdeolojilerin, değişen politikaların yansımaları çok açık.

Son sanal sözlüğümüzde ise dönmek eyleminin anlamları şöyle verilmiş:

1. nesnesiz Kendi ekseni üzerinde veya başka bir şeyin dolayında hareket etmek: "İçeride anahtarın acı bir gıcırtıyla döndüğünü duydum." - Yusuf Ziya Ortaç

2. -e, -den Geri gelmek, geri gitmek: "Ertesi gün aynı yoldan Bodrum'a döndük." - Halikarnas Balıkçısı

3. -e Yönelmek: "Babam birdenbire bana döndü." - Sait Faik Abasıyanık

4. -i Sapmak: "Gülümseyerek bir köşeyi döndü." - Peyami Safa

5. -e Bir şeyi andıracak duruma girmek, benzemek: "Dikmen yolları, mabede adak için gidenlerin yollarına dönmüştü." - Aka Gündüz

6. nesnesiz Sınıfta kalmak: “Çocuk çalışmazsa bu yıl döner.”

7. -e Durumdan duruma geçmek, değişmek, olduğundan daha değişik bir durum almak, benzemek: "Erkekler tekaüt olunca çocuğa dönüyorlar." - Reşat Nuri Güntekin

8. -de Belirli bir yerde dolaşmak.

9. -de Kendini bir yandan bir yana çevirmek:  “Yatağında sabaha kadar dönüp durdu”.

10. nesnesiz Yönetilmek, düzene konulmak, çekip çevrilmek.

11. -e Söz konusu etmek, hatırlamak: "Biz yine onun gençliğine, lise öğretmeni olduğu zamana dönelim." - Haldun Taner

12. -e Bırakılan bir konu veya işe başlamak.

13. nesnesiz, mecaz Hileyle, gizlice yapılmak: "Burada bir şeyler oluyor, bir şeyler dönüyor ama anlayamıyorum." - Refik Halit Karay

14. nesnesiz, din bilgisi İnanç, din veya düşüncesini değiştirmek: "Annesinin İtalyan Yahudisiyken döndüğünü söylemişti." - Ömer Seyfettin

[4] Türkçede eylemler öncelikle neredeyse elle tutulur somut bir durum, oluş ve hareket anlamı yansıtıyor. Ardından soyutlaşmaya başlıyorlar. Bu nedenle hemen hemen her eylemimizin fazla sayıda anlamı var. Bu çokanlamlılığı netleştirmek için genellikle ad durum eklerini değiştiriyoruz. dönmek eylemi, hiçbir nesne almadan bir anlama sahip. “-e dönmek” olunca başka bir anlama geçiyor. “-den dönmek” olunca yine başka bir anlama geçiyor. Ayrıca bağlam ve kelimelerin cümledeki yerleri de oldukça önemli. Anlam çeşitliliğinin Türkçe için sıkıntı veren, anlamayı güçleştiren bir olgu olduğu söylenir. Nereye çekersen o, denir. Ancak ben bu fikre katılmıyorum. Çünkü her bir anlam belli bir dizge, sesletim ve bağlam içinde netleşiyor. Bu da Türkçenin anlam yapısını son derece ilginç ve çekici kılıyor kanımca.

[5] avdet etmek, aylanmak, aylaklık etmek, başkalaşmak,  boşa çıkmak, caymak, çevrinmek, değişmek, değişime uğramak,  devretmek, devir atmak,  dolanmak, dolaşmak, değişmek, dönüşmek, dolanmak, evrilmek, farklılaşmak, fikir değiştirmek, gezinmek, gezmek, rücu etmek, seyretmek, sürtmek, vazgeçmek, yönelmek. Liste derine indikçe ya da yüzeye yayıldıkça genişliyor. Çünkü dil, aynı zamanda sosyal işlevleri olan bir olgu. Her bir sosyal ya da mesleki alana göre yeni kelimeler üretebiliyor. Şu bağlamımız içinde argo ve jargonlar oldukça önemli. Ancak bunlara erişebilmek de bir o kadar zor (Yurtbaşı, 1996), (Tuğlacı, 1982), (Türkçe Sözlük, alın. 2022).

