3 Ağustos 2021 Salı

Aramızda Kadın Var mı? Hepimiz Adam Olamayız ya!?

 

Aramızda Kadın Var mı? Hepimiz Adam Olamayız ya!?

 

Bir grup var ki; Türkler anaerkildi, kadına çok değer verdiler, kadınlar yöneticiydi, şamanlarımız bile kadındı, der; bir grup var ki Türkiye’de kadının adı dahi yok, der. Arada kalanlar da, “Evet ama aslında kadın çok değerli/değerliydi, çok önemli, önemliydi; çünkü… “ diye başlayan cümlelerle pek çok ara renk katar bu iki zıt görüşe. Bir kanıt bulmak kolay değil. Kanıt bulabildiğimiz tarih sayfaları çok eskilere de uzanmıyor. Peki? Kadın değerli miydi gerçekten? Var mıydı? Yoksa gerçekten adı dahi yok muydu? Ya da şimdi durum nedir? Dilimizin dünyasına derinlerden bakarsak buna bir cevap bulabilir miyiz?

Dil, bildiğiniz gibi çok geniş ve derin bir olgu. Sadece kelimeler ve onların derin içeriklerinden ibaret değildir. Zihnimizdeki ya da toplumca genel kabul görmüş dil de (tarihsel olarak kelimelerin taşıdıkları anlamlar da) ele alındığı zaman ucu bucağı olmayan bir uzaya dönüşür. Ne yazık ki bu uzayın tüm derinliklerinde yolculuk edebilecek gücümüz yok insan olarak. Buna karşın sadece kelimeleri kısmen sondajlayarak da olsa önemli ipuçlarına ulaşabiliriz. Çünkü bir kelime, onu kullanan kişi ve kişilerin ihtiyaçlarından (ya da algılarından, sanı/sanrılarından) doğar. Bir şeyin bir adı yoksa, o şeyin önemi de, anlamı da yoktur. Adlandırmanın biçimi kadar içi de önemlidir. Bazı şeyler değersizleştiren anlamlarla yüklü kelimelerden türer. Gerçi anlamlar genişleyebilir, daralabilir, kayabilir, kaybolabilir, yepyeni anlamlar da kazanabilirler. O halde bir kelimenin nasıl doğduğuna, zaman içinde nasıl kullanıldığına bakarak toplumsal algıya, ihtiyaçlara, sanılara/sanrılara dair ipuçlarına ulaşabiliriz.

kadın kelimesinin bu tarihsel dönüşümüne ve bugünkü hallerine nasıl bakacağız? Benim yöntemim şöyle oldu: kadın kelimesinin eşanlamlılarını, yakın anlamlılarını, ilgili anlamlılarını çıkardım. Doğrudan kadın anlamına[1] gelen 11 kelime belirledim: kadın, hanım, bayan, hatun, avrat, karı, kız, dişi, zen, nisa ve nisvan[i]. Bu kelimelerin geçmişleri için hem Türkçe hem de ilgili dillerdeki diğer sözlük ve kökenbilgisi sözlüklerinden, ayrıca çeşitli makalelerden yararlandım[ii]. Kelimelerin günümüz anlamları için ise TDK Genel Sözlüğünü esas aldım[2]. Bir de çok önemli bir kaynağım var: TUD[iii]. Bu kaynak aracılığı ile kelimelerimin kullanım biçimlerini ve sıklıklarını[3] belirledim. Dolayısıyla çalışmam iki bölümden oluşuyor: “Han ve Kağan eşleriyiz? Peki kadın nerede?” adlı bölümde, belirlediğim kelimelerin kökenlerine indim. Bu tarihsel bölümde bir ara sonuç kısmıyla genel değerlendirme yapmaya çalıştım. “Peki ya bugün Kadın? Var olmayı becerebildi mi acaba?” adlı bölümde ise kadına dair kelimelerin bugün nasıl tanımlandıklarına dair bir saptama yaptım. Bu bölümde değerlendirmelerimi paragraflarda bulacaksınız. “Son söz! Sözün sonu mu? Yoksa kadının sonu mu?” bölümünde ise bu iki veriyi bir arada değerlendirmeye çalıştım. Her iki konu için veri topladığım kaynakları ayırmak gereğini duydum. Bu iki kaynak listesini sonnotlar kısmında (ayrıca verilere dayalı tartışmaları da) bulacaksınız. Dipnotlar ise kendi tartışmalarımı ve ilgili sair bilgileri barındırıyor.

Belirlediğim 11 kelimenin dışında “dişi erişkin insan” anlamına gelen başka kelimeler de var:

·        Kadınları dini inançlarına, etnik kökenlerine veya milliyetlerine göre tanımlayan adlandırmalar: babı (yaşlı Hıristiyan kadın), cece (yaşlı ihtiyar Hıristiyan kadın) gaco (Karagöz’de zenne karakterindeki kadının adıyla birlikte kadın anlamına gelmiş bir kelime), koriça (Musevi kadın), amazon (güçlü, silahşör kadın), boliçe (Yahudi kadın), haraşo (Rus kadın), kokona (Rum kadını), kokoniça (Rum kızı), madam, matmazel, mis, misis…

·        Kadınları fiziksel durumlarına/görünüşlerine göre tanımlayan adlandırmalar: acuze, kocakarı, dilber, ahu, cins-i latif (güzel kadın), cicikli (yeni yetişmeye başlamış, memeleri yeni büyümüş genç kız), arap karısı (çirkin kadın)…

·        Kadınları özellikle cinsel olmak üzere ahlaklılığa ve ahlaksızlığa göre sınıflandıran adlandırmalar: şıllık, zilli, ece, cadı, cicimama (toy delikanlının sevgilisi), kasık mancası, helalli, orospu, yosma, fahişe

 

Ancak bunları da çalışmama dahil etmedim. Çünkü bu sınıflamadan da anlaşılacağı üzere kadın özelinde ‘sınırlı’ sıfatlara göre adlandırmalar söz konusu. Genel olarak kadın kavramını yansıtmıyorlar.

Ayrıca bunlar dışındaki:

a.      doğurganlık, doğum, lohusalık, annelik terimlerini: hamile, gebe, yüklü,  ana, anne, lohusa, aşeren, ebe, aba…

b.      eş/partner olan kadına yönelik kelimeleri: eş, karı, refika, zevce, partner, kız arkadaş, kadın arkadaş, hayat arkadaşı, yavuklu, sevgili, sözlü, nişanlı, mahbube, kuma, dam, evde kalmış, kertik, dul, gelin…

c.      kadınlara dair akrabalık terimlerini:

a.      kan bağıyla: ana, abla, teyze, nine, hala…

b.      evlilik bağıyla: görümce, baldız, eş, yenge…

d.     yerel dillerdeki kadın kelimeleri[iv]

e.      kadını konu alan deyimleri ve atasözlerini

f.       kaba ifadelerle argoları

çalışma sınırlarıma dahil etmedim. Çünkü asıl niyetim toplumsal sözlük sınırlarında kadının nasıl yansıtıldığını görebilmek, bununla ilgili yeni sorular ortaya koymak[4].

Yine de bütün listenin[5] kendisi bile son derece şaşırtıcı ve önemli sorular getiriyor akla: İslamiyet öncesi ya da sonrası olmak üzere Türk kültürü kadın diyebilmek için neden bu kadar çok kelime üretmiş ya da başka dillerden kelime almış? Hangi ihtiyaçlar ya da hangi ihtiyaç algısı, sanısı/sanrısı buna sebep olmuş? Neden bu kadar çok ayrıntıyı dillendirmek zorunda kalmış dilimiz, yani düşüncemiz? Yoksa başka bir durum mu buna sebep olmuş? Çoğunlukla ifade edildiği gibi “Kadın önemli, onun için bu kadar çok kelime var” iddiasının aslında tam tersi söz konusu olabilir mi? Büyük olasılıkla kadın kelimesine yakından bakarken bu soruların yanıtına dair bazı ipuçları da bulabileceğiz.

Şimdi bakalım: Kadın, gerçekte varolduğu halde Türk zihniyetinin tarihsel geçmişinde ve bugününde var olmuş mu, olmamış mı?

 

Han ve Kağan eşleri ya da kızlarıyız. Peki, kadın nerede?

 

Hem hatun hem de kadın olmak üzere her iki kelimenin de kökü aynı. Yazılı olarak tespit edebildiğimiz en eski Türkçe metinlerde bulunan ḳātūn veya χātūn kelimesinden günümüze gelmişler. Kök anlamı kraliçe, hakan eşi veya kızı. Soğdca  χwatāw ‘kral, hükümdar’ sözcüğünün dişil hali χwatēn ‘kraliçe’den geldiği söyleniyor[6]. χwa ‘kendi’ ve tāw ‘güç, güçlü’ anlamına geliyor.  Yani kadın ve hatun kelimeleri tarihsel olarak ‘kendinden güçlü, güçlü olmak için başkasına ihtiyaç duymayan’ demek.

hanım kelimesinin de hikayesi pek farklı değil. han (χān, ilk yazılı kaynak 759 tarihini gösteriyor) kelimesine birinci kişi iyelik ekinin getirilmesiyle oluşmuş. Yani “benim han’ım” (χānum)[v]. Orhun yazıtlarında Han kelimesinin ilk yazılı şeklini de bulabiliyoruz. O zamanlar kagan şeklinde de geçiyor. Zamanla iki form doğuruyor bu kelime: han ve hakan. han, kendi eşine benim Han’ım dediği için hanım kelimesi asalet kazanmış[vi]. Cumhuriyet Türkçesinde de uzun bir süre sadece bu asalet anlamı egemen oldu. Toprak sahibi, meslek sahibi veya zengin kadınlar ya da aynı sosyal statüye sahip erkeklerin eşleri, kızları hanım oldu. Bugün bu asalet anlamı oldukça eriyip gittiği halde “Bir hanım geldi” derken, hâlâ parası olan, iyi görünümlü, iyi giyimli, iyi eğitimli bir kadın kastediyoruz çoğunlukla.

bayan kelimesine gelelim. Çok yeni bir kelime. Cumhuriyet tarihinden daha da genç. Eski Türkçe yazılı kaynaklarda bay kelimesi bulunuyor. ‘zengin’ demek imiş o zamanlar. Türkiye (Anadolu) Türkçesi dönemlerine geldiğimizde bu anlamın yanına ‘malı mülkü olan, ‘ekabir’ gibi anlamların da geldiğini görüyoruz. Yani anlam hâlâ zenginlik üzerine. 20. yy ortalarına doğru bay (Dil Devrimi) artık bir hitap kelimesi olarak yaygınlaşmış[vii]. Buradan da yeni Türkçeciler ya da öz Türkçeciler tarafından bayan kelimesi türetiliyor. Bir hitap kelimesi ya da bir seslenme sözü olarak dile yerleşmeye çalışıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında “Bayan Ayşe” gibi ön adlarla birlikte de kullanılıyor. Bir dönem “Bayan Çelik” gibi sadece soyadlarıyla görülüyor, bir tür yazı diline indirgeniyor kendiliğinden. Seslenme ve hitap kelimesi olarak da kullanılmış (“Bayan! Durun, cüzdanınızı unuttunuz!”), ‘eş’ anlamında da kullanılmış. Kelime, eski olmamakla birlikte bay şeklinde kökü sebebiyle prestij barındırıyor. Zengin, şehirli, eğitimli bir kadın bayan olabiliyor sadece[7].

Bu asalet, zenginlik ve yöneticilik halleri, kadın kavramının değerini bir anda yüceltiyor. ‘Üstte’ oluveriyor kadın. Hoş geliyor kulağa, hatta onur verici.

avrat peki? Sözcüğü biz Arapçadan almışız: عورة , yaklaşık awrad şeklinde okuyabileceğimiz bir kelimeden. Arapça ne demek bu kelime? ‘ayıplı ve özürlü olma, ayıp, kusur’. Kelime, önce Akatça’dan (ūru, özellikle kadının olmak üzere edep yeri)  İbraniceye (ˁerwā ערוה; çıplaklık, edep yerleri, ayıp), oradan da Arapçaya geçmiş. avrat dışında dilimizde bulunan ari (saf, temiz) ve üryan kelimeleri de bu Akatça ve İbranice köklerle ilgili.

karı kelimesi çok ilginç. Aslında kadın ile hiç ilgisi yokmuş ve yaşlı anlamına geliyormuş. karıġ şeklinde geçiyor ilk yazılı kaynağımızda. Yani yaşlı olan her şey ve herkes karıġ imiş. Eski Türkçeden, kârı-(mak), yani yaşlanmak fiilinden geldiğini söylüyor kaynaklarımız. kart kelimesi de buradan geliyormuş. 15. yy’dan sonra, yani Türkiye Türkçesi evresindeyken ‘yaşlı kadın’ anlamı ve ‘evli kadın’ anlamı ağır basmaya başlamış. Demek ki bundan bir süre önce karıġ adam ‘yaşlı adam’, karıġ kadın ise sadece ‘karı ve eş’ imiş. Böyle bir anlam kayması nasıl oldu sorusu zihnimi kurcaladı. Evlilik, kadın açısından bir nevi reşit olma halini, bir nevi yaşı geçmiş olma halini yansıtmaya başlamış olabilir. Kadın evlenince yaşı kendiliğinden geçmiş olduğu için ‘evli kadın’ karıġ oldu. Bu iddiayı doğrulamak için yine eski metinlere bakmak ve anlam kaymasının ne zaman, nasıl gerçekleştiğini tespit etmek gerekir.

