14 Mayıs 2023 Pazar

 

Hey Ahbap! Baobabın Altında Muhabbete Ne Dersin?

 

Bir garip methiye…

Ahbap’a şükranla!

 

Baobap, Afrika menşeili bir ağaç, çeşitleri çok. Bugün Madagaskar bir baobap krallığı olarak biliniyor. Bir Afrika ülkesinden uzakta yaşayan bizler onu bilmeyiz. Küçük Prens kitabını okumuş olanlar belki biraz bilir: Küçük prens, gülü için, küçücük gezegeninde uygun bir yaşam alanı oluşturmak amacıyla düzenli olarak yerde biten baobap filizlerini temizlemek zorundadır[1]. Ağacın gövdesi, aşağıdan yukarıya doğru daralır. Üst kısımlarında bir dal görüntüsü vardır, ancak daha çok köklere benzer. Ters dikilmiş bir ağaç gibidir. Afrika hikâyeleri bu terslik halini sıklıkla anar: Bu hikâyelerden birinde Baobap ağacı, Tanrı’nın kendisine uygun gördüğü ortamı bir türlü beğenmiyordu. Burası sıcaktır, orası soğuktur, şurası şöyledir, böyledir. Tanrı bu şikâyetleri bir süre dinler, sonunda onun bu şımarıklığını cezalandırır: Ağacı ters çevirip yeniden toprağa diker. Bir başka hikâyede, şeytan telaşla yürürken bu ağacın dallarına takılır. Çok sinirlenir ve ağacı yerinden söktüğü gibi yine aynı yere ters gömer. Yine başka bir hikâyede ise Baobap, kibirli bir bitkidir. Boyu uzadıkça uzar, uzadıkça her şeye hâkim olduğu duygusu da büyür içinde. Bir gün uzakta bir gölde kendi yansımasını görür ve büyük hayal kırıklığına uğrar. Kendisi gibi ihtişamlı bir ağaç, nasıl olur da bu kadar çirkin olabilirdi? Fil ayağı gibi gövdesi vardır, dalları incir ağacı gibi, zeytin ağacı gibi muhteşem değildir. İsyan eder Tanrıya. Tanrı da onu cezalandırır: Yerinden söktüğü gibi ters çevirir ve yeniden diker.

Baobabın, Küçük Prens’te temizlenmesi gereken bir ağaç oluşu, Afrika hikâyelerinde kibir sembolü gibi görünmesi yanıltmasın. Evet, Baobap bir “hayat ağacı”[2] değil. Ama verimlilik ve bereket simgesi, ayrıca, koruyucu gücü de var. “Ters dönmüş ağaç” itikadının Yahudilik’te bulunması ve Upinişâdlar’da[3] da geçiyor olması; ters dönmüşlüğün şeytanilik değil, kutsiyet de olabileceği yönünde işaretler veriyor[4]. Baobap, mitolojide ve hikâyelerde ister kutsal bir ağaç olsun, ister ders vermeye çalışan fabllara konu bir ağaç olsun, yaşam için çok önemliydi ve hâlâ öyle. Yaprakları, dalları, meyvesi, gövdesi, gövde kabukları, kökleri; içinde, üstünde ve etrafında yaşayan canlılar ve insan bakımından yiyecekten içeceğe, eşyadan yakacağa, ulaşımdan barınmaya, sağlıktan ölüme kadar hemen her şey için bir malzeme ya da hammadde[5]. En önemlisi ise şu: Yetişkin bir baobap ağacının gövdesinin %70 kadarı, kendisine ve kendisinden beslenen tüm canlıların hizmetine sunduğu su ile dopdolu. Bazı kaynaklar belli bir Baobap cinsinde bulunan suyun, insan tarafından içilebileceğini bile söylüyor. Baobap ağacının hizmetleri bu kadarla da kalmıyor. Bir köyde, kasabada ya da kente yaşını başını almış, iri gövdeli bir baobap ağacı, belki de 3000 yıldır, yani 120 kuşak boyu, yöre halkının bir araya gelip buluştuğu, dertlerini konuşup çözüm aradığı Büyük Meclis olmuş[6], hâlâ da Büyük Meclis.  

Bu kadar yaşlanabilen bir ağacın ilk çiçeklenme zamanı da ilginç. Her ne kadar türüne göre değişse de şöyle denebilir. Yeterince suya erişebilen bir baobap ağacı ancak 20 yıl kadar sonra, yeterince suya erişemeyen bir baobap ağacı ise ancak 200 yıl kadar sonra ilk defa çiçeklenebiliyor[7]. Başka bir deyişle, bir zamanlar içinde tanrıların ya da çeşitli ruhların yaşadığına inanılan baobap, eğer gerçekten hayata dair bir anlama da sahipse “ya sabır” şeklinde özetleyebileceğim bir iletisi de olmalı.