[6] Yüzü geçkin deyim var. Aralarındaki yoğun ortak nokta dönmek eyleminin gibilik, benzeme, andırma anlamıyla ilişkili olması.

[7] Bu taramayı TUD verilerinden yararlanarak yaptım. Veri tabanına dön, döndü, dönecek gibi kelimeleri vererek önüme çıkan uzun uzun listeleri tarayarak edindiğim kategoriler dışında başka bir kullanım var mı diye baktım. Bazı deyimler dışında yeni bir anlam kategorisi bulamadım.

[8] Örneğin Azerice qayıtmaq Kazakça Қайтару (qaytarw), Kırgızca кайтуу (kaytuu), Özbekçe qaytish, Tacikçe Баргаштан (ʙargaştan), Tatarca кайту, Türkmence gaýdyp gel. Burada ‘geri dönmek’ anlamı baskın olmak üzere kay- kökü dikkat çekiyor. Bu taramayı internet aracılığı ile yaptım. Ne yazık ki bütün bu dillere tam anlamıyla hakim değilim. Anlamdan kısmen emin olabilmek için ters yönde taramalar da yapmaya çalıştım, ayrıca kelimeleri vererek görsel taraması yaptım. Eylemlerin ortak anlamı geri dönmek ile ilişkili çıktı. İşin ilginç yanı bu dillerde dönmek eylemi de var. Ama anlamı “geri vermek”. aylan- şeklinde bir kök daha var. Bu da merkez etrafında dönmek ile ilgili olsa gerek. Çalışmamızın sınırları sebebiyle bu konuya fazla giremeyeceğim. Ancak anlaşılıyor ki diğer Türki kültürlerde de dönmek eyleminin çeşitli anlamlarını karşılayan farklı eylemler bulunuyor.

[9] Gülensoy (2007), sadece kökü Türkçe olduğu bilinen kelimelerin kökenbilgisi üzerine çalışmış. Sözlüğü iki ciltten oluşuyor. Hakikaten de ciddi, ağır ve değerli bir emek sarf etmiş. Oldukça yoğun bir kaynak araştırması yaptığı da aşikar. Çalışması sistematik (kendisine özgü bir sistem kurmuş) ama maalesef sözlükçülük bakımından sistematik değil; sözlükbilimsel yöntem ve teknikler kullanmamış. Önsözünde bu çalışmayı, kaynağı Türkçe olan kelimelerin ne kadar çok olduğunu ispatlamak ve kökleri hakkındaki yanılgıları gidermek amacını taşıdığını söylüyor. Bu amaçla çalışmasını, kanıt ve daha önceki savları çürütme mantığı üzerine kurmuş. Dolayısıyla pek çok veri birbirinin içine girmiş. Maddebaşlarını tespit etmekten tutunuz, bunların eski dönemlerindeki anlamlarına dair bir sistematik kurmadığı için günümüz anlamları ön planda kalmış. Neyin eski, neyin yeni olduğu anlaşılmıyor.

[10] Eylemler arasından; döndürmek, dönüşmek, dönüştürmek, dönüştürülmek, döndürülmek, döndürtmek, döndürtülmek, dönülmek, dönüşebilmek. Adlar arasında dönence, dönencel, dönenceli, döneç, döner, döngel, döngü, dönme, döndüreç, döndürüş, dönek, dönem, dönemeç dönüş, dönüşlü, dönüşsüz, dönüştürücü, dönüşüm, dönüşümcü, dönüşümlü, dönüt. Sıfat olarak ise döner, döngüsel, dönük, dönüşlü, dönüşsüz, dönemsel. Birleşik kelimeleri bu listeye almadım. Sadece iki örnek vereceğim: geri/ileri dönüşüm, döngel orucu.