Yaşlı kadından bahsetmişken genç kadından, çocuk kadından bahsetmemek olmaz. kız kelimesi: kıs-(mak) eyleminden geldiği söyleniyor. kısa, kısır (verimsiz), kısıt, kısrak kelimeleri de aynı köke sahipmiş. kıs- kelimesinin o zamanki anlamı ise ‘cömert, bol’ karşıtı imiş: ‘Eli dar, cimri, yetmez, az’ şeklinde örnekleyebiliriz sanırım. kıs-;  zamanla sınırlamak, kısalmak, azalmak gibi anlamlar da kazanıyor belli ki. İşte bu kıs- eyleminden türemiş olan kız kelimesini, yani ‘dişi olan çocuk’ anlamını ilk yazılı kaynağımız olan Orhun yazıtlarında bulabiliyoruz. Hem de bugünkü yazılışıyla. Başka bir deyişle gerçekten en eski kelimelerimizden biri. O günlerde ‘kız çocuğu’ anlamına gelebildiği gibi ‘cariye’ anlamına da gelebiliyormuş.

Kadın cinsiyetini tanımlamak içini kadın yerine yoğun bir şekilde kullanılan dişi kelimesine değinelim: Bu kelime de en eski kelimelerimizden biri. 900’lü yıllardan önceki Eski Uygurca metinlerde görülmüş. tışı ve tişi şeklinde. Anlam olarak da hayvanların cinsiyetine gönderme yapılıyor: erkek tavuk, dişi tavuk deniyor mesela. O günkü anlamından bir şey kaybetmemiş. ‘tişi kişi’ gibi bir kullanımı da varmış. Muhtemelen ‘er kişi’ karşıtlığında[8].

Eskimiş tabirlere de yer verelim: zen (زَن). Bu kelimeyi biz Farsçadan almışız. Aynı anlama gelen sözcük Farsçada halen yaşıyor. Ancak Farsçaya Sanskritten gelmiş: jani; doğum, yaratı, üretme anlamlarına gelen bir kelime. Bugün Türkçede bildiğimiz jine(-koloji) veya jine(aloji) kelimelerinde, Kürtçe jin (kadın) kelimesinde bu Sankrit kelime janiyi görebiliyoruz. jani’nin diğer anlamları ‘kadın’, ‘anne’; ardından bunların eşanlamlıları sıralanmış[viii]. jani’ye hayat veren kök kelime ‘ji’; doğum, doğum günü, baba gibi kelimeler de türetmiş.

nisa ve nisvan da, kadın anlamına gelen Arapça nisāˀ (نساء) kelimesinden geliyor[ix]. nisanın çoğulu niswān (نسوان)[9]. Bu iki kelimenin kökü de ‘ans (أ ن س) kök fiilinden geliyor. Bu kök fiil ‘unutmak, unutulmak, sevmek, ertelemek, geciktirmek, eğlendirmek gibi eylemler de oluşturmuş[x]. insan kelimesine de hayat vermiş. insan hem bir ‘erkek kişi’, hem de canlı türü olarak ‘insan’ anlamına geliyor. Her iki anlamda da eril bir kelime Arapçada. Bu kelimenin dişil hali ise nisa olmuş… Aynı kök, ‘evlenmemiş kız’ kelimesine de hayat veriyor: “aansa” (اَنسة).

 

Ara Sonuç:

kadın, hanım, hatun ve bayan kelimelerine baktığımızda koltuklarımız kabarıyor. Kadın; kraliçeymiş, asilmiş, üst düzeymiş, zenginmiş diyoruz. Asil ve itibarlı adlandırmalar. Bu tür bir asalete ya da itibara sahip olmayan kadınlara ne deniyordu o zamanlar peki? Tarlada ekimle, dağda hayvanla uğraşan kadınlara da kraliçe anlamına gelen hatun, hanım demiş olamayız ya! Başka bir kelime (belki de iki-üç kelime) daha olduğu ve zamanla öldüğü açıktır:

Eski Türkçede kadın anlamına gelen uragut, bir de cariye anlamına gelen, ancak kadın anlamında da kullanılan kün şeklinde iki kelime varmış. uragut’un kök anlamı ise ‘tohum’. Dolayısıyla ‘üremek’ ve ‘üretmek’ ile de ilgili olduğu söyleniyor[xi]. kün (cariye, kadın) bugünkü varlığını kuma olarak sergiliyormuş. Nişanyan, Orta Farsçadan dilimize knig (kız) şeklinde geçtiğini söylüyor. Başka deyişle kız çocuğu kelimesi, cariye ile eşanlamlı kullanılmış görünüşe göre. kün etimolojik olarak kancık kelimesini de oluşturmuş. kız çocuğu kelimesi, ‘dişi memeli hayvan’ anlamına gelmiş bir süre sanki. Kaynağı eski Türkçeye dayanan bir kün (gündüz) daha var ama anlaşılan kadın ile aralarında bir bağlantı yok ya da bunu araştırma sırası henüz gelmemiş.

İster kök anlamları değerli olsun, ister olmasın; sonuç itibarıyla bu iki kelime de bugün yaşamıyor. Tarihimizden bugüne gelen ve  erişkin dişi insan’ kavramını karşılayan hiç bir isimlendirme var olmamış sanki.

 

Dilde bu kadar keskin olunamaz elbette. İçeriklerini tamamen kaybedip bambaşka anlamlar kazanmak da var sözcükler tarihinde. uragut gibi kelimelerin ölümleriyle birlikte hatun, kadın ve hanım sözcüklerinin anlamları genişlemiş, “erişkin dişi insan” anlamını kazanmışlar.  kadın, hatun ve hanım kelimeleri millileşme tarihimizin başından beri (19. yy ortası), bayan kelimesi ise 1940’lardan sonra kesinlikle “erişkin dişi insan” anlamında kullanılmışlardır[10]. Küçük bir anımsamayla: O yıllarda kadın kelimesi daha çok hizmetçi (alt sınıf) şeklinde kullanılıyor.

avrat, kız, karı kelimelerinde;  rahatsızlık veren içerikler dikkatimizi çekiyor: ayıp, verimsiz, bereketsiz, yaşlı, köhne, cariye... Bu sıfatlar bir kadın tanımı ortaya koymuş. ‘çıplaklık, edep yeri’ gibi bir ilk anlamın kadın kişisini tanımladığını görüyoruz. Kadını geri plana atan, değersizleştiren sıfatlandırmalar değil midir bunlar? Bu kelimeleri kullandığımız zaman yer yer bir kirlilik, bir değersizlik, kötülük ya da çirkinlik hissi duymamız bundandır. Kaba dilde, argoda yoğun bir varlık sürdürüyor olmalarının nedenlerinden biri de budur. Bu kelimelerin taşıdığı bu ağırlıklar içimize işliyor, bizi şekillendiriyor; kadın imgesi üzerinde bir değersizlik algısı oluşmasına sebep oluyorlar.

Dişi kelimesine gelelim: Tarihsel açıdan hayvanları betimleyen bir kelimenin kadınları betimlemek için de kullanıldığını görüyoruz. Üstelik bir ad bile değil aslında. O zamanlar bile bir sıfat, kadın kelimesinin yerine geçebilmiş. Kadına yönelik algı/sızlık en eski dönemlerimizden bu yana var.

zen ve nisa (nisvan) kelimeleri, kadına hak ettiği değeri veren kelimelermiş: insan, hayat, yaratma, üretme, doğum… Yaşasalarmış, ölmeselermiş keşke dedirtiyor. zen ve nisa Cumhuriyet öncesi eski metinlerimizde geçiyor. Yer yer dini metinlerde de ya da din ideolojisi güden metinlerde yazılı olarak halen varlıklarını sürdürüyorlar. Ancak bu yine de heyecan verici, mutlu edici değil. Çünkü bu kelimelerin kök anlamlarıyla olan bağlantılardan bihaberiz[11]. Yani bu kelimeleri kullansak dahi bu olumlu anlamları içselleştirebilmemiz olanaklı görünmüyor. Müslüman-Arap kültüründen aldığımız pek çok kelimenin başına geldiği gibi zihinde kalan iz sadece İslamiyet olacaktır.

Kadına dair güçlü, gerçek ve etkileyici içerikleri olan kelimeler neden yok olur, neden bazı kelimeler bu özelliklere sahip anlamlarını kaybederler, neden bazıları kadını değersizleştiren anlamlar[12] kazanır?

---

Kadın, “doğuran, hayat veren, üreten, çoğaltan…” gibi anlamları olmadan var olabilir mi? Bir kraliçe olmak kadınlığı ifade edebilir mi mesela? Ya da zengin olmak? Asil olmayan (!?) kadın neden “ayıp, bereketsiz, yaşlı, cariye, hayvan ve köhne”? Bunlar kadını ve kadınlığı ifade eden anlamlar olabilirler mi? Verimsizlik, kısıklık neden bir kız çocuğunun kök anlamı olmuş? Bu neyin ihtiyacı ya da algısı ya da sanısı/sanrısı? uragut, zen ya da nisa gibi kadına dair olumlu, gerçekçi ve güçlü içerikleri olan kelimeler neden ölmüş veya öldürülmüş? zen’den zenne kalmış geriye: kadın kıyafetiyle dans eden erkek.

 

Ya bugün kadın? Var olmayı becerebildi mi acaba?

 

Günümüzdeki duruma bakmak için şöyle bir yöntemle çalıştım. 11 kelimemizin nasıl tanımlandıklarına (yani sözlükte nasıl yer aldıklarına) baktım. Bu tanımları sözlükçülük açısından (kelimeye dair yapısal bilgiler, tanım, gönderme ve alıntılar[13]) değerlendirdim. Dikkatimi çeken soruları sordum, ardından her kelimenin sonunda bir değerlendirme yaptım.

 

kadın

1. isim Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen: "Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler." - Abdülhak Şinasi Hisar 2. sıfat Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan. 3. isim, mecaz Hizmetçi bayan. 4. isim, eskimiş Bayan. Ayşe Kadın, Dudu Kadın

Birinci tanıma bakalım: “erişkin dişi insan” derken sözlüğün kadını var kabul ettiğini görüyoruz. Tanımın ardında sıralanan eşanlamlılar ise TUD verilerine göre değerlendirildiğinde dikkat çekici. hatun kelimesini halen kullanıyoruz ancak, çok az kullanılan hatun kişi ve günümüzde kullanılmayan zen kelimeleri neden ilk anlamda, gönderme olarak veriliyor?[14] Bu soru bir. Alıntıya bakalım: Kelimeyi ya da tanımını destekliyor mu? Kısmen diyelim. Çünkü ‘ahbaplık edecek dostlar’ derken geçen dost kelimesi, erkek algısı barındıran bir kelime[15]. “hizmetlerine koşacak kadınlar” ifadesi, sonraki “erkekler” kelimesine tam olarak bağlanmıyor; ‘veya’ bağlacı erkekleri ‘hizmet edecek’ sıfatlandırmasına bağlayabilir, bağlamayabilir de, yapısal olarak bulanık bir cümle sayılabilir[16]. Dikkatli okuyucu bu cümleyi net anlayabilir belki ama genel okuyucunun algısında ‘erkekler’ ve ‘hizmet edecek olan kadınlar’ kalması yüksek bir ihtimaldir[17]. Bu yorumum öznel bulunabilir. Alıntıda bir yandan ‘erişkin dişi insan’ tanımına bir gönderme varken, aynı zamanda kadın, ‘hizmet’ ile bir araya getirilmiş. Sözlükçülerimiz tanımı destekleyebilecek ya da yansıtabilecek bir edebi cümleyi yeterince aramadı, bulamadı mı diyeceğiz yoksa çok aradılar da bulamadılar mı, buldular da kullanmadılar mı, kullanmadılarsa neden kullanmadılar? Bunlar da diğer sorularımız oldu.