Botanik dünyasına nasıl girmiş bu ağaç? İlk defa yazılı kaynaklarda İbn Batuta’nın (15. yüzyıl) çalışmalarında adı geçiyormuş. Ağacın değil ama meyvesinin ilk tespitini 1592 yılında Botanikçi Alpin yapmış. Ancak ne yazık ki kaynaklarını paylaşmamış. Ardından neredeyse 150 yıl sonra, Michael Adanson adından bir başka Botanikçi, bir Fransız, baobap ağacını ilk kez bitki olarak tanımlamış (1749, Senegal). Birkaç yıl sonra, Adanson şerefine, bitkinin botanik adına Adansonia denmiş.

Baobap kelimesi nereden geliyor? Afrika dillerinde aramak boşuna. Çünkü kelimenin kendisi Arapça (muhtemelen de burada Aramcadan gelmiş): بو حباب (bu hibaab): ‘bi, bu’, Arapça bir önek[8]. hibaab ise, hbb, yani tohum kelimesinin çoğulu[9]. Kısaca bu hibaab, ‘çok tohumlu’ demek… Baobap meyvesinde çok sayıda minik tohum var. Dolayısıyla mantıklı geliyor. Kısıtlı, yazılı kaynak verileri doğrultusunda bu bilgiyi doğru kabul ediyor ve devam ediyorum[10]:

hbb, tohum demektir dedik. Bizim dilimizde, yine Arapçadan aldığımız hububat kelimesini de hatırlarsak bu bağlantıyı daha rahat kurabiliriz. habba, hububat kelimesinin tekil hali. Arapça tahıl ve bir şeyi oluşturan küçük parçalar gibi anlamlara gelebilen habba kelimesini biz, şekilsel bir benzetmeyle küresel olan boncuklara atfetmişiz, hem de özel boncuklara: Bir tespih üzerinde sıra sıra dizili habbeler.

tohum üretmekten vazgeçer mi? hbb kelimesi de üretmeye devam etmiş kelimemiz. Sağlık sistemi bitkilerden eczaya, tıbba ve tedaviye doğru gelişirken ilaç tiplerine de ad konmaya başlanmış: iksir, merhem, şurup derken hap çıkmış. Arapçada sarımsağa ‘uyku hapı’ denebiliyormuş[11]. Yine tohumun küresel şekli işbaşında. Hapı yuttuk!

Kısaca tohum, tohumlar, hayat, çok tohumluluk, küresel şekil, boncuk, ilaç derken hbb kökü, biz Türklerin de yaşamının içine girmiş. Ancak çok önemli bir konu daha var hbb[12] ile ilgili. Çünkü bu kelime hem bir ad, hem de bir eylem. Arapçada eylem olarak kullanıldığında ise anlamı çok başka: ‘sevmek’ demek[13]. Osmanlı zamanlarında ‘sevgili, nişanlı, sevdiğim kadın, hatta eşim’ karşılığında kullanılan, aslında da ‘sevilen’ anlamına gelen mahbube (erkek olduğu zaman mahbup) Arapçadan aldığımız başka bir örnek olsun. ‘seven’ anlamına gelen muhip ve muhibba kelimelerini unutmuş olabiliriz; ancak bunlar da bir zamanlar Osmanlı edebiyatının ve aşk hayatının vazgeçilmez kelimeleri arasındaydı ve bu kelimeler de hbb, yani tohum ve sevmek kökünden. Zihinlerimizde kalan ve aslında ‘sevilen, sevilmiş olan’ anlamına gelen “Yaa habibi!” ünlemi de, hbb kökünün, ‘tohum’ ve ‘sevmek’ ile ilişkisini çok net ortaya koyuyor. Öyle ya, sevgi de üretmez mi?

hbb, ‘tohum’ ve ‘sevmek’ anlamlarıyla kutsanmış bir kelime gibi karşımıza çıkıyor. Hiç bir tohum, üretime elverişli bir alan ya da uygun koşullar ve fırsatlar bulamadıkça, başka bir deyişle sevgiyi[14], aşkı bulamadıkça çimlenme olanağına sahip olamaz. Bunun adına çekim yasası, hormon değişiklikleri, genetik seçim, kader, kısmet, doğa kanunu, tanrı emri ve daha pek çok şey diyebiliriz. Fizik, kimya, tarım bilimleri, üreme bilimleri, hatta felsefe ve diğer tüm bilimler bunu başka terimlerle ifade edebilir. Kesin olan şu: tohum ve sevgi, birbirinden ayrılamayan bir bütün. Bir ‘fikir tohumu’ bile çimlenebilmek, filizlenebilmek, doğabilmek ve gelişebilmek için uygun koşulları yakalamak zorundadır.