[11] Bayat (2008)

[12] Bayat ve Çınar (2008)

[13] Sırasıyla Nişanyan (alın. 2022), Bayat-Çınar (2008), Stachowski (2019)

[14] Sağ, sol, arka ve ön yönlerinde bulduğumuz hareketi, aşağı ve yukarı yönlerinde bulamıyoruz. Onun yerine kaldırmak ve indirmek eylemlerini kullanıyoruz (baş kelimesini kullanmak kaydıyla başını döndürdü, başını çevirdi denebiliyor, ancak yalın haliyle dönmek kullanılamıyor. Bu da sadece yukarı için geçerli. Başını aşağı döndürdü, çevirdi ifadesi rastlanılan bir ifade değil). Demek aşağı ve yukarı bizim için bir yön anlamına gelmiyor ya da kısmen bu anlama geliyor.

[15] Bir dildeki sözvarlığını sayı olarak değerlendiren dar bakış açısına eleştirimdir bu. Türkçenin anlatım zenginliği bir kelimenin içerdiği anlam yüküyle değerlendirilmelidir. Bu bağlamda sözlüklerimiz yetersiz olduğu için Türkçenin zengin bir dil olmadığı savını ileri sürmek dar bir bakış açısına sahip olmak demektir. Kaldı ki dilde zenginlik ne demektir? A dilinin yapabildiğini elbet B dili yapamaz. Çünkü B dilini konuşan insanların ihtiyaçları ve/veya ihtiyaç algıları A topluluğundan çok farklıdır. Buna karşın B dilinin yapabildiklerini de A dili yapamaz. Bu durum, A’nın B’ye (ya da tersi) üstünlüğünü de göstermez. Durum sadece bundan ibarettir, o kadar. Dilde üstünlük ya da yetersizlik tartışması, insanın her konuda, sadece kendisini iyi hissetmek için yaptığı üstünlük ya da yetersizlik tartışmalarından başka bir şey değildir, bir zaaf göstergesidir (Türkçenin bilim dili olmadığı yönündeki tartışmalar da dahil buna. Dil eksik değildir, bilim yapılmıyordur. Bilim insanlarının Türkçe yetersizdir demelerinden daha çelişkili bir söylem düşünemiyorum ben bir dilci olarak).

[16] Kürşat Demirci (alın.2022), Klasik Düsünce Okulu’nun seminerlerinden birini düzenlemiş. Dinler Tarihini arkeoloji ışığında ele alan Demirci’nin ve bence diğer videoların değeri son derece büyük. Klasik Felsefe konusunda dil, düşünce, akım, tartışma ne varsa hepsine buradan ulaşabilirsiniz.

[17] Dönüşüm: (TDK, alın.2022)

1. dönüşüm: isim Olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma, şekil değiştirme, tahavvül, inkılap, transformasyon: "Alfabe dönüşümü halkın okumayı kolay sökmesi içindi." - Necati Cumalı. 2. isim, biyoloji Görevinin değişikliğe uğraması yüzünden bir organda ortaya çıkan değişme. 3. isim, ruh bilimi Bilinçaltına itilmiş bir duygu veya isteğin, karşıtı görünümünde veya başka bir biçimde bilince yükselmesi, transformasyon.

[18] Kavramların her biri zihnimizde başka kavramlarla doğrudan ilişkili yani eşzidimli (collocation) haldedir. Hatta nörolojik olarak somut bağlantıları vardır. Bunların başlıcaları (yani yoğun ve ortak kullanılanları) dilsel olarak eşdizimli şeklinde adlandırdığımız bir bağlantı içindedir: “çay” diyelim; içmek, demli, demlemek, küçük vb. kelimelerle doğrudan ilişki halindedir. Eşdizim Sözlüğü olmadan herhangi bir dil çalışması yapmak aslında mümkün değildir. Özellikle de anadil ve dil öğretimi alanı bu sözlük olmadan olmaz. Bu bağlamda Türkçenin bir Eşdizim Sözlüğümüz olduğu için çok mutluyum.