İkinci tanım olarak TDK, kadın kelimesinin bir sıfat olduğunu ve Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan” anlamına geldiğini söylüyor. ‘kadın ana’ gibi bir ifade için doğru, tam yerinde bir tanım. Ama kadın sesi, kadın doktor, kadın sanatçı dediğimizde ne olacak? “Analık ve ev yönetimi gereken erdemleri ve becerileri olan” bir ses?! Bu ve benzer örneklerde, bu ifadelerin analık ve ev yönetimi bakımından gereken erdemleri ve becerilerini açıklamak imkânsız ve alakasız. Ayrıca acaba analık bir beceri midir? Ayrıca ‘gereken erdem’ ifadesi de nedir? Ev yönetimi erdemleri? Analık erdemleri? Ayrıca madem bir bu bir sıfat, aynı erdemlere ve becerilere sahip bir erkek için ne diyeceğiz? “Kadın adam mı”? Değerli sözlükçülerimiz böyle bir tanım oluştururken hasbelkader bir hata mı yapıyor? İçerik olarak bu kadar çelişkili, bu kadar yönlendirici, bu kadar bozuk ifadeli bir duruma hata diyebilir miyiz? Bir niyet mi okumalıyız? Acaba TDK; kadını, analık ve ev hizmetleri yapan bir “dişi insan” olarak dayatmaya mı çalışıyor?

Üçüncü olarak sözlüğümüz “isim, mecaz Hizmetçi bayan” demiş kadın kelimesi karşılığında. Öncelikle mecaz nedir sorusuna bakalım: Kendi anlamını yitirip başka bir anlam kazanan kelimedir. Mesela ‘göz’ kelimesi aynı zamanda ‘nazar’ demektir. ‘Nazar’, ‘göz’ün mecazi anlamıdır. Kendi örneğimize bakalım şimdi: kadın kelimesi anlamını yitiriyor mu? Hayır. Kadın yine kadın. Bu dilsel saptamayı göz ardı edelim ve tanıma bakalım: “Hizmetçi bayan”. Nedir şimdi bu? Bayan kelimesi bir hitap kelimesidir ve kadın kelimesinin yerini tutamaz. Kadın kelimesini kullanmaktan imtina mı ediyor TDK? Neden? Etmiyor mu? O halde ne yapmaya çalışıyor? Ayrıca nedir yine bu ‘hizmet’ kelimesi? Böyle bir tanımlama yerine “bir ev ya da iş yerinde ücret karşılığında o yerin işlerini görerek çalışan kadın” gibi bir tanım neden oluşturulamıyor?

Her üç tanımda “hizmet” kelimesi ile “kadın”ı bir araya getirmek bilinçli bir seçim olabilir mi?

Son tanıma gelelim: “isim, eskimiş Bayan. Ayşe Kadın, Dudu Kadın” demiş sözlüğümüz. “eskimiş” olması doğrudur. Bugün bu anlamda kesinlikle kullanılmıyor. Ancak bayan diyip kestirip atmak olmamış. Neden olmamış? Çünkü bayan kelimesinin artık bu anlamda kullanımı yok. O halde bunun yerine çoktandır kullandığımız hanım kelimesini getireceğiz. TDK’nın bu tanımın da bulanık olduğunu görüyoruz. Bayan kelimesini bir isim olarak kadın ile eşdeğerli mi kılmaya çalışıyor sözlüğümüz?

Tanım bitti görünüyor sözlükte. Aslında bitmemiş olması lazım. Çünkü eksikler de var tanımda. Bir kelimeyi niye eksik tanımlanır? Eksik bırakmak için mi?

kadın kelimesi seslenme, hitap amacıyla da hâlâ kullanılıyor. TDK bu kullanımı atlamış. kadın maddebaşına, bir kullanım biçimi daha eklenerek seslenme amacıyla kullanıldığı da belirtilmeli. “Kadınım…” diyen, “Şşt, kadın!” diyen, “Çok oldun sen de be kadın!” diyen yok mu? Var. Bir Genel Sözlük her türlü kullanıma yer vermekten sorumludur. Burası gözden mi kaçmış? Yoksa yine bir niyet mi okumalıyız?

Maalesef eksikler bitmedi, devam: kadın anlamını taşıyan eşanlamlılara, yakın anlamlılara niye değinilmemiş (hatun ve hatun kişi kelimelerine yer verilmiş; dişi, kız yok)? Eskiden beri dilimizde kullandığımız ama şimdi kullanmadığımız kelimelere ne oldu (zen verilmiş, nisa, nisvan verilmemiş)? Bir de kaba kullanımlar var (avrat, karı). Bir Genel Sözlük her şeyi barındırmalı demiştik. Hatta karşıt anlamlısını da vermeli (erkek, adam, herif, oğlan, delikanlı vb)[18]. Bilimsel terimler sözlüklerinde de kadın kelimesi taraması sonucu yok[19]. Neden bu anlamlar bir genel sözlükte yok? Sonuç olarak TDK’nın Sözlüğünde kadın kavramının bağlantılarını ve sınırlarını göremiyor, bu kavramı algılayamıyoruz.

Son eksik: kadın kelimesi bir yandan cinsiyet belirtirken (yani erkek karşıtı) bir yandan da kişi belirtiyor (adam karşıtı). “Nüfusumuz şu kadar erkek, şu kadar kadından oluşuyor” derken cinsiyet belirtiyoruz. Halbuki “Kapıya iki adam geldi”, “Bir kadın seni sordu” derken kişilerden bahsediyoruz. İlk cümlede erkek yerine adam kullanamıyoruz değil mi? İkinci cümlede adam yerine de erkek diyemiyoruz. O halde kadın kelimesinin bu bağlamda iki kullanım biçimi bulunuyor. İşin ilginç yanı diğer sözlüklerde de bu nokta gözden kaçmışa benziyor. Halbuki bir maddeyi daha hak ediyor bu ayrım[20].

Kısaca TDK, kadın kelimesini tanımlarken ilk anlamı çok net vermekle birlikte, diğer her türlü tanımda kadının, özellikle cinsiyet kimliğini bulanıklaştırmaya, daraltmaya ve gizlemeye eğilimli. kadın kelimesinin içeriği ile oynanıyor ve kavramın içi boşaltılıyor. Bu şekilde kadın, başka bir toplumsal algıya dönüşmüş ve hâlâ dönüşüyor. Çalışmamın ilk bölümünde gördüğümüz gibi tarihsel olarak düşüncede zaten var olmayan kadın; hizmetçilik, analık, ev yönetimi gibi özelliklerle donatılıyor[21]?

hatun

1. isim Kadın: "Birdenbire uzun boylu, diri memeli bir hatun askerin önüne çıktı." - Sait Faik Abasıyanık 2. isim Bayan, hanım: Emine Hatun. 3. isim Eş, zevce: "Bizim hatun bir manifatura mağazasında tezgâhtardı." - Nazım Hikmet 4. isim, tarih Yüksek makamdaki kadınlara ve hakan eşlerine verilen unvan: Bağdat Hatun.

İlk tanımda dikkat çeken burada bir tanımın olmayışı. Sadece bir gönderme var: hatun = kadın diyor. kadın kelimesini bulup oradan anlamını öğreneceğiz. Bu durumda kadın kelimesi için yaptığımız saptama ve eleştirilerimizin hepsi burada da geçerlilik kazanıyor. Bir genel sözlükte gönderme yapılmasının sebebi “Bu baktığınız az kullanılan/eskimiş bir kelimedir; bunu kullanmanızı önermiyoruz, istemiyoruz” demeye çalışmaktır. Halbuki hatun kelimesinin kullanımı gittikçe artıyor (burada nasıl bir içerikle, nasıl bir anlamla artıyor sorusunu da dikkate alalım). Çünkü kadın kelimesi giderek kaba kullanım sınıfına dahil oluyor ve yerine başka bir kelime kullanılması gerekiyor. Verilere dayanarak tamam, öyle olsun diyelim. hatun kelimesini aktif söz varlığımızdan çıkarmaya eğilimli olalım. Bu iyi aslında, kadın kelimesine de sahip çıkıyoruz bu şekilde. Ama her şeye rağmen gönderme yapılan kadın maddebaşında tanım açık değil ki! Sözlükte kadın ya da hatun kelimesinin sahih tanımını biz nereden bulacağız?

hatun kelimesine yapılan göndermenin arkasından bir alıntı yapılmış: “Birdenbire uzun boylu, diri memeli bir hatun askerin önüne çıktı”. Bu cümle kadının “erişkin dişi insan” tanımını yansıtıyor. meme kelimesinden rahatsız olmuyorum. Severim ve kullanırım bu kelimeyi. Diyelim ki asker maddebaşını yazıyoruz. Acaba aynı alıntıyı bu maddebaşında da kullanır mıydık? Niye bu alıntı? hatun adını verdiğimiz “dişi erişkin insan”ın memeleri midir ön planda olan?

İkinci tanımda “isim. Bayan, hanım: Emine Hatun” denmiş. Verilen örnekten anlıyoruz ki TDK’nın bahsettiği şey bir unvan ya da seslenme sözü.  Her iki durumda da burada yeri yok aslında. Sözlüğümüzün dördüncü tanımda tarihsel terim olarak verdiği açıklama ile buluşuyor. TUD verilerine göre bugün kimseye Emine Hatun filan demiyormuşuz. O halde bir seslenme sözü değil. Ayrıca burada yine bir tanım yok, sadece göndermeler yapılmış. Onlar da “hatun kelimesini kullanmayın, o artık eskidi, yerine bayan ve hanım kullanın” veya “bu kelimenin anlamını bulmak için bayan ve hanım kelimelerine bakın” diyor. Bayan kelimesini aşağıda ele alacağız ama bu şekliyle artık kullanılmayan bir kelime olduğunu burada yine vurgulayalım. Kısaca yine bir akıl karışıklığı yaratılmış, bulanıklık mevcut. Uzman dilcilerimiz işin içinden çıkamamış.

Üçüncü tanım “isim Eş, zevce: "Bizim hatun bir manifatura mağazasında tezgâhtardı." - Nazım Hikmet” diyor.  Yine sadece gönderme var. Tanım yok. Yine “hatun demeyin, yerine ve zevce kelimelerini kullanın” veya “bu kelimenin anlamını bulmak için şunlara bakın” diyor. Zevce çok mu kullanılıyor? Hayır. Kullanım sıklığı oldukça düşük, hatta sözlü dilde yok[22].  zevce’den çok daha fazla kullanılan karı kelimesi var. Ama ona gönderme yapılmamış. zevce’ye bakıyoruz: Bu kelimeyi de sözlüğümüz karı’ya göndermiş. Niye “bir erkekle evlenen kadın” demiyor, niye ‘eskimiş’ ibaresi koymuyor? Öte yandan kadın erkek birlikteliği artık sadece evlilik bağıyla gerçekleşmiyor. sevgili anlamında da hatun kelimesi kullanılıyor[23]. Hatta zevce kelimesinden çok fazla. Bununla eşanlamlı kullanılabilecek başka kelimeler de var: partner, kadın arkadaş, kız arkadaş, yavuklu kelimeleri var. Bunlara da hiç gönderme yapılmamış. Bunlara neden hiç yer verilmemiş? Kullanım biçimi ve kullanım sıklığı araştırmaları yapmadan bir sözlük mü yazıyor TDK? Yoksa yine bilinçli bir çabayla kadın kimliğinin üzeri mi örtülüyor? Anlaşılan bir kadın, birinin sevgilisi olamaz. Evlilik bağı şart.

Dördüncü tanım tarihsel bir bilgi aktarımında bulunuyor: “isim, tarih Yüksek makamdaki kadınlara ve hakan eşlerine verilen unvan: Bağdat Hatun”. Genelde bilimsel terim bilgisi vermeyen sözlüğümüz, bu sefer neden bu bilgiyi vermeye gerek duymuş? İyi olmuş vermesi ama burada da bir niyet aramalı mıyız? Şu nokta dikkat çekici: İkinci tanımda verdiği “bayan/hanım” anlamı ile buradaki dördüncü tanım arasında tam olarak ne fark var? Başka bir deyişle ikinci tanımda örnek olarak verilen “Emine Hatun” ile dördünce tanımda örnek olarak verilen “Bağdat Hatun” arasında tarihsel, bilimsel ya da toplumsal açıdan ne fark var? Bağdat Hatun daha mı egzotik?