Elbette ki tohumlar, üretmekten başka işlere yarar: Bir canlıya yem olurlar, oyuncak olurlar, çürürken toprağa gübre olurlar, o arada atmosfere dahi yararlar. Kuşkusuz hâlâ bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz pek çok başka işlevleri de vardır; çimlenemeseler, döllenemeseler dahi, kesinlikle hayat için vazgeçilmezdirler[15]. Bir bakış açısıyla “Dünyayı aşk yaratmıştır ve hayatı aşk yaratmaya devam etmektedir” ve “Aşk hep kazanır” diyebiliriz. Sevgi yaşamdır, sağlıktır, büyük güçtür, sevgi tanrıdır; sevgi iyileştirir, güçlendirir… Hangi dilden, hangi inanıştan, hangi dönemden olursa olsun bu ifadelerin sayısı çoğaldıkça çoğalıyor, çeşitleniyor.

Bitti mi sevgi konusu? Hayır, bitmez! Sevgi biterse hayat biter! Devam edelim o halde:

hbb, sevgi ve tohum ilişkisi sayesinde bir konuya daha zıplıyor: İletişim. Konuşma, görüşme, buluşma, iletme, tartışma, mütalaa, münakaşa, sohbet, muhabbet... Listemiz böyle uzayıp gidiyor. sohbet ile muhabbet, yazımın hedefi bakımından önemli. Çünkü bunların da ikisi hbb kökünü barındırıyor.

hbb ‘sevmek’ ve ‘tohum’ demiştik. Bu iki kelimenin arasındaki ‘ve’ bağlacı, kanımca Arapçada ‘sevgi eşittir tohum’ şeklinde algılanıyor olmalı. muhabbet kelimesinin kökünde bulunan mhbb eylemi, ‘dost olma, sevme’ demek. Arapçada muhabba kelimesi; aşk; sevgi, şefkat, dostluk; hoş olan şeye eğilim anlamları var.  Yazımızda bulduğumuz değerlerle yorumlayacak olursak şunları söyleyebiliriz: sevgi dolu duygu, fikir ve belki de davranış ve tutum iletilerinin karşı tarafa geçmesi, orada çimlenmesi, büyümesi için uygun ortamı bulması. Türkçeye geçerken “karşılıklı konuşma” olarak geçmiş olsa da özel bir konuşma türüne işaret ediyor. Konuşma, görüşme ya da sohbetten biraz farklı olduğunun biliyoruz.  Konuşan kişiler, önceden birbirilerini 40 yıldan beri tanıyor ya da en azından bu hisse sahip hissediyor olmalı. Ancak Türkçede muhabbet kelimesi, sadece iki kişinin birbirleriyle konuştukları süreyi işaret etmiyor; paylaşılan ve birlikte büyütülen pek çok şeyin bir arada olduğu yaşam dilimini de kastediyor. Mesela ‘muhabbet dolu bir evlilik’. “Muhabbetle kal, hoşça kal” cümlelerinde olduğu gibi.

sohbet’e gelince! hbb kökü bir yapım eki almış, shbb olmuş[16]. Bu eylem ‘arkadaşlık etmek’ anlamına geliyor. Başka bir deyişle iki kişi bir araya geliyor, konuşmaya başlıyorlar (كلام; kelaam; konuşma, söz), birbirlerini ilginç, çekici bulurlarsa sohbet etmeye (صُحْبة ; suhbbaa(t); arkadaşlık, konuşma, görüşme) geçiyorlar; paylaştıkça, bunları filizlenen tohumlar gibi kendi içlerinde büyüttükçe muhabbet (محبّة , mahabbaa(t); sevme, hoşlanma, dostluk) başlamış oluyor[17] diyebiliriz.

Kelimelerimize günümüz Türkçesinde baktığımız zaman sohbet ile muhabbet kelimelerinin yer yer eşanlamlı olarak kullanıldığını görüyoruz[18]. Aralarındaki, yukarıda değindiğim anlam farkı yavaş yavaş yitmiş, ancak iz bırakmış görünüyor.

Eşdizim Sözlüğü[19]  de aynı sonucu kanıtlıyor: Önce sohbet kelimesinin birlikte kullanıldığı (eşdizildiği) sözcüklere bakalım:

doyumsuz | akşamki | huzurlu | hoş | mahrem | olağan | çaylı | klasik | sazlı sözlü | mutat | baş döndürücü | hararetli | kırık dökük | saatlik | dair | manasız | yemekli | ayrı ayrı | günlük | kendine özgü | orijinal | çok yönlü | laubali | tartışmalı | evvelki | nostaljik | çiğ | koyu | senli benli | endişeli|