[19] Recai Cin’in 1971’de akademik çalışmasını yayınlamak üzere hazırladığı bu sözlük son derece değerli bir çalışmadır. Zamanın koşulları nedeniyle veriler eksikli, yanlış. Ancak bir kavramlar dizini, bugünkü dilbilimsel karşılığı ile bir thesaurus ya da corpus her türl alanda büyük verim sağlayan çok önemli çalışmalardır. Mersin ve Çukurova Üniversitelerinin şimdi TÜBİTAK destekli projelerine dönüşen bu tür çalışmalar gerçekleşiyor olmasından büyük mutluluk duyuyorum. Kelimelerin çeşitli ağları, anadili eğitimi, çocuk kitapları, yabancı dil öğrenimi, çeviri hizmetleri, terim geliştirme, kelime türetme, her türlü bilim ve teknoloji gibi alanlarda olmazsa olmazdır ve geleceğin bilişim dünyası bu tür çalışmalar olmaksızın asla kurulamaz.

[20] Değişme, değişim, tahavvül, inkılap, transformasyon kelimeleri resmi sözlüğümüzün verdiği eşanlamlılar. Bunları değerlendirince liste uzadı: istihale, başkalaşım, farklılaşma, farklılaşım, şekil/biçim değiştirme, erilme, evrim, evolüsyon, evirtim, evrilme, devrim, ihtilal, yenilenme, yenileşme, yenilik, inkışaf, ilerleme, büyüme, reform, teceddüt, terakki, onarım, iyileşme, ıslahat, güçlenme, modernleşme, çağdaşlama, ruhsal/ kişisel dönüşüm (Yurtbaşı, 1996), (Tuğlacı, 1982), (Türkçe Sözlük, alın. 2022).

[21] O dönemlerde çok çeşitli alanlarda ilgili olan herkes kelime türetmek üzere seferber olmuştu. TDK’nın Derleme ve Tarama Sözlüğü çalışmaları da aynı döneme rastlar. 2003’teki doktora tezini kitaplaştıran Nevnihal Bayar, dönemin çalışmalarını özetlemiş. Döneme ait yazılı kaynakları didik didik etmek de ilginç sonuçlar doğurabilir. Sanıldığı gibi kolaycacık geçen bir dil devrimi yaşanmamış (Bayar, 2006).

[22] Bir kavramı karşılayan kelime ya da kelimeler bütünü, benzer ya da başka kelimelerin karşıladığı kavramlarla iç içe geçiyor, sınırın nerede olduğu anlaşılmıyor ise bir kavram karmaşasından bahsedilir. Şöyle örnekleyelim. "hayat” ve “yaşam” kelimeleri aynı kavramı karşılıyor görünüyor. Ancak derinliklere indiğinizde farklarla karşılaşıyorsunuz. Bu farklar sayesinde her iki kelime de aslında farklı kavramlara denk geliyor. Bu nedenle, aralarından biri ölmemiş, halen yaşıyor. Tersten de bakalım: tartışmak eylemini düşünelim. Birçok anlamı var. Tekme tokat bir tartışma ile münazara, mütalaa vb. tartışmalar arasında çok büyük bir fark var. Ancak başka bir kelime ile karşılanmamış. Dolayısıyla bu kelimemizde bir kavram karmaşasından bahsedilebilir.

[23] Buradaki küçük dairecik, kelimenin artık kullanılmadığını, kullanılmaması gerektiğini, eskiden kullanılan bir kelime olduğunu ifade eder.

[24] Özel adlara gelen eklerden sonra üstten virgül konulur kuralı standartlaşıyor. Bundan önceki sözlüklerde İstanbula şeklinde yazılırken bu sözlükte ilk defa İstanbul’a yazıldığını görüyoruz.

[25] Dil üzerindeki sistematik değişimler, siyasi bir tercih ya da bir araçtır. Dolayısıyla konu üzerinde ileri sürülecek savların geni bir yelpazede ve birçok açıyla ele alınması gerekir. Bu makalenin değil, başka bir çalışmanın konusu olmalıdır.

[26] dirb. > dirimbilim, biyoloji.

[27] Bu işaretler, kelimedeki hece burgusunun nerede olduğunu gösterir. Noktalar vurgusuz, tire vurgulu okunan heceyi işaret eder. Sözlükçülük açısından önemli bir bilgidir. İlk defada bu sözlükte görüyoruz.