Sonuç olarak: TDK’nın kadın kelimesindeki nitelikleri bulanıklaştırma, değersizleştirme ve silme çabasından bahsetmiştik. kadın kelimesiyle eşanlamlı olan hatun kelimesinin de başına aynı haller gelmiş görünüyor. Onun da kadınlık özellikleri ve özellikle cinsiyet anlamı bulanıklaştırılıyor, değersizleştiriliyor, gizleniyor[24]. Sözlük, her tanımda gönderme yaparak okuyucuyu sayfalar arasında dolaştırıyor ama okuyucu kadın/hatun kelimelerinin tanımına ulaşamıyor. Alıntılar dahi karmaşık, bulanık. Nihayetinde kadın varla yok arasında kalıyor. Varsa da daha çok olarak, hatta daha çok Müslüman eş olarak var sanki.

hanım

1. isim Kız ve kadınlara verilen unvan, bayan: Ülker Hanım. 2. isim Kadın, eş: "Yaptığı çiçek suyunun ilk bardağını kendi içtikten sonra ikincisini hanımına getirir." - Hüseyin Rahmi Gürpınar 3. isim Toplumsal durumu, varlığı iyi olan, hizmetinde bulunulan kadın: "Becerikli hâliyle Zeynep'e ve hanımına ait bütün işleri elinin içine almıştı." - Halide Edip Adıvar 4. sıfat Kadınlığın bütün iyi niteliklerini taşıyan: Hanım kadın. Hanım kız.

Sözlüğümüz ilk tanımda “kız ve kadınlara verilen unvan” diyerek neden kadının cinsel gelişim aşamalarını göze batırıyor? hanım kelimesinin karşıtı olan bey kelimesinin tanımında ‘oğlanlara ve erkeklere’ şeklinde bir ayırım söz konusu değil. Zaten her ikisinde de gerek yok. bey kelimesinin tanımında ayrıca bir de ‘saygı sözü’ ifadesi geçiyor, hanım’da geçmiyor. Kız çocuklarının saygı sözü olarak hanım unvanı almaları yaşa bağlı. Belli bir yaşa kadar kız çocuklarına “küçük hanım” (oğlan çocuklarına ise küçük bey) şeklinde hitap edilebiliyor; tatlılıkla kızmak için ya da bir sevgi ifadesi olarak bu unvanları kullandığımız aşikar. Kısaca biz Türkler, kadınların bakire olup olmadıklarına, menstürasyon dönemine girip girmediklerine, medeni durumlarına bakmadan hepsine hanım unvanı veriyoruz. Aynı şekilde oğlan çocuklarının sperm oluşturması da bu seslenme biçiminde ayırıcı bir öge değil. Her ikisinde de ayırıcı olan sadece yaş. O halde hanım kelimesini neden illa “kız ve kadınlar” diyerek tanımlamaya çalışıyor Sözlüğümüz? Arkasından bir de bir unvan olduğu yazılmış. hanım ve bey kelimeleri unvan mıdır, birer seslenme sözü müdür? Neyin unvanı? Eskiden hanım kelimesi sadece belli nitelikleri olan kadınların hak kazandığı bir unvandı. Bugün öyle değil.

İkinci tanımda “isim Kadın, eş: "Yaptığı çiçek suyunun ilk bardağını kendi içtikten sonra ikincisini hanımına getirir." - Hüseyin Rahmi Gürpınar” denmiş. Tanım yapılmamış, göndermeler bulunuyor. Sözlükçülerimiz kendi içlerinde yaşadıkları garip çelişkilerin üzerine kadın ve aynı şeydir, diyor. “Bir kadın geldi” yerine “Bir hanım geldi” cümlelerinde hanım ve kadın eşanlamlıdır. “Benim hanım hiç hoşlanmaz bu işten” gibi bir cümlede ise yerine kullanılmış. Hepimizce çok açıktır bu. O halde TDK bu iki ayrı anlamı neden tek bir tanıma sıkıştırıyor? Her kadın bir eştir, demeye mi çalışıyor? Dolayısıyla verilen alıntı cümlede de bir sorun var. Bu alıntıda hanım kelimesi anlamında kullanılmış, halbuki gönderme hem kadına hem de e yapılıyor. kadın ve aynı şeydir ifadesi pekiştirilmeye mi çalışılıyor diyeceğiz?

Üçüncü tanım “isim Toplumsal durumu, varlığı iyi olan, hizmetinde bulunulan kadın: "Becerikli hâliyle Zeynep'e ve hanımına ait bütün işleri elinin içine almıştı." - Halide Edip Adıvar” şeklinde verilmiş. Tanım cümlesi çokanlamlılık üretiyor. Kelimeyi bilmediğimizi varsayarak baktığımızda, “Bu hanım kim?” diye sorakalıyoruz: Toplumsal durumu, varlığı iyi olan kadın mıdır hanım? Yoksa hizmetinde bulunulan kadın mı? Yoksa ikisi aynı şey mi? Ayrıca ‘varlığı iyi olan’ şeklindeki ifade ne demektir? Hangi varlık, nasıl varlık? Görünüşe göre mal-mülk varlığından bahsediliyor, tahminle ilerliyoruz; üstelik cümle bozuk. Tanımlamadan sonra kullanılan alıntıda kullanılan ‘becerikli hal’ ifadesi doğrudan kadına gönderme yapıyor. Bu ifadeden çoğumuz kadın anlar. Halbuki erkekler de hizmete giriyor ve emri altında oldukları kadına hanım diyorlar. Yani tanım tümüyle çarpık ve bozuk. Peki, neden yine ‘hizmet’? Aslında “emri altında çalışan” gibi bir ifade kullanılmalı. Bu tanım ve alıntı, sadece dikkatli okuyucunun çözümleyebileceği bir yapıya sahip. Kişinin algısında yine ‘hizmet eden kadınlar’ kalıyor.

Dördüncü tanıma da bakalım: “sıfat Kadınlığın bütün iyi niteliklerini taşıyan: Hanım kadın. Hanım kız”. Kadınlığın iyi niteliklerini taşımak?!… Hem de ‘bütün’ iyi nitelikler? Kötü nitelikleri de doğrudan çağrıştırıyor böyle bir ifade: Demek kötü nitelikleri de var bu kadınların! Sözlüğümüzün kastettiği; ‘iyi ev kadınlığı’, ‘iyi annelik’ benzeri bir yaklaşım olmalı. Öyle ya, şu ana kadar yaptığı tanımlar bu sonucu doğuruyor. hanım kelimesi sıfat olarak kullanıldığında ince, nazik, zarif, hassas, kırılgan, düşünceli, sessiz, uyumlu, iradesini gizleyen, itiraz etmeyen  gibi özellikleri yansıtır. Bunların “iyi annelik” ve “iyi ev kadınlığı” ile ilgisi nedir? Ayrıca bu niteliklerin hepsi kime göre iyidir? Temel başka bir sorun daha var burada. Sözlüğümüzün örnek olarak verdiği “hanım kadın” ve “hanım kız” kullanımı TUD verileri arasında neredeyse bulunmuyor. Başka bir deyişle kullanım sıklığı sıfır denebilir. Kısaca sadece bu iki ifade olmak üzere bu anlamıyla hanım ‘eskimiş’ bir kelimedir.

 

Sonuç olarak: Tanımlar karışık, bulanık. hanımın yine özellikle cinsel olmak üzere kimliği dile gelmiyor. Okuyucunun algısında hanım; zengin, iyi, eğitimli, kentli, hizmet alan evli bir kadın olarak kalıyor. Sözlükte;

* hanım olan eştir; eş olmayan hanım, kadın değildir,

* ‘hanım’, kadın çalıştırır (erkekler öyle işlerde çalışmazlar),

* parası, malı, mülkü varsa bir kısım kadın hanım olabilir,

* hanım olan kötü şeyler yapmaz; kötü şeyler yapan hanım değildir,

* kadın olmak iyi değildir, hanım olmak iyidir

deniyor. Şunu da vurgulamakta yarar var: bir eğitim almış olmak, bir iş kurmuş olmak, işini ve kendi hayatını yönetebiliyor olmak, hatta kendi işyerinde insan çalıştırıyor olmak hanım sıfatını kazanmaya yetmiyor Sözlüğümüze göre. Hiçbir tanım ya da alıntı bu konuda bir imada dahi bulunmamış.

Yeri gelmişken şunu da belirtmek isterim: Sözlüğümüzde hanım ağa ifadesi ve dolayısıyla da tanımı yok. Şaşırmadım. Ama merak ettim. Acaba başka sözlükler nasıl tanımlamıştı hanım ağayı? Üç sözlüğe daha baktım. Onlarda da bu kelimeyi bulamadım. İşte o zaman şaşırdım. Dilimiz ve zihnimiz, ‘güçlü kadın’lara hiç alan tanımıyor görünüyor (?!). Yoksa sadece ağalık sistemiyle mücadele amacıyla mı çıkarıldı hanım ağa ifadesi sözlüğümüzden?

bayan

1. isim Kadınların ad veya soyadlarının önüne getirilen saygı sözü: Bayan İnci. 2. isim Kadın: Bir bayan geldi. 3. isim Eş, karı: "Süleyman Bolluk da bayanın sımsıkı koluna girmişti." - Halide Edip Adıvar 4. ünlem Kadınlara bir seslenme sözü: Bayan! Kimi aradınız?

Birinci tanımdaki “ad ve soyadların önüne getirilen saygı sözü” açıklaması doğru değil. Artık sadece soyadlarla kullanılıyor. O da yazılı dilde, nadiren. Mesela davetiye ya da zarflarda. Şimdi çoğunlukla yabancıların adlarının ya da soyadlarının önüne getiriliyor. Bir anlamda, Fransızca ve İngilizceden alıntılanarak belli bir süre boyunca dilimizde Müslüman olmayan hanımefendilere hitap etmek için kullanılan madam, matmazel, mis, misis gibi kelimelerin yerini almış görünüyor.

İkinci tanım sözlükçülük açısından yerinde. Ancak hanım sözcüğünde olduğu gibi, kadın kelimesini kullanmak varken neden bayan kelimesine sığınmak zorunda kalıyoruz? Bu kullanım da son yıllarda hızla artıyor. Kadın kelimesini kaba kılan unsur nedir? 20. yüzyılın ortalarında adâb-ı mu’aşeret kuralları gereği, yine tüm dünyada olduğu gibi “kadına kadın denmez, kabalıktır, hanım denir, bayan denir” modeli Türkiye’ye de yansıdı. Tamam. Peki şimdi? Artık böyle bir ihtiyaç yok. Neden hâlâ  bir kadına bayan dememiz gerekiyor? Sebeplerini biliyoruz tabii, ancak demokratik ve insan haklarını önceleyen bir politikası olduğunu ifade eden bir rejimin bu şekilde bir tanım yaparak toplumu başka bir ideolojiye yönlendirmesi söz konusu görünüyor[25].

Üçüncü tanımda Sözlüğümüz “isim Eş, karı: "Süleyman Bolluk da bayanın sımsıkı koluna girmişti." - Halide Edip Adıvar” demiş. Açıklama belki doğru ama bu tanımın “eskimiş” ibaresi ile birlikte en sonda verilmesi gerekirdi. Çünkü böyle bir kullanımı artık kalmamış bayan kelimesinin. En azından TUD verileri bunu doğruluyor.

Dördüncü tanım “ünlem Kadınlara bir seslenme sözü: Bayan! Kimi aradınız?” diyor. Tanımadığımız bir kadına hitap etmek için çeşitli yöntemlerimiz var. bayan kelimesini de kullanıyoruz. Evet. Bu durumda hitap ettiğimiz kişi bir erkek olsa ona da bay diyebilmemiz gerekiyor: “Bay! Telefonunuzu unuttunuz!”. Olmadı. bayan kelimesi bu anlamıyla yapay olarak dile yerleştirilmiş bir kelimedir. bay yerine beyefendi, beyim şeklinde hitaplarımız var şu an. O halde, hitap işlevi söz konusu olduğunda bunların karşıt anlamlısı olan hanımefendi (şimdi unutulmuş olan hanımım da olabilir) kelimesi kullanılmalıdır. Bu kelimeler kırsal bölgelerde aşırıya kaçabiliyor, o nedenle de akrabalık terimlerini de hitap amacıyla kullanmaya devam ediyoruz. Nasıl olsa köy ve köylülük artık düşük düzey anlamına gelmiyor, aksine değeri yükseliyor; ayrıca kentlilik kavramı hızla şekil değiştiriyor.