İlk dikkatimi çeken genel olarak sohbetle eşdizimli kelimelerin hem olumlu hem de olumsuz içeriklere sahip olması. Minik bir deney yapayım dedim, bu kelimelerin yanına sohbet yerine muhabbet koydum. Kelimeleri ise olumsuz, tarafsız ve olumlu içerik olarak ayırdım:  Olumsuz içerikli kelimelerin: ‘Laubali bir muhabbet’, ‘çiğ muhabbet’, ‘endişeli muhabbet’ ve benzerleri. Tarafsız içerikli kelimelerle deneyelim:  ‘mutat muhabbet’, ‘ayrı ayrı muhabbet’, ‘kendine özgü muhabbet’, ‘olağan muhabbet’. Olumlu içerikli kelimeler: ‘Hoş muhabbet’, ‘koyu muhabbet’, ‘doyumsuz muhabbet’… Bazı ifadelerde tam oturmayan bir şeyler var. muhabbet, duygulara tarafsız olamıyor kanımca. Olumsuz içerikli kelimeler yakışmıyor muhabbetin yanına. Tarafsız olanlar da oturmuyor bence; muhabbet mutat, sıradan, klasik olmamalı kanımca[20].

Eşdizim Sözlüğümüzde muhabbet kelimesine de bakalım: muhabbet ile birlikte kullanılan eşdizimli kelimelerimiz şöyle:

ateşli | ciddi | lüzumsuz | tempolu | halis | sazlı sözlü | bayıltıcı | koyu | tatlı | özel | ritmik | şefkatli | eşsiz | nükteli | arsız | hususi | sonsuz | çocuksu | müstesna | ulvi | abuk sabuk | harikulade | sessiz | lekesiz | tatlıca | gururlu | rutin | bambaşka |

İki listeyi karşılaştıralım: İlk dikkatimi çeken muhabbet söz konusu olduğu zaman duygusal ifadelerin yoğunlaştığı: şefkatli, çocuksu, tatlıca vb. İkinci dikkatimi çeken ise muhabbeti tanımlayan “ciddi, halis, koyu, özel, müstesna, ulvi” gibi kelimelerin hbb eylemine dair ipuçları vermesi. Sevgi dolu bir fikrin, duygunun, davranış ya da tutum tohumunun gelişebilmesi için uygun koşullar bu ve buna benzer haller olsa gerek. Bence bu listedeki “lüzumsuz, bayıltıcı, arsız, abuk sabuk” gibi kelimelerle muhabbet yan yana gelmez, en azından gelmemelidir. Bu gibi kelimelerle, sohbet ya da konuşma olabilir, ama muhabbet olmasa ne güzel olur.

sohbet ve muhabbet eşanlamlı olmaya doğru gidiyor. Buna rağmen içlerinden biri belli bir zaman diliminde ölmeyecek. Çünkü sezgisel olarak iki kavramı da hâlâ sahipleniyoruz gibi görünüyor.  Yüz yıl sonra ne olur, onu bilemeyiz tabii. Ama bu gidiş devam ederse bugünkü bir muhabbetimiz pek kalmayacak sanki. Dünkü muhabbetimiz değişmiş[21].

Sosyal dilbilimcilere göre bir kelimenin varlığı o dili konuşanların her tür ihtiyacını (varsayılan veya gerçek ihtiyaç) karşılamak üzere oluşur ya da başka bir dilden ödünçlenir. İhtiyaç yoksa kelime de yok. Görünüşe göre Türkiye Türklerinin ‘sevgi dolu üretken bir ilişkiyi ‘kurmak (sohbbaa-t) ile o ‘sevgi dolu üretken ilişkiyi sürdürmek’ (muhabbaa-t) arasındaki farkı gözetmelerine ihtiyaçları yok ya da kalmadı Öyle mi gerçekten? Aslında Müslüman Arap kültürünün etkisi altına girmeden önce bu farkı gözetiyor muyduk? Dilimiz üzerinde gerçekleşen onlarca sosyal, siyasal, ideolojik dokunuş yüzünden aklımız mı yitti, ne dediğimizi mi artık bilmiyoruz? Her alandaki enflasyon bilişimize, dilimize de yansıdı; ağzımıza geleni söylediğimiz için mi yaşıyoruz bütün bunları? Bütün bu soruları ortaya bırakıyor ve konuma geri dönüyorum.

Yazımın başlığında kullandığım ifadedeki “Baobabın altında muhabbet” konusunu çözdük. Baki kaldı ahbap.

Evet, ahbap kelimesi de hbb kökünden geliyor. Yakın anlamlılarına bakalım: arkadaş, dost.