[28] Makalenin yazı sınırını göz önünde tutarak tekamül kelimesinin derinlerine inmeyeceğim. Kısaca şunu söylemek yeterli: Arapça كمال (kamaal, olgun olmak) kökünden gelen tekamül; olgunluk, olgunlaşma, kusursuzluk demek. Bu kök, ayrıca dilimizde bulunan kemal, kamil, ikmal, tekmil kelimelerine de hayat vermiş. Bugünkü resmi Türkçe sözlüğümüz tekâmül tanımlamaları arasında eskiden ibaresi ile evrim sözcüğünü de veriyor. Nişanyan, bu anlamının 20 yüzyılda ağır basmaya başladığını not etmiş. Osmanlı Türkçesinde bu kelimenin yaygın bir kullanımı yokmuş. Her şeye rağmen belli ki tekamül kelimesinin bu anlamı ya da başka alanlardaki olgunluk, kusursuzlaşma anlamı tutmamış. TUD verilerinde nadiren teknik ya da sosyal alanda kullanıldığını görüyoruz. Evrim anlamında, zorlanılarak kullanılmış görünüyor. Basit bir Google taraması, kelimenin inanç ve ruhlar konularına ait bir kavram olduğunu ortaya koyuyor.

[29] Resmi dil kurumları olan ya da dil olgusunu kontrolleri altında tutabilen her ülke için durum aynı olmuştur. Özel dil kurumlarına sahip ülkelerin tarihinde de oldukça kanlı savaşlar sürmüştür dil ve kavramlar konusunda. Türkiye özelinde “aklımızla nasıl oynandı sorusuna net bir cevap bulmak için özel sözlüklerin, okul sözlüklerinin taranması, yazılı ve geniş kitlelere ulaşabilen kaynaklarda ise bu kavramların içeriğinin nasıl değiştiğine yönelik bir derin analiz yapılması gerekir. Bu çalışmamda ben konuya, sadece resmi sözlüklerimiz açısından baktım.

[30] 68 doğumluyum. 74’te ilkokula başladım. 80’lerde lise, 90’lara girmeden yüksek eğitim aldım, 99’da lisansüstü programım tamamlandı. Şapkaların kaç defa gelip kaç defa gittiğini, hatta Batı kökenli kelimelere dahi ses incelmesi olduğu anda şapka konduğunu bilmiyorum (plân, lâmba…). Sanırım 8-10 defa değişmiştir bu kural. Tireli tiresiz yazımlar, virgül dahi yeni standartlaşabildi. Şu an tam olarak nasıldır bilmiyorum, ancak tahminlerime göre şapka, nispet î’si geri geldi ve Osmanlıca kelimeler kullanan öğrencilerin sayısı gittikçe artıyor olmalı.

[31] Sırf meraktan Fransızcadan dilimize geçen rol kelimesine de bakayım dedim. L harfinin ince okunduğuna dair bir bilgi yok. İşin ilginç tarafı Arapçadan geçen saat kelimesinde de yok. Sadece ideolojik değeri olan bir kelime de mi bu kadar detaya inilmiş? Bunun ideolojik sebebi ne olabilir?