Bir de bir eksiğe değinelim. bayan kelimesinin sıfat olarak kullanımından bahsedilmemiş: bayan çanta, bayan ayakkabı vb. Gerçi verilmemesi yine mutluluk verici eleştirdiğim noktaya göre. kadın çantası demek varken…? Buna rağmen sözlükçülük açısından maalesef yanlış bu kullanım biçiminin verilmemesi.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: eskimiş kullanım biçimini ve aslında var olmaması gereken kullanım biçimlerini ön planda tutan sözlüğümüz bayan kelimesinin kadın anlamına geldiğini kabul etmekle birlikte; kadın kelimesi de, buradaki tanımlar da bulanık olduğundan akıl karışıklığı yaratıyor. Sıfat olarak kullanımını eklediğimizde ‘kadın doktor’ yerine ‘bayan doktor’ dediğimizi de anımsayalım. Bu durum yine, kadın kelimesini kaba bulmamızdan kaynaklanıyor. Bu, o kadar kötü mü? Neden ‘erkek doktor’ yerine ‘bay doktor’ demediğimizi düşünürsek kötü olduğunu anlarız. adam doktor, bey doktor, beyefendi doktor da diyemiyoruz. O halde neden bayan doktor?! erkek doktor, kadın doktor. Hatta en iyisi “doktor”[26]. Bu kadar basit.

 

avrat

1. halk ağzında. Kadın “Avrat var arpa unundan aş yapar, avrat var buğday unundan keş yapar”. 2. halk ağzında. Karı, eş

İlk tanım yerinde. ‘halk ağzında’ mı genel dilde mi böyle olduğu tartışılabilir. Alıntıya bakalım: Neden bu atasözü? Sanki edebi kaynaklar tükenmiş ve hepsi yek ağızdan kadını; eksik, kötü, rahatsız edici gibi sıfatlarla damgalamaya çalışıyor. Keş bir tür yoğurtlu yiyecek, tuzsuz peynir şeklinde tanımlanıyor. Ancak bunu bilen sayısı sanırım oldukça azdır. Ben bilmiyordum ve ilk aklıma gelen ‘bağımlı’ oldu. Böyle bir ifade, kadına doğrudan olumsuzluk yüklüyor yine ve sadece kadın göndermesi yapmış olan sözlüğümüzün tanımını da yansıtmıyor. Kısaca yine ancak dikkatli okuyucunun anlayabileceği bulanık kalma ihtimali yüksek bir cümle. Alıntının anlamı ise şu: “Kadın vardır en gereksiz malzemeden harikalar yaratır, kadın vardır en iyi malzemeden de olsa bir şey yapamaz”. Keş, bir şey değil mi, sorusu da zihnimde uyanmadı değil. Bu yoruma yine öznel yorum dense bile, sözlükçülük ilkesini yine hatırlayalım: Bir alıntı, tanımı yansıtacak şekilde seçilmelidir. Alıntımız öyle mi? Bu cümlenin “erişkin dişi insan” ile bir ilgisi yok; yine kadının işlerine, görevlerine, ahlâkına bir gönderme var. İyi kadın şöyle olur öğretisi gibi. Halbuki aynı ifade bir erkek için de geçerlidir, çünkü bu ifade insan için geçerli bir ifade. Niye kadın tanımını yansıtan bir alıntıdan imtina ediliyor? Ayrıca buradaki avrat kelimesinin “eş, karı” anlamına gelen avrat kelimesinden ne farkı var? Bu alıntıdan hem kadın anlaşılır hem de eş, karı. Sözlüğümüz burada da alıntı aracılığıyla bir anlam bulanıklığı yaratmış. Kadın, illa ki bir eştir demeye, dedirtmeye çalışıyor.

İkinci tanıma da ekleme yapmamız gerektiği kanaatindeyim. Artık avrat kelimesini sadece ‘karı ve eş’ karşılığında değil; ‘sevgili, kadın veya kız arkadaş’ karşılığında da kullanıyoruz.

Ve mevcut olmayan, ancak olması gereken beşinci anlam: avrat kelimesinin kaba kullanımları ya da argo anlamları.  

Daha önce dile getirdiğim sonuç yorumlarının aynısını tekrar etmekle yetiniyorum: avrat kelimesi de bulanık, kadın kimliğini değersizleştiren, özellikle cinsel kimliğini gizil hale getiren göndermelerden oluşuyor. Ayrıca TUD verilerine başvurduğumuz zaman argo ve kaba kullanımların hem yazılı dilde hem de sözlü dilde öncelikte olduğunu görüyoruz. Genel Sözlük bu kullanıma hiç yer vermemiş. Halbuki ilk anlam olarak vermesi gerekirdi. Ayrıca ‘halk ağzı’ olarak verdiği avrat değil ama avrad kelimesi. Derleme Sözlüğüne göre birkaç bölgede kullanılıyor (Rize, Sivas, Artvin), genel dile ait bir kelime değil.  Genel dilde daha birinci tanım “avrat  isim. kaba, argo. Kadın” şeklinde verilmeliydi. Peki, sadece üç bölgede, eş ve karı karşılığında kullanılan avrat, neden genel dile yaygınlaştırılmaya çalışılır?  Hem de farklı bir sesletimi varken? avrat maddebaşı Derleme Sözlüğünde yer almıyor bile. Sanki eş, demek için avrat kelimesini kullanabilirsin diyor. Hiç de kaba saba bir kelime değildir diyor bu kelime için.

karı

1. isim Bir erkeğin evlenmiş olduğu kadın, eş, refika, zevce: “Eve varınca karım Fadime kapıyı açar”. Sait Faik Abasıyanık 2. isim Kadın: “Analar ağlıyor, nişanlılar ağlıyor, karılar ağlıyordu fakat Saliha kadın buna alışmıştı”. Halide Edip Adıvar 3. isim, halk ağzında. Yaşlı, ihtiyar.

İlk tanımla başlayalım. Sorun yok görünüyor. Sonda refika ve zevceye gönderme var. Niye karı kelimesine gönderme yok? refika’nın da, zevcenin de kullanım sıklığı o kadar düşük ki[27]. Burada gönderme olarak kullanılıyor olmaları çok anlamsız. “eskimiş” ibaresi ile birlikte en sonda ayrı bir maddede verilmeleri gerekirdi. Sözlükte gönderme yapılan kelimesine baktım: ‘eskimiş’ ibaresi ile birlikte refika ve zevce burada yok. Bir yerde varlar, bir yerde yoklar. Sözlükçülük ilkelerine aykırı bir durum bu yine. Sözlüklerin içerdiği kelimeler birbirleriyle bir ağ kurarlar. Bir gönderme yapıyorsanız, o göndermenin içine ilgili kelime ağını oluşturacak bilgileri koymanız gerekir. Koymamış Sözlüğümüz. Bağlantılar kopuk, bulanık. Gönderme yapılan kelimesine bakalım: Tanımlanmış, yanında refik ile refika (Arapça, rafakat kelimesi ile ilgileri bulunuyor) kelimelerine gönderme yapılmış.  refika ve zevce’ye bakıyoruz, her ikisi de eskimiş ibaresi ile birlikte eş, karı maddebaşlarına göndermede bulunuyor. Bir tanımda eskimiş eşanlamlıları veriyor, diğerinde vermiyor. Birinde eski diyor, diğerinde demiyor. Ayrıca TUD verilerine göre bu kelimeleri biz artık hiç kullanmıyoruz, sadece anlamını bilmediğimiz özel adlar kategorisinde yer alıyorlar.  Dikkatsizlik mi, gözden kaçırma mı yoksa yine bir bulanıklık yaratma denemesi mi? Edebi alıntı konusunda “Kapı açma görevi kadına yüklenmiş, kadın evde oturur, kocasına kapıyı açar” mesajı mı veriliyor diye sorabiliriz. “Karım olmanı istiyorum Selma” gibi bir alıntı yok mu edebiyatımızda?

İkinci anlam karı kelimesini kadına gönderiyor.  Bunda bir beis yok. Karı kelimesi hakikaten sadece erişkin dişi insan anlamında kullanılıyor. Edebi alıntıya bakalım: “Analar, nişanlılar ve karılar ağlıyor…” derken kadın anlamına gelen karı kelimesini değil, anlamına gelen karı kelimesini kullanmış. Bir aile bireyleri sıralaması bu. kadın ve muadili kelimeleri barındıran bütün edebi cümleler kadını “dişi erişkin insan” olarak görmüyor mu? Hepsi kadını; bir eş, bir anne, bir iyi ya da kötü kadın olarak mı görüyor? Yoksa sözlükçülük anlayışı mı buna sebep oluyor?

Üçüncü anlamda halk ağzına işaret etmiş sözlüğümüz: “Yaşlı, ihtiyar”. Burada karı kelimesini kurtarmaya mı çalışıyor? Sadece Malatya ağzı şeklinde kayıtlara geçmiş olan bu anlam, kesinlikle yaygın bir anlam değil, hatta kimse karı kelimesinin aslında ‘yaşlı ve ihtiyar’ anlamına geldiğini bilmiyor. TUD verileri bunu doğruluyor. Taramalarımda bu şekilde bir kullanıma rastlamadım. O halde neden bu anlama burada yer vermiş?

Peki ya karı kelimesinin kaba anlamları? Kaba kullanım biçimlerini almayıp bu kelimeyi güzelleştirmeye mi çalışıyor Sözlüğümüz? “Çünkü karı eştir, ‘iyi’ bir kelime olması lazım, ‘kötü’ anlamlara yer vermeyelim”. Böyle bir çıkarım yapılmış olabilir mi?

Sonuç olarak şu ana kadar yaptığım yorumları tekrar ediyorum. “Erişkin dişi insan” tanımı son derece açıkken, karı kelimesinin açıklamalarında dahi bir bulanıklık var. Akıl karışıklığı yaratılıyor.

 

Dişi

1. sıfat. anatomi. Yumurta oluşturan veya yavru doğuran (birey). 2. sıfat. Erkeği tarafından döllenecek biçimde oluşmuş (hayvan veya bitki) 3. isim. kadın 4. sıfat. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden girintili olan 5. sıfat. Yumuşak, kolay işlenen (maden) 6. sıfat. mecaz. Verimli, doğurgan 7. sıfat. mecaz. Şuh, işveli, çekici.

Daha ilk tanımla beraber sözlüğümüz her şeyi birbirine karıştırmış. dişi kelimesinin ilk anlamı tüm canlılara hitap eder. Dolayısıyla 2 numaralı tanım 1 numaralı tanım olmalıydı. İki numaralı tanım anatomik terim olarak ele alınır. Anatomik açıdan sözlüğümüz dişi kelimesini “sıfat. anatomi. Yumurta oluşturan veya yavru doğuran (birey)” şeklinde tanımlamış. Bu cümlede “veya” bağlacı burada yumurta oluşturup bırakan (tavuk gibi) gibi bir anlama gönderme yapıyor. Sözlüğümüz birer alıntı verseydi, ayrıca “veya” yerine “ve” kullansaydı, belki bu karışıklık bir nebze hafifleyecekti. “Kendi bünyesinde yumurta oluşturan, bu yumurtayı erkek bireyin döllemesi sonucu rahminde gelişen bebeği doğuran kadın birey” olması lazımdı. Eminim ki anatomi, zooloji ve botanik sözlüklerine bakmak burada işe yarayabilirdi. Diğer canlılarla kadın aynı kefeye mi konulmaya çalışılıyor? Yoksa hakikaten affedilemeyecek bir hata mıdır bu?

Üçüncü tanımda “isim. kadın” denmiş. Mutlaka bir alıntı eklenmesi gerekir. Aslında dişi, herhangi bir kadın ya da genel anlamda kadın değil; çekici, güzel ve doğurgan bir kadındır. Bu şekilde tanımlanması gerekir. Buna göre de altıncı ve yedinci tanımlar kendiliğinden iptal olur. Bunlar mecaz değil, zaten kadın anlamındaki dişi kelimesinin içinde var olan anlamlardır. Verimli ve/veya doğurgan demek için dişi kadın demeyiz, dişi deriz. Aynı durum yedinci anlam için de geçerlidir. Çekici bir iş yerine dişi bir iş diyebilir miyiz?

Dördüncü ve beşinci tanımların içeriklerine diyecek yok. Ama yapısal bilgi kısmında sıfat diyip geçmek de nedir? Öyle olunca bu tanıma uygun her sıfatlandırmayı dişi kelimesi ile yapabiliriz anlamına geliyor. Dördüncü tanımda bu kelimenin bir mekanik (teknik) terim olduğu, beşinci tanımda da bu kelimenin bir metalürji tanımı olduğu ifade edilmeliydi. Bu alanlarda bu anlama geliyorlar, yoksa gelmiyorlar.

Peki, sözlüğümüz niye böyle yapmış? Dişi insan ile dişi hayvan arasında bu kadar benzer bir tanım akıl karıştırıcı ve değersizleştirici. dişi kelimesinin mecaz olduğu iddiaları ile sıralanan sıfatlar kadının değerini düşürmüş. İki tanımda, kullanım biçiminin terim olduğu belli edilmeyince kadın kendiliğinden “girintili” ve “yumuşak, kolay şekil alabilir bir nesne” haline dönüşmüş. “insan hayvandan üstündür” diye insana dair olan dişiliği birinci plana almak anlamlı mıdır? Kaldı ki gerçekten insan, diğer canlılardan üstün müdür yoksa bu, bir inançtan mı ibarettir? Yoksa sözlüğümüz “Tıbben kadın var, ama öteki türlü yok ya da kötü nitelikleriyle vardır” mı demeye çalışıyor?

Kadının cinsel kimliğine dair önemli ipuçları ilk defa net olarak karşımıza çıkıyor sözlüğümüzde (Ama onlar da ‘kötü’leniyor sanki). Bunun dişi gibi öncelikle diğer canlılara ait olan bir kelime ile gündeme gelmesi acaba üzücü müdür, yoksa sevindirici midir bilemedim ben. kadın ‘erişkin dişi insan’ olarak tanımlandığına göre iyi bir tanım olarak görülebilir bu durum.

Ayrıca ‘erkek’ kelimesi hem hayvanlar hem insanlar (hatta bitkiler) için geçerli. Karşıt cinste ayrışabiliyor: insan olunca kadın, hayvan olunca dişi demek zorunda kalıyoruz. Böyle bakınca ne güzel dedirtiyor, canlı türleri içinde erkekler için sınıflama yok, ama kadınlar için var. Ama kadın anlamında da dişi kelimesi kullanılabiliyor. Bir hayvana bakıp “bu dişi”, sonra da kadına bakıp “bu da dişi” deyince onur kırıcı oluyor ifade birden. İnsan da olsa hayvan da olsa erkeğe erkek dediğimizde kesinlikle onur kırıcı bir durum yok. Mekanik konusunda da erkek dişi ayırımı var. Çıkıntılı olanlar erkek, girintili olanlar dişi. Hatta madenlerde bile var: yumuşak, kolay şekil alabilir madenler dişi madenler. İşte bu sıfatlar kadın kelimesinin içini dolduruyor.

Tanıma bütün olarak baktığımızda ve yukarıdaki değinilerimi de dikkate aldığımızda dişi kelimesinin kadın karşılığının da oldukça bulanık olduğunu görüyoruz. Değersizleştirme bariz bir şekilde hissediliyor.

 

hatun kişi, zen ve nisa (nisvan)

Son olarak eskimiş terimler kaldı listemizde: hatun kişi, zen ve nisa (nisvan). Sözlüğümüz, hiç birini tanımlamıyor, doğrudan kadın kelimesine göndermede bulunuyor. Sadece hatun kişi tanımında bir alıntı var. O da kadın kelimesinin tanımını yansıtmak yerine kelimesine gönderme yapıyor: “Gelgelelim delikanlı meteliksiz, hatun kişi çok zengin bir adamın karısı (Nazım Hikmet)”.

 

Son söz! Sözün sonu mu? ‘kadın’ın sonu mu? Yeni bir başlangıç mı?

 

Araştırmam sırasında karşılaştığım pek çok makale, kadın kelimesine karşılık gelen çok sayıda kelimenin varoluşunu, dildeki zenginliğe ve kadının önemine atfediyor. Öncelikle zenginlik sözüne bir itiraz edeyim. Her dil zengindir, görmesini bilene. Çünkü her dil kendi algılama dünyasını her yanıyla yansıtabilecek ve bunu geliştirebilecek bir güce sahiptir. Kelime sayıları tek başına zenginlik belirtisi değildir. Dilde zenginlik, anlamsal içerik hafifçe değiştiğinde ayrı bir kelimenin varlığı ile gerçekleşen çoğalmadır[28]. Başka bir deyişle önce niteliksel zenginlik önemlidir, arkasından niceliksel zenginlik gelir. kadın hep aynı kadın iken (hepsi sadece erişkin dişi insan, hiç anlam farkı yok) niye 11 kelime var? İkinci itirazım da şu olsun: Bu kelime bolluğu, kadına verilen önemden kaynaklanıyor diyemeyeceğim. Tam tersi, kadının değerini örtbas etme çabasından kaynaklanıyor. Çünkü anlamlar birbirlerinden farklı, kadının bir şu özelliğini bir bu özelliğini öne çıkaran içerikli kelimeler değiller. Ayrıca kadın kavramının genişliğine rağmen, sınırlı ve darlar; büyük ölçüde de pejoratif dediğimiz olumsuz imgelerle dolular. Bir de bu 11 kelime de yetmemiş. Makalemin giriş kısmında değindiğim uzun listeyi hatırlayalım: Toplumsal olarak kadının gerçek kimliğini ve özelliklerini saklamak, örtmek, gizlemek, karalamak, bastırmak, yok saymak için pek çok başka adlar, sıfatlar yaratarak bunları kullanmışız. Sırf kadın dememek için birçok kelime gerekmiş. Ayrıca listedeki kelimelerin kök anlamlarına ya da kullanım biçimlerine kabaca bakınca akrabalık adları haricindeki kadın adlandırmalarının içeriğindeki olumsuz anlamlar bir saptama olarak kayıtlara geçmeli.  Mesela ahlak dışı davranan kadınlara özel adlandırmalar yapılmış. Çirkin (!?) olan kadınlar için özel adlandırmalar yapılmış. Boşanmış olanlar için de bir düzine kadar özel adlandırmalar var. Kadına dair kelimelerin ciddi bir kısmı “hizmet, görev” anlayışını yansıtan kelimeler. Erkeğe seks köleliği/hizmeti yapan kadın için yapılan özel adlandırmaları da mutlaka anmak zorundayız. “Kadına dair” adlandırmalar bakımından işte bu noktada zengin olduğumuzu rahatlıkla söylenebilir.

***

Türkiye Türklerinin dilinde elbette kadın kelimesi/kelimeleri var. Bu, zihnimizde de bir kadının var olduğunu gösterir. Bu kadının nasıl bir kadın olduğuna biraz daha yakından bakalım:

Bir kraliçe imiş, asil bir kadın imiş zamanında. Şimdi ise parası, eğitimi, statüsü varsa “değerli bir kadın” oluyor ama ona kadın diyemiyoruz, çünkü hanım sıfatını alıyor. Diğerleri ‘ahlâklı bir anne’ ya da ‘ahlâklı bir ev kadını’, ‘ahlâklı bir eş’ olmak zorunda; hanım oluyorlar, bayan oluyorlar, ama tüm yalınlığıyla kadın olamıyorlar. Kalanlar kadın olabiliyor ama ‘hizmetçi’ler. Kaynaklarımıza göre kadın olmak ‘iyi’ bir şey değil, ‘iyi’ bir sıfatı, içeriği yok. Olsaydı yaratmak, üretmek, tohum, yaşam gibi anlamları olan kelimelerden bir kadın’ımız olurdu. uragut varmış, yok olmuş. Müslümanlaşınca aldığımız zen kelimesi kalmadı. İslamiyet etkisiyle pek çok kelimemizi bırakıp Arapça ya da Farsçadan alıntı yapmışız. Alalım, o zamanki koşullar için doğal ve gerekli. Sonra Batılılaşma akımı ile onlardan vazgeçip Türkçeleşmeye çalışmışız. Çalışalım, bu da doğal ve koşullar bağlamında gerekli. Ama bunların hiç biri, kadına değer yükleyen kelimelerin neden yok olduğunu, kadını ifade eden neden bu kadar çok kelime olduğunu ve gerçek tanımı içeren kelimelerin içinin neden boşaldığını açıklamıyor. Öte yandan kadının cinsel kimliğine dair herhangi bir verinin bulunmayışı da son derece garip. Sanki kadın cinsiyetsiz bir insan, dişiliğini kaybetmiş, ancak başka sıfatlarla varlığını ortaya koyabiliyor.

kadın kelimesinin tek başına anlamı gizil ve bulanık. Bunu kurgulamak amacıyla kadın kelimesi yerine kullanılabilecek birçok kelimeye ihtiyaç duyulmuş: etnik kökenlere, yaşlara, görünüşlere göre, ayrıca davranış biçimlerine, medeni durumlara, yaklaşık 100 yıl periyodunda değişen ahlaki değer yargılarına göre özel adlandırmalar bulunmuş; yapısal olarak ad olanlar sıfat, sıfat olanlar ad olmuş, unvanlar ve seslenme sözleri adlaştırılmış. Tarih boyu kadın kelimesine “temizlikçi, hizmetçi, gelir düzeyi ve eğitim düzeyi düşük olan veya seks eşlikçisi” gibi anlamlar yüklenmiş, kelimenin değeri düşürülmüş. Böylece kadın kelimesinin kullanımı giderek arka plana düşmüş.

Tek başına yaşayabilen, kendisine ev ve iş kurabilen, kendi başına toprağını işleyen ya da hayvanını güderek pazara çıkan, kendi başına ailesini geçindiren, çoluk çocuk sahibi de olabilen bir kadın hiç yok görünüyor.

İnceleme olanağı bulamadığım, giriş kısmında belirttiğim kelimelere kabaca baktığımda da pek farklı bir durum ile karşılaşamadım. Daha net bir sonuç elde etmek için aynı çalışmayı bir de “erkek, er, adam, herif, oğlan, delikanlı” kelimeleri ile yapmak lazım. Ancak böyle bir çalışma dahi şu ana kadar ortaya koyduğumuz kadın kelimesine dair saptamalarımızı çürütemeyecektir. Bütün Cumhuriyet tarihi boyunca yayınlanmış sözlüklerimizde kadın kelimesinin peşine düşmek de ayrı bir çalışmanın konusu olabilir. Buradan elde edeceğimiz sonuçlar da saptalamalarımızı kesinlikle doğrulayacaktır[29]. Yapılması gereken bir çalışma daha var: kadın kelimesini oluşturan anlambirimleri köken, tarihsel süreç ve günümüz olmak üzere üç farklı aşamada incelemek. Böyle bir çalışma, kadın kelimesinin ilk görüldüğü metinden itibaren hangi metinlerde nasıl geçtiğini belirlemek ve bu süre içinde hangi anlamları yüklendiğini incelemek, sonuç olarak da bunları sınıflandırmak suretiyle yapılabilir.

kadın anlamına gelen çok sayıda kelime olması, çokluk içinde kadını örtme ve karalama çabasından kaynaklanıyor, demiştik. Eril hiyerarşinin çok önemli olduğu geçmiş dönemlerde buna, kabul edilebilir demesek de anlaşılır bir durumdur diyebiliriz. Ancak bugün bu, ne kabul edilebilir, ne de anlaşılabilir. Dünyada kadına bakış değişiyor, Türkiye’de de değişiyor. Bu çabalar, kadın kelimesinin anlamını boşaltmaya görünüşe göre zaten yetmedi, yetmeyecek de. Gerçek şu ki kadın, anlamını kazandı ve kazanmaya da devam edecek.

 

 



[1] Bunu yapmak dahi kolay olmadı. Çeşitli sözlükler karıştırdım ve kadın anlamına gelen “erişkin dişi insan” betimlemesini kabul ettim. Seçkimin arasında yakın zamana kadar (1950’ler) yoğun biçimde kullanılmış olan eski terimleri de katmayı uygun buldum. Çünkü günümüz sözlüklerinde halen geçiyorlar.

[2] Ancak açık bir şekilde ifade etmem gerekiyor ki bunu TDK sözlüklerine güvendiğim için yapmadım. TDK sözlükleri eğitim ve medya başta olmak üzere standart dediğimiz dilin yaratılmasından, yaygınlaştırılmasından ve korunmasından resmi olarak sorumlu olduğu için yaptım.

[3] Kullanım biçimi taraması, bir kelimenin isim, sıfat vb türünü, ayrıca anlamını, bu anlamın içeriklerini belirlemek için yapılan taramadır. Bir sözlük yazılmadan önce bir kelimenin hangi tür metinlerde (yazılı, sözlü veya günlük, argo, bilimsel terim vb) geçtiği; buradaki anlamsal, işlevsel, yapısal, dilsel özellikleri belirlenir. Bir kelime, belirli bir anlam olmakla birlikte, içinde yer aldığı dilsel bütün içinde başka anlamlar kazanır. O yüzden mutlaka kullanım biçimi taraması yapmak gerekir. Bu içerikler sözlüklerde 1. anlam, 2. anlam, 3. mecaz 4. ünlem vb. şeklinde karşımıza çıkar. Sıklık ise dilsel herhangi bir ögenin, bir seçkiye dayalı metinler bütününde (sözlü ve/veya yazılı) kaç defa geçtiğini belirleyen bir ölçümdür. Sözlükçülük açısından sıklık önemlidir, çünkü gönderme buna göre yapılır. Bir sözlükte her kelime tanımlanmaz. Kullanım sıklığı yüksek olan kelime tanımlanır, eşanlamlılara gönderme yapılır. Böylece istenmeyen (ideolojik olarak) kelimeler de pasif bırakılabilir. “Bu kelimeye değil, şu kelimeye bakın, tanımı orada bulursunuz” denir. Kullanım sıklığı bir kelimenin “eskimiş” ya da “eski dil” olup olmadığının da belirleyicilerinden biridir.

[4] Deyimleri ve argoları katmak anlamlı olabilirdi. Bu da çalışmanın kapsamını çok genişlettiği ve bir yandan da odağını saptırdığı için bu şekilde sınırlandırmayı uygun buldum.

[5] Kaba bir tahminle kadına dair kelimelerin toplamı nicel olarak 1000 rakamını rahatlıkla buluyor.

[6] Bazı dilciler kadın kelimesinin Türkçe’nin tarihinde olduğunu ileri sürüyor. Ancak sağlam kanıtlar sunamıyorlar. Bu tartışmayı onlara bırakıyorum. Kökenbilgisi sözlükleri arasındaki bu çalışmada anmaya değer büyük çelişkiler bulamadım. Bazı temel kelimelerde “bu Türkçe kaynaklı” Hayır, Türkçe kaynaklı değil” tartışması halen devam ediyor. Benim, bu çalışma kapsamında ilgili kelimelerin Orta Asya’daki yazılı kaynaklarımızda görülüp görülmediklerini  ve o zamandan beri kullanılıp kullanılmadığını bilmem yeterli (bkz. Nişanyan,S. a.g.e).

[7] Kadını hanımlaştırma sadece ülkemize ait bir olgu değil. Bize Batılılaşma süreci ile birlikte yansıdı. Batı da sanayileşme, şehirleşme süreçleri ile birlikte kadını hanımlaştırdı. Cumhuriyetin ilk zamanlarında Batılılaşmanın yanı sıra, padişahlık sistemlerine (feodal ve emperyal sıfatlar) karşı bir müdahale aracı olarak da kadının hanımlaştırılmasından söz edilmeli. Efendi kelimesinin başına gelen, burada kadın kelimesinin de başına geldi. Kadın önce han ya da han karısıydı, sonra saraya girdi imparatorluğu yönetti ya da onun eşlerinden biri oldu, ardından sosyo-ekonomik açıdan düşük kadın oldu, şimdi de çağdaş kadın anlamında kullanılıyor.

[8] İlginç olan bir saptama daha paylaşayım. “kişi” kelimesi ayrıca kadın anlamına gelebiliyormuş. ‘eş’ ve ‘prenses’ anlamları da varmış. Ayrıca halk ve genel olarak insanlar anlamında da kullanılmış (bkz. Bayar, Fuzuli. a.g.e.).

[9] Arapçadan biz çoğul kelimeleri de almışız. Ancak dilimiz lar- ve –ler ekleriyle yapılan çoğulları kabul ettiği için başka dillerden aldığımız çoğul kelimelerin anlamları da farklılaşmış: varak/evrak; velet/evlat gibi. nisvan neden alınmış, nasıl kullanılmış sorularının yanıtlarını maalesef bilmiyorum. Ancak bir nüans olması gerektiğini düşünüyorum.

[10] Ancak uragut ve kün kelimelerinin kaybolmasından 19. yy ortalarında geçen sürede bunların anlam değişmeleri nasıl olmuştur sorusu havada asılı bir soru olarak kalıyor. Bu soruyla ilgili bir cevap alabilmek için ilgili tarihlerdeki yazılı kaynaklar (sadece sözlükler değil) üzerinden kelime ve kullanım biçimi avı gerçekleştirmek gerekir.

[11] Eğitim öğretim hayatımızda dilimize giren yabancı kelimeler hakkında bize hiçbir şey öğretilmiyor. “Kitap, kütüp ve mektup” (Arapça yazmak eylemi ile ilişkili); sohbet, hap ve hububat (Arapça sevmek>yaşam ve tohum ilgili) ya da otomat ile oto-bakım (Eski Yunanca kendiliğinden, kendi kendine ile ilişkili), rehabilitasyon ve tekrar (Latince önek re-, eylemlerine başına gelerek tekrar edilen bir eylemi ifade eder), empati ile sempati (Eski Yunanca sevgi ile ilişkili) arasındaki bağlantıyı bilsek beyin hücrelerimiz daha farklı bilgilerle donanarak çok fazla yaratıcı olmamızı sağlardı. Ne yazık ki aşırı kutuplaşma yüzünden ya biri ya öteki murdar oluyor.

[12] Mesela yosma kelimesi. Eski Türkçede “güzel kadın” anlamında kullanılan bir kelime idi. Halen de bu anlamıyla diğer Türki dillerde kullanılıyor. Yerel ağızlarımızda da yer yer güzel kadın anlamıyla yosma kelimesinin varlığını biliyoruz. “güzel kadın” nasıl “kadın seks işçisi” oldu, daha doğrusu olduruldu?

[13] Yapısal bilgi: Kelimenin isim, sıfat, fiil vb oluşu; terimsel mi, argo mu, halk dili mi, eski dil mi olduğu, gerekirse ses/yazı özellikleri vb. (her anlam tanımlamasında tekrar etmelidir; tanım ve ilgili göndermesi buna uygun olarak düzenlenir). Tanım: İlgili kelimenin anlamını yansıtan cümle (önemli bir sorunsaldır sözlükçülükte. Örneğin masa demeden masa tanımlamanız gerekir. Genel sözlük olduğu için neredeyse 7’den 77’ye herkesin anlayıcı dili benimsemeniz gerekir. Bunları da yarım cümle ile yapmanız gerekir. Arkasından tam cümleli açıklamalar koyabilir ya da alıntı kullanarak o anlamı pekiştirebilirsiniz. Gönderme: “Baktığınız kelimenin anlamını öğrenmek için şu kelimeye gidiniz”, “Baktığınız bu kelime diğerlerine oranla az kullanılıyor ya da artık kullanılmıyor. Baktığınız bu kelimeyi kullanmanızı önermiyoruz, istemiyoruz” anlamlarına gelen işlevleri vardır. Alıntı: Kelimenin tanımını yansıtan, destekleyen, genellikle edebiyattan alınan bir cümle. 

[14] TUD verilerine göre bu iki ifadenin kullanım sıklıkları sıfır denecek kadar az. Hele “zen” kelimesi neredeyse sadece bir felsefe olarak geçiyor hem sözlü hem de yazılı kaynaklarımızda. Toplam 43 metinde 117 defa geçen zen kelimesinden sadece üç tanesi (sayarken yanıldıysam 5 olsun diyelim) kadın anlamında kullanılmış. Onlar da sadece yazılı metin. Sanat ve toplum bilimleri kategorilerinde yer alan metinler.

[15] Kadın dost olmaz, olunca kötü kadın olur.

[16] Dilbilimde bulanıklık (ambiguity) özel bir terimdir. Bazı yapılar bulanıktır. Tam olarak ne anlama geldiği ve bunun neden olduğu açıklanamaz. Dillerin kendine has yapısından kaynaklanır bu. Bütün dillerde bir bulanıklıktan bahsedilebilir.  Ancak bir anadili genel sözlüğü bulanık ya da bulanıklığa meydan verecek alıntılar, ifadeler, göndermeler kullanmamalıdır. Bu da bir sözlükçülük ilkesidir. Çünkü bir sözlük kelimeleri, kavramları, terimleri; açıklamak, netleştirmek, öğretmek, yaymak gibi amaçlar güder. Bunu da bulanıklığa meydan vererek gerçekleştiremez elbette.

[17] Ayrıca ‘erkek’ ve ‘adam’ kelimelerine baktığınızda durum böyle değil. Tanım yapmak için hiçbir şekilde erkeklik görevleri (o da ne demekse?!) kullanılmıyor.

[18] Bu saptama ne yazık ki hemen hemen bütün kelimeler için geçerli. kadın kelimesine özel bir tanım eksiği değil.  Türk diline ait resmi sözlüğümüz ne eş anlamlılara ve ne de zıt anlamlılara yer vermiyor. Halen eski sözlü ya da yazılı metinlerde bulabileceğimiz eskimiş kelimelere de sanırım belli bir politika gereğince ya yer veriyor ya da vermiyor.

[19] TDK’nın internet sayfasında bilimsel terimlere de ulaşmak mümkün. Ancak “kadın” taraması yaparken bu bilimsel terimlerden hiçbiri ortaya çıkmıyor. Sanırım bilgiler yüklenmemiş. Kadın hastalıkları, biyoloji, tıp terimleri, etik, felsefe, sanat terimleri kadın kelimesini nasıl tanımlamış; bunu bu kaynaktan öğrenemiyoruz. Sözlük yayımlama görevine resmen sahip olan bir kurumun bir terim sözlükleri çalışması olmaz mı? Sadece bu mu? Bir karşıt anlamlılar, bir eşanlamlılar sözlüğü dahi yok TDK’nın.

[20] Batı dillerinde (Almanca, Fransızca ve İngilizce) bu ayrım yok. Her iki durumda da aynı kelimeleri kullanıyorlar. Eski Türkçede tişi kişi, er kişi; daha sonra hatun kişi, er kişi ifadelerini kullandık. Neden böyle bir ayırım yapmaya gerek gördük, bilemiyorum ama cinsiyet ayrımı ile kişi/birey ayrımı yapmaya ihtiyaç duymuşuz. Bugün de aynı ihtiyaçtan dolayı adam ve kadın kelimelerini kullanıyoruz. Başka bir deyişle erkek - kadın karşıtlığı ile adam - kadın karşıtlığı bağlamında kadın kelimesinin iki işlevi, iki tanımı, iki kullanımı vardır diyorum. Bu kullanım biçimi de kendi sözlüklerimizde eksiktir.

[21] Bunlar hatadır, münferit hatalardır, olur sözlükçülükte buna benzer şeyler, denebilir. Elbette. Sözlükçülük kolay değildir, büyük zahmet ister ve hata yapmak haktır bile diyebilirim. Zorla niyet okumaya çalışıyor da olabilirim. erkek, er ve adam, bey, bay, oğlan gibi tanımlara bakınca asılsız bir değerlendirme yapmadığım görülebilir. Buna da kani olunmayabilir. Sözlükler genel toplumsal algıyı yansıtır denebilir. Elbette. Ancak resmi olarak ideolojiyi korumak ve yaymakla görevlendirilmiş bir sözlük, kesinlikle bu algıyla oynar. Hatta 1944’ten beri yayınlanmış bütün sözlüklerde benzer algı oyunlarının var olduğunu da iddia ediyorum. Sadece “kadın”a dair sözcüklerde değil, ideolojiye dair hangi sözcük varsa algımızla oynanıyor. Eleştirilerim buna rağmen haksız ve yersiz şeklinde sıfatlandırılmaya çalışılabilir. Bu durumda da şunu soracağım: Bunlar sadece hata ise, çalışma alanı sadece dil ve sözlük olan bir kurum, bu kadar vahim sözlükçülük hatalarını nasıl yapabilir?

[22] TUD verilerine göre sözlü dilde zevce kullanımı sıfır. Yazılı dilde ise içinde geçtiği metinler inanç, insan bilimleri ve Müslümanlığa dair kitaplar. Toplam sıklık 0.39. Yani burada da sıfıra yakın diyebiliriz.

[23] hatun kelimesi özellikle son yıllarda gençler tarafından “sevgili, kız arkadaş, birlikte yaşanılan kadın arkadaş, partner” anlamlarında gittikçe daha fazla kullanılmaya başlanıyor diye düşünüyorum. Bu veriyi doğrulayamadım.

[24] Tanınmış edebiyatçılardan alıntı yapılmış olması da dikkat çekici. Bu da konuyla ilgili başka bir önemli ayrıntı sayılmalı. Edebiyatçının kültü ve alıntının savunmasızlığı fırsat mı bilinmiş?

[25] Kadın mı bayan mı tartışması hakikaten girift. Ben dilsel bir açıklama getireyim: kelimelerin karşıt anlamlıları içeriklerinin de karşıt olmasıyla belirleniyor. beyaz ve ak eşanlamlı görünmekle birlikte içerik olarak önemli farklara sahipler. Biri somut bir renk adı diğeri ise iyilik ve saflık üzerine kurulu soyut bir kavramdır. Bu durumda beyaz’ın karşıtına kara diyemezsiniz. siyah’ın karşıtı da ak değildir. kadın kelimesinin karşıt anlamlısı adam ve erkek. Liste şöyle devam ediyor: bay x bayan, bey x hanım, kız x oğlan. Sonuç olarak: Bir dilsel yapıda karşıt anlamlısı erkek, adam, er olarak kullanılabiliyorsa kadın kelimesi kullanılmalıdır. O halde erkek ve adam varsa kadın vardır, bay varsa bayan vardır, bey varsa hanım vardır, kız varsa oğlan vardır. Bundan imtina ediliyorsa kadını yok sayan bir durum ya da şaşırmışlık vardır.

Bu böyle olduğu halde biz, bir o karşıt anlamlılar çiftinden birini, bir diğer çiftten bir diğerini kullanıyoruz. Giyim gibi bir alanda mesela zaman zaman bay kelimesini seçiyoruz. Yine aynı şekilde kibarlaştırma ihtiyacı hissettiğimizden. Olabilir. Bunda bir beis yok. Sonuçta toplumsal bir akımdır kibarlaştırma ve bay varsa bayan vardır deriz dilsel açıdan. Ancak hamamda mesela erkekler seansı diyoruz. Peki, neden kadınlar seansı olmuyor da bayanlar/hanımlar seansı oluyor? “Toplantıda 3 erkek 2 de bayan vardı” diyoruz. Cümle, toplantıdaki insanların cinsiyetlerini dile getirmek isterken, cinsiyet ayıracını da (dişilik) alenen barındıran kadın kelimesinden imtina ediyor. “İki kişi geldi. Bir adam ve bir bayan. Seni sordular” diyoruz mesela. Aynı durum burada da söz konusu: adam kelimesi “er kişi” demek iken, bayan kelimesi “hatun kişi” anlamına gelmiyor; bir unvan, bir seslenme biçimi. “adam”, erkek cinsiyetinde olan kişi anlamına geldiği halde “bayan” dişi cinsiyetine sahip kişi anlamına gelmiyor. Son bir örnek: “Çok değerli bir bayansınız” şeklinde bir iltifat. Bunu bir erkeğe söylemiş olsaydık, adam kelimesini kullanacaktık. Neden böyle yapıyoruz? Beynimiz karıştırılmış ondan. Ne diyeceğimizi bilemez hale gelmişiz. Kibar olalım bari diye düşünüp bayan deyiveriyoruz işte.

Bu noktada tartışmalarda “Ne yani? Kadının gözüne baka baka cinsiyet ayıracını yüzüne mi vuracağız? Ayıptır bu!” deniyor. Hayır, değil. Bilerek, istenerek yüzyıllardır ayıplaştırılmış sadece. Şimdi bundan kurtulma zamanı.

[26] Bu noktada mesela kadın doktorların ayaklanarak “Biz doktorlar bayan değiliz, biz baymayız, siz erkekler baydınız. Biz kadınız, o kadar” demeleri çok anlaşılır.

[27] TUD verilerine göre bu iki kelimenin kullanım sıklığı şöyle: zevce 0,39; refika 0,51. Geçtikleri metinler ise yazılı metinler. Üstelik sadece belli türdeki metinler denebilir.  

[28] Buna örnek olarak çoğunluk Eskimolardaki kar terimleri ya da Orta Asya Türklerinde at terimleri örnek verilir. kar, bizim gözümüzle aynı kardır. Ancak Eskimolar için, su elde edilen, iglo yapılan, bir şu işe yarayan, bir başka işe yarayan kar terimleri ayrı ayrı adlandırılmış. Aynı şekilde tüm hayatları at üstünde geçen Orta Asya Türkleri için de binek olan, ava çıkılan, yük taşıyan at; hamile olan, süt veren, damızlık olan at vb ayrı adlarla anılırdı. Halbuki at da bugünkü gözümüzle at işte. Bu anlam ve işlev farkları, yeni bir ad ile tanımlanıyorsa bir düşünce ve varlık zenginliğinden bahsedilebilir. Türkçe, mesela akrabalık adları ve renk adları bakımından son derece zengindir diyebiliriz, ama kadın adları bakımından zengindir demek gülünç.

[29] İlk resmi sözlüğümüz 1944 yılında yayımlandı. Bugüne kadar yayımlanan resmi sözlüklerde “kadın” ve “erkek” tanımları sürekli bir değişkenlik içinde. Bir sözlükte değişkenlik olması son derece olağan. Yaşayan bir dilin ara ara çekilmiş fotoğrafları gibidir çünkü yazı dili. Ancak resmi sözlüklerin toplumsal algıyla oynadıkları da bir gerçek. İlgili algı oyunları hakkında yapılan pek çok çalışma mevcut. Ancak kadın kelimesine dair bir çalışma henüz yapılmamış, ya da ben bulamadım. Sadece ilgili sözlüklere yüzeysel olarak baktım ve kadın kimliğinin özene bezene nasıl örtüldüğünü ve açıkta kalanların ise nasıl olumsuzlaştırıldığını gördüm.



KAYNAKLAR

 

[i] Kadına dair kelimeleri tespit edebilmek için kullandığım kaynaklar şu şekilde: 

 

Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.

Aktunç, Hulki. 2020. Büyük Argo Sözlüğü. 13. Bas. YKY. İstanbul. Berbercan

Bingölçe, Filiz. 2001. Kadın Argosu Sözlüğü. Metis. İstanbul. Çağatay, Saadet. 1961. “Die Bezeichnungen für Frau im Türkischen”, UralAltaische Jahrbücher, 33: 17-35.

Çağatay, Saadet. 1963. “Türkçe ‘Kadın’ için Kullanılan Sözler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten, 1962: 13-49. 

Devellioğlu, Ferit. 2000. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Sözlük. 17. Bas. Aydın Kitabevi. Ankara.

Karahan, Akartürk. 2006. “Tarihi Türk Dilinin Sözvarlığına Katkılar: Kadınla İlgili Kelimeler Üzerine”. Bilkent Üniversitesi. I. Büyük Türk Dili Kurultayı Bildirileri. Ankara, s. 1-12.

Meydan Larousse. 1969. Meydan: İstanbul.

Tuğlacı, Pars. 1982. Türkçede Anlamdaş ve Karşıt Kelimeler Sözlüğü. Anka Ofset. İstanbul.

Uçar, Melike. 2013. Anadolu Ağızlarında Kadının Sözvarlığına dair bir Tasnif Denemesi”. Turkish Studies. Ankara. Cilt 8/9. s.2465-2485.

Yurtbaşı, Metin. 1996. Eş ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü. MEM Ofset. Ankara.

TDK Genel Sözlükleri (1944-2021)

TUD. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/)

 

[ii] Kadına dair tespit ettiğim kelimelerin tarihsel köklerine inmek için kullandığım kaynaklar ise şu şekilde:

 

Apte, Vaman ShivaramRevised and enlarged edition of Prin. V. S. Apte's The practical Sanskrit-English dictionary. Poona: Prasad Prakashan, 1957-1959 (Sanskrit-Englisch Dictionnary. Digital Dictionnaries of South Asia. (alıntı tarihi 2021) içinde)

Arabic Lexicon http://arabiclexicon.hawramani.com, (alıntı tarihi 2021)

Bayat, Fuzuli; & Minara Aliyeva Çınar. 2008 Eski Türkçe Sözlük. Ötüken. İstanbul

Bayat, Fuzuli. 2008. Orta Türkçe Sözlük (11-16.yy). Ötüken: İstanbul

Blaessing, Uwe. 2011. “Bir Hanımefendinin ‘Kadın’ ile ilgili Sözcükler üzerine Düşüncelerine dair birkaç Söz”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi. Ankara. 18/2, s.31-47.

Çağatay, Saadet. 1963. “Türkçe ‘Kadın’ için Kullanılan Sözler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten, 1962: 13-49. 

Debreli, Zekiye Güzem. 2016. “Kutadgu Bilig’de Kadın”. Studies of The Ottoman Domain / Cilt 6, Sayı 11, Ağustos 2016.

Erdoğan, İsmail. 2016. “Divan-ü Lugat-it Türk’te Kadın ile ilgili Kavramlar”. Dini Araştırmalar Dergisi: Kadın Özel Sayısı. s.197-207.

Etymologisches Wörterbuch des Deutschen. 2018. Edition Kramer: Berlin

Gülensoy, Tuncer. 2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Kökenbilgisi Sözlüğü. TDK: Ankara

 

Kanar, Mehmet. 2018. Eski Anadolu Türkçesi. 2. bas. Say:İstanbul

Karahan, Akartürk. 2006. “Tarihi Türk Dilinin Sözvarlığına Katkılar: Kadınla İlgili Kelimeler Üzerine”. Bilkent Üniversitesi. I. Büyük Türk Dili Kurultayı Bildirileri. Ankara, s. 1-12.

Mehmet, Turgut.2017. “İslam Öncesi Türk Metinlerinde ‘Kız’ ve ‘Kadın’”. Journal of Turkish Studies. 1/1, s. 7-19.

Meydan Larousse. 1969. Meydan: İstanbul

Larousse Etimologique. 1971. Librarie Larousse. Paris.

Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.https://www.nisanyansozluk.com/ (alıntı tarihi 2021)

Şahin, Serpil Yazıcı. Orhun Yazıtlarında Kadınla İlgili Söz Varlığı. Kocaeli Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi. https://docplayer.biz.tr/22596458-Orhun-yazitlari-nda-kadinla-glgglg-sozvarligi.html.

TDK. Genel Sözlük ve diğer Sözlükler. www.tdk.gov.tr (alıntı tarihi 2021)

TDK Tarihsel Sözlükleri (Derleme Sözlüğü, Tarama Sözlüğü, Eren, Hasan. Kökenbilgisi Sözlüğü) (alıntı tarihleri 2021)

TDK Genel Sözlükleri (1944-2021)

Türkçe Arapça Sözlük. https://www.almaany.com/tr/dict/ar-tr/ (alıntı tarihi 2021)

 

[iii] TUD. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/) 1989-2013 yılları arasındaki yazılı ve sözlü kaynaklardan derlenmiş cümlelerden oluşan bu veri tabanında, bir kelimenin nasıl ve nerede kullanıldığı, ayrıca kullanım sıklığı görülebiliyor. Zaman zaman TUD verileri de yetmediğinde internet ortamından çeşitli taramalar yaptım. TUD, Türkiye Türkçesinin ilk ve hâlâ tek derlemi. Bundan dolayı bazı sorunları var.  Ancak bu çalışmam için gereken veriyi fazlasıyla sunuyor kanısındayım.

[iv] M. Uçar (2013)  çalışmasında yerel dillerde ‘kadın’ karşılığı olarak kullanılan kelimeleri (370 adet- versiyonları tek saydım) derlemiş.

[v] Saadet Çağatay(1963) hanım kelimesinin, ‘aile’ ve ‘ev’ anlamına gelen hanüman kelimesinden gelmiş olabileceğini söylemekte. Ancak bu sav, çürütülmüş.

[vi] bkz. Nişanyan, S. a.g.e.

[vii] bkz. Nişanyan, S. a.g.e.

[viii] bkz. Apte, V. S. (1957-59) a.g.e.

[ix] bkz. Nişanyan, S. a.g.e.

[x] Bkz. Türkçe-Arapça Sözlük ve Arabic Lexicon

[xi] Güner, N. (2013). a.g.e.