Önce arkadaş kelimesinden başlayalım. Eski ve Orta Türkçede kullanılan ar, art kelimeleri sırt, arka ve yardım anlamlarına geliyordu. arka kelimesindeki ‘k’ sesinin nereden, nasıl eklendiğine dair sağlıklı bir veri henüz yok. Ancak oldukça eski ve Türkçe olduğuna dair dilcilerimiz hemfikir görünüyor. -daş eki de oldukça eski bir ekimiz. Böylece ‘birbirlerine yardım eden’, ‘birbirilerine arka çıkan’, ‘birbirlerinin sırtını kollayan’ gibi bir anlamla doğmuş arkadaş kelimesi. Kaynak anlam daha çok herhangi bir iş sırasında yardım eden; savaşta, çarpışmada, çatışmada, akınlarda arka kollayan kişi gibi çıkıyor karşımıza. Eski Türkçede koldaş ve ayaktaş kelimeleri de var arkadaşa yakın anlamlı olarak. Bunlar da daha çok emek, iş ve savunma-saldırı konularında yoğunlaşan bir destekleşmeyi ifade ediyor bence. Sözlükleri biraz daha karıştırdım; sevgi, güven kavramı ile ilişkili olan bir arkadaş, dost, ahbap sözcüğüne rastlayamadım. Bu, Türklerin Orta Asya zamanlarında böyle bir kavrama ihtiyaç duymadığını gösterebilir. Ancak aynı zamanda bu kelimenin bir zamanlar var olduğunu, sonradan kaybolduğunu da düşündürtmelidir. Eski Türkçe dönemlerinden de önce bu tür kelimeleri kullanmış olabiliriz. İslamiyet’in doğal ya da siyasal, sosyal, ekonomik baskınlığı sebebiyle bu yeni kelimeleri aldık diyelim. İşte bu durumda bir zamanlar mevcut olan o ilk kelimeler herhangi bir kayıt altına alınmamış olabilir. Buna benzer kelimelerimiz az değil[22].

dost ise, Farsça dust’tan geliyor; arkadaş, yar demek. Nişanyan, Eski Farsçada da izlerine rastlanan dost kelimesinin, Avesta dilindeki ‘sevmek’ eylemi ile ilgili olabileceğine dair kanıtsız bir sav bulunduğunu ifade ediyor. Ben de Eski Farsçadan daha derine gidemedim. Daha geriye gidebilenlerden bir arkadaşlık beklerim. Şimdilik, bu kanıtsız sava teslim olacağım. Osmanlı döneminde (muhtemelen yaklaşık olarak son iki yüzyıldan bahsediyor olmalıyız) dost kelimesinin tanımları arasında ‘sevişen kimse, sevilen kimse’, ‘nikâhsız karı veya koca’ ifadelerini görüyoruz. Tasavvuf anlamı ile karşımıza ‘gerçek sevgili, vücud-i mutlak Tanrı’ olarak çıkıyor.

ahbap ise habib, yani sevilen (sevgili, dost) anlamına gelen kelimenin Arapça çoğul hali[23]. Yani yine hbb eylem kökünden geliyor. Türkçeye, dost anlamıyla tekil olarak girmiş.

Sözlüklere bugün baktığımızda her üç kelimenin de hemen hemen aynı anlama gelecek şekilde tanımlandığını görüyoruz. Her üçü de “sevilen” ifadesi etrafında tanımlanıyorlar[24].

dost kelimesine “güvenilir kişi” ve ayrı bir anlam olarak “sevgili” eklenmiş (halk edebiyatı bağlamında), buna bağlı olarak tasavvufi anlamı verilmiş. Yine başka bir maddebaşı ile ‘evlilik dışı ilişki kurulan erkek veya kadın’ verilmiş.

arkadaş tanımında belirli süre aynı mekanı paylaşan kişiler eklenmiş, ayrıca hitap biçimi denmiş.

ahbap kelimesinde ise pek bir tanımlama yok aslında. Daha çok dost, arkadaş gibi yakın anlamlı kelimelere göndermeler yapıldığını görüyoruz. Ayrıca hitap biçimidir denmiş.

Bu üç kelimenin yakın anlamlılarına bakmaya devam ettiğimde uzayıp giden bir liste çıktı[25]. Listeyi, bir anlam kategorisi yaratma çabasıyla sınıflamayı denedim:

Kendi ailemizden biriymiş gibi hissettiklerimiz: birader, dadaş, kardeş[26]

Aynı yerde, işte çalıştığımız zaman: ayaktaş, emektaş, iş arkadaşı, koldaş, omuzdaş, esk. hempa

Aynı hedefe doğru birlikte ilerlediklerimiz: bağlaşık, müttefik, ortak, yandaş, yoldaş, esk. hempa

Aynı duyguyu, sıkıntıyı paylaştıklarımıza: duygudaş, gönüldeş, sırdaş, esk. hemdert, esk. hemhal

Aynı sevgiyi paylaştıklarımıza: ahbap, dost, arkadaş, esk. hemdem, esk. hempa

Aynı keyfi, hazzı, yaramazlığı paylaştıklarımıza: kafadar, ayaktaş, koldaş, esk. hemdem, esk. hempa

Aynı aşkı paylaştıklarımıza: canan, dost, gönüldeş, sevgili, yaren (öz. halk edebiyatı ve tasavvuf bağlamında)

Aynı yasak aşkı paylaştıklarımıza: dost[27]

 

Bu listeye baktığımda dikkatimi çekenler şunlar oldu:

* ahbaplık, dostluk ve arkadaşlık kavramlarını ifade etmek için dış ve iç organlar ve sorun adlarını kullanıyor olmamız

* dost, arkadaş ve ahbap kelimeleri arasında seçim yapmamız gerektiğinde sevgi ve verimlilik düzeyini dikkate alıyor olmamız

kayda değer. Şöyle bir örnek vereyim: Batı dillerinde (İngilizce, Almanca ve Fransızca); iş, savaş, çatışma alanlarında arkadaş kelimesine yakın anlamlı kelimeler var. Ayrıca bu dillerdeki arkadaş kelimesi köken bakımından ‘sevmek’ eylemi ile bağlantılı. Ama ‘iç ve dış organ’ terimlerine, ayrıca ‘sorun’ kelimesine ilişkin kelimelerden teşkil, yakın anlamlı kelimeler bulunmuyor. ‘Sevgi düzeyine’ göre seçim yapabileceğimiz yakın anlamlı kelimeler de bulamıyoruz. İster Müslüman Arap kültürünün etkisi altında kalmış olarak, ister olmayarak fark etmez, sevginin derecesine göre bu hassas ayarları yapmışız. Başka bir deyişle buna ihtiyaç duymuşuz[28]. Sevgiyi derecelendirmişiz. Bunu neye göre yapmışız? Sevgi duygusunu ölçmek hakikaten mümkün mü? Sevgi değil de başka bir şey midir ölçülen? Her ne ise, neden ölçmüşüz? Sosyolojik bakımdan hangi duygusal ihtiyacımıza cevap bulmaya çalışmışız?

Bu sorulara maalesef burada paylaşmanın anlamsız olacağı öznel yanıtlarım var[29].  Bu nedenle hepsini yanıtsız bir şekilde, sadece ortaya bırakıp yine devam ediyorum.

Bütün bu bilgilerin ışığında toparlayalım bakalım:

Yemekten suya, barınmaktan ölmeye, tohumdan üremeye, halk meclislerinden tesbihe, ilaçtan oyuncağa kadar hayatın kendisi için çok değerli, çok önemli çok tohumlu meyvesi olan baobap ağacından yola çıktık. Buradan; tohum, sevmektir; aşk tohumdur dedik. Ve başladık sohbete, muhabbete. Meğer arkadaşlarımız ne kadar çok arkamızda ve yanımızdaymış (tepemize çıkanları, önümüze geçenleri bu yazıda anmayalım, ama unutmayalım da), meğer dostlarımız gerçekten de bizi severmiş; bir tek ahbap da olsa hayatımızda aslında o bir, bir değil, çokmuş[30].

E, ahbap! Baobap ağacının altında muhabbete şimdi ne dersin?[31]



[1] Antoine Saint Exupery, kitabında Küçük Prens’in baobap ağaçlarına karşı tutumunu, onun ağzından şöyle ifade ediyor: "Bu bir çeşit disiplin (…) Sabah uyandığınızda nasıl yüzünüzü yıkayıp temizliğinizi yapıyorsanız, gezegene de aynı şeyleri yapmalısınız; hem de daha büyük bir özenle. Bütün baobapları hemen sökmelisiniz. Yoksa bir süre sonra iyice gül fidelerine benzerler. İşte o zaman hangisinin gül, hangisinin baobap olduğunu anlamak da güçleşir. Sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay“. Küçük Prens okumaları, gezegendeki (yani hayattaki) kötülerle iyilerin birbirlerinden ayıklanmadıkları zaman, birbirlerine benzeme tehlikesine dikkat çekiyor.

[2] Hayat ağacı (life tree, world tree), pek çok kültür için dünyanın (hayatın) kendisi anlamına geliyor/du. Her kültür bu imgeyi kendine göre anlamlandırdı. Bazılarına göre iyi tanrılar dallarda, kötü tanrılar köklerde yaşardı. Kimilerine göre dalların ucundaki yıldızlar tanrılardı.  Bir anlamda insanlığa ait ilk din biçimlerinden biri diyebiliriz. Orta Asya topluluklarında ve halklarında da benzer bir inanış biçimi vardır. Aynı şekilde Yakın, Orta ve Uzak Asya inanışlarında da varoluşa işaret eden önemli bir sembol. Günümüz Türkiye’sinde, kilim motiflerindeki eli belinde, hayat ağacı vb. sembollerde, “aile ağacı” ifadesinde, “ağaç gölgesi”nin huzur çağrıştırmasında, “baba” imgesinin  “çınar” ağacına göndermede bulunmasında, bu ilk din anlayışının derin izlerini hâlâ bulmak mümkün kanımca.

[3] Upişinâd: Hinduizmin felsefi ve mistik yapıdaki kutsal kitapları. www.islamansiklopedisi.org.tr  (alıntılama tarihi: 2023)

[4] Tanyu, Hikmet. « ağaç #1 » www.islamansiklopedisi.org.tr  (alıntılama tarihi: 2023).

[5] Sydibe, M. & Williams. J.T. 2022. Baobab Adansonia Digitata L. : Fruits for the future. 4. International Centre for Underutilised Corps. University of Southhampton, London. s. 47-60.

[6] Bir baobabın yaşam süresini kestirmek oldukça güç. Bilindik ağaçlar gibi gövde halkaları sayılamıyor. Çünkü gövde içleri boş (hatta öyle boşluklar oluşabiliyor ki konaklama olanağı dahi sunabiliyor insanlara). Gövde kalınlığı, çapı da yeterli bir gösterge olamıyor. Son dönemde yapılan, yüksek maliyetli karbon testleri sayesinde bazılarının yaşı ölçülebilmiş: 1800 yaş, 2450 yaş... Bu testler bir baobabın 3000’den daha fazla yıl yaşayabildiğini göstermiştir. Bu ağaçların yükseklikleri 30 metreye dolayında. Gövde kalınlıkları ise 25-30 metreyi bulabiliyor. Bir ağacın yaşını 1000 kabul edelim. İlgili halk meclislerinin 40 kuşak boyunca yapıldığını gösterir bu. Kuşak sayısını tahayyül edebilmek için somutlayalım: Türkiye Cumhuriyetinin ister halk olsun ister resmi olsun meclis toplantıları 4 kuşaktan beri hizmet veriyor.

[7] Yaşamı oluştururken de, yaşarken de, ölürken de bize göre çok yavaş bir ağaç baobap. Şöyle bir avantaj sunuyormuş bu durum: Bir baobabın altında fotoğraf çektirmiş olan büyükanneniz vefat ettikten sonra aynı mevsimde siz de oraya gidip uygun noktaya oturup kendinizin bir fotoğraf alırsanız, iki fotoğrafı kolaylıkla birbirinin üzerine oturtabilirsiniz. Böylelikle vefat etmiş büyükannenizle bir fotoğrafınız olur. Baobap, 25-30 yıl gibi bir zaman içinde gözle görülebilir bir şekilde değişiklik göstermiyor.

[8] Bu önek burada, bizim Türkçede diyelim ki şekerli kelimesindeki “-li” eki gibi kullandığımız bir ek.

[9] Baobab kelimesinin kökenlerine dair çalışmamda şu kaynakları kullandım:

Encyclopedie (1751-1772). “Baobab”. http://enccre.academie-sciences.fr/encyclopedie/article/v2-341-0/?query=baobab [alıntı tarihi 2023]

Centre National de Resource textuelle et Lexical. “Baobab”. https://www.cnrtl.fr/etymologie/baobab [alıntı tarihi 2023]

Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi. https://www.nisanyansozluk.com/kelime/baobab [alıntı tarihi 2023]

Duden Etymologie: Herkunfts-Wörterbuch der deutschenSprache. 1989. Günter Drosdowski tarafından gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 2. Basım. Mannheim, Viyana, Zürih:Duden.

Baobab bitkisi için yaptığım araştırma ise şu kaynaklara dayanıyor:

Sydibe, M. and Williams. J.T. 2022. Baobab Adansonia Digitata L. : Fruits for the future 4. International centre for underutilised Corps. University of Southhampton, London.

Venter, Sarah. The little Big Baobab Tree. https://vme056.p3cdn1.secureserver.net/wp-content/uploads/2022/12/THE-LITTLE-BIG-BAOBAB-BOOK.pdf [alıntı tarihi 2023]

Werner, Alice. 1925. “"The sacred tree of the Galla". The Mythology of all Races içinde ‘Afrika’ başlığı altında. Cilt.VII. Marchall Jones Company. Great Britain. s.124-5. https://onlinebooks.library.upenn.edu/webbin/book//lookupid?key=olbp95700 [alıntı tarihi 2023]

 

Bir de hepimiz gibi çok korktuğum Chat GPT’den bahsetmem lazım. Kendisiyle sohbet ettim. Mitolojik olarak bir hayat ağacı olarak algılanıp algılanmadığını anlamam gerekiyordu. Bitkibilimci olmadığım, Afrika efsanelerine ulaşma şansım çok zor olduğu için bir yol göstericiliğe ihtiyacım oldu. ChatGPT’nin önerdiği kaynaklara baktığımda yukarıda listesini verdiğim kaynaklara erişme şansım oldu. Yani kütüphanede bir uzmana ya da bir üniversite hocasına danışmış gibi oldum. Bir yandan hayranlık uyandırıcı, diğer yandan son derece ürkütücü.

 

[10] Etimoloji zor zenaat. Yazılı kaynaklara erişmek ve sundukları bilgileri pek çok başka kaynaktan doğrulamak gerekir. Baobap söz konusu olduğunda bazı yerlerdeki bilgi kırıntılarına sığınmak zorunda kaldım. Doğrulayabilmek için ne gereken Afrika bilgisine ne de Afrika dilleri bilgisine sahibim. Müslümanlık yayılmadan önce bu ağacın ya da meyvenin adı neydi mesela Afrika dillerinde? Ya da yerel dildeki adları bugün ne ve bunların anlamlar ne? Pek çok karşılık var aslında. Ama kişisel kısıtlarım daha fazla ne yazık ki.

Botanikçi Alpin’in, ağacın meyvesini bu adla tanıtmasından sonra 16.yy.’itibarıyla baobap ağacının Avrupa’ya, oradan da dünyaya bu adla yayılmış olduğu açık. Yazılı kaynaklarımız şimdilik bu kadarını söyleyebiliyor.

Bir başka bir açıklama baobap kelimesinin (e)bu hibub’dan (ابوحبوب  ) geldiğini ileri sürer; ‘tohumların babası’ demektir (Nişanyan, al. tar.2023). Ancak bunun da kanıtlarına ulaşamadım. Açıkçası bana hiç mantıklı da gelmedi. Dillerdeki genel eğilim, doğal olarak üremeye dair kelimelerin dişilikle ilgili olmasıdır. Baobap ağacının aynı zamanda bereket ve verimlilik sembolü oluşu (ki bu semboller bildiğim kadarıyla bir tanrıçaya gönderme yapar, bir tanrıya değil), kelimenin babalık ile ilgili olmaması gerektiğini düşündürtüyor. Ne yazık ki, baobap ağacına dair her iki açıklamanın da de doğruluğundan bir sonraki yazılı kaynaklara ulaşmadıkça emin olamayacağız.

[11] Arapça kelime türetme yöntemleri oldukça çeşitlidir. Bunlardan biri, kelimenin başına gelen önekler; diğeri sonuna gelen sonekler, bir de aralara dağılabilen ara eklerdir. Kelimeler yapılırken kök sesler değişmez (ya da çok nadir değişir diyelim). Ancak Türkçeye geçenlerde Türkçenin ses yapısı gereği bazı değişiklikler olur. Mesela Türkçede son seste çift ünsüz yoktur. Dolayısıyla son sesleri çift ünsüzleri olan kelimeler, Türkçeye tek ünsüzlü olarak geçer: aff > af; redd > red gibi. Bu kelimelerin çoğu yanlarına gelen Türkçe ve ünlü ile başlayan bir ek sonucu yine çift ünsüz haline gelebilir: af + etmek > affetmek, af + ınız > affınız gibi. “hbb” köküyle ilgili kelimelerde de bu durum vardır. Türkçede habbe derken varlığını sürdüren çift ünsüz, hap derken tektir.

[12] hbb kökü üzerine, ardından da hbb kökü ile Türkçeye geçen kelimeler üzerine Arapça ve Türkçe kaynaklarda yaptığım araştırma şu kaynaklara dayanıyor:

                 Almaany Dictionary. https://www.almaany.com/ [alıntı tarihi 2023]

Andras Rajki, 2005; "Arabic Dictionnary with etymologies". www.academia.edu [alıntı tarihi 2023]

Arabdict Dictionary. https://www.arabdict.com/en/ [alıntı tarihi 2023]

Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.

Hawramani Arabic Lexicon. https://arabiclexicon.hawramani.com , [alıntı tarihi 2023]

Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.https://www.nisanyansozluk.com [alıntı tarihi 2023]

Türkçe Genel Sözlük ve diğer sözlükler. www.tdk.gov.tr [alıntı tarihi 2023]

[13] el-habb; sevgi, sevmek. Kadın adama sorar: ‘Hel tuhibbii? Adam cevap verir: Naam, uhibbik (Beni seviyor musun? Evet, seviyorum).

[14] Mitolojlerdeki ana tanrıça karakterlerinin, hem doğanın hem de insanın çoğalmasını aşk, tutku ve cinsellik ile hikayeleştirmeleri sanırım boşuna değil. En yakın örnek Afrodit (Ancak onunla özdeşleştirilen ana tanrıçaların hikayeleri hem benzer, hem de çok çok daha eskilere uzanıyor). Pek çok edebiyatçı, tarihçi, antropolog, din tarihçisi, mitolog vb’nin, mitolojik hikayeler üzerindeki okumalarında elde ettikleri, ortak sayılabilecek görüş şöyle: “Önce