[32] Yine sözlükçülük açısından bir eleştiri: Normalde birleşik kelimelerden oluşan kavramların o madde başında bulunmaması gerekir. Bu olağandır. 2011 basımlı son Sözlüğümüz buna dikkat etmiş. İyi de etmiş. Kolaylaştırıcı olması bakımından tanımlamanın sonunda kalın tip yazı ile ve yan yatmış oklar kullanarak bağlantılı kelimelere ve kavramlara gönderme yapıyor. Bu da çok iyi. dönüşüm üzerinden baktığımızda bu göndermeler arasında geri dönüşüm ve kentsel dönüşüm kavramlarını görüyoruz. İyi, ama çok yetersiz: ileri dönüşüm,  toplumsal dönüşüm, siyasal dönüşüm, ekonomik dönüşüm vb. gibi kavramlara da yer verilmesi gerekirdi. Ya da daha terimsel nitelikte olan bilginin dönüşümü, elektrik akımı dönüşümü, biyolojik dönüşüm vb. de dahil olmalıydı. TDK’nın burada hangi ölçütü belirlediğini, bir ölçüt belirleyip belirlemediğini ben anlayamadım. Bunu basit bir şuursuzluk ya da hata olarak mı alalım? Özellikle ileri dönüşüm kavramı söz konusu olduğunda bunu siyasi bir tercih olarak değerlendirebilir miyiz? geri dönüşüm kapitalist sistemin önemli bir kazanç kaynağı. Kurulu sisteme ve politikalara hizmet ediyor. Ama ileri dönüşüm daha çok adem-i merkeziyetçi ve/veya sosyalist ve/veya ekolojist bir politikaya ait, ayrıca sanat dünyasının bir terimi. Acaba resmi politikamız bizi bu tür yaşam anlayışlarından ve politikalardan uzak mı tutmak istiyor?

[33] TUD ve Eşdizim sözlüğüne göre dönüşüm kelimemizin bir arada geçtiği tüm bağlamlar şöyle:

ahlâki dönüşüm (din bilimleri terimi), anlık dönüşüm, araç/LPG/benzin dönüşüm, beklenmedik dönüşüm, bilginin dönüşümü (edinilen bilginin bir ürüne, hizmete dönüşmesi), bilimsel dönüşüm, bilinmedik dönüşüm, biyolojik dönüşüm, bunca dönüşüm, ciddi dönüşüm, çoklu dönüşüm (fizik terimi), denetimsiz dönüşüm, ders denklik not dönüşüm formu, devrimci dönüşüm (siyaset bilimleri terimi), dönüşüm (ekonomi terimi), dönüşüm (kimya terimi), ekolojik dönüşüm, endüstriyel dönüşüm, esaslı dönüşüm, faz dönüşüm (biyoloji terimi), fiziksel dönüşüm, fizyolojik dönüşüm, Fourrier Dönüşüm Yöntemi (elektrik bilimleri),  gen dönüşüm (mikrobiyoloji), geri dönüşüm, hızlı dönüşüm, hidrotermal dönüşüm (tıp terimi), Hough Dönüşüm Yöntemi (bilişim terimi), ideolojik dönüşüm (sosyoloji), iktisadi/ekonomik dönüşüm, ileri dönüşüm, ilerici dönüşüm, imgesel dönüşüm, irili ufaklı dönüşüm, kalıcı dönüşüm, kapalı dönüşüm (matematik terimi), karsinomatöz dönüşüm (mikrobiyoloji), kentsel dönüşüm, kırsal dönüşüm, komik dönüşüm, koşullu dönüşüm (edebiyat terimi), köklü/kökten/radikal dönüşüm, KRY dönüşümü (ekonomi terimi), kurumsal dönüşüm, küresel dönüşüm (ekonomi, sosyoloji, siyaset bilimleri terimi), malign dönüşüm (tıp, patoloji terimi), marjinal dönüşüm (ekonomi), nüfusbilimsel dönüşüm, paranın dönüşümü, politik/siyasal dönüşüm, psikoruhsal dönüşüm, rafine dönüşüm, renk dönüşümü, renk uzayına dönüşüm (optik terimi), ruhsal dönüşüm, sabit dönüşüm (ekonomi terimi), sağlıkta dönüşüm, sancılı dönüşüm, sektörel dönüşüm (ekonomi terimi), sembolik dönüşüm, sına-i/endüstriyel dönüşüm, sosyo-ekonomik dönüşüm, sosyokültürel dönüşüm, sözel dönüşüm, şiirsel dönüşüm, tarımsal dönüşüm (ekonomi terimi), teknolojik dönüşüm, temelli dönüşüm, tinsel dönüşüm, toplumsal/sosyal dönüşüm, yapısal dönüşüm (hukuk terimi/sanayi terimi/ekonomi terimi/ mühendislik terimi), yaşam dönüşüm modeli (sosyoloji/ ekonomi terimi)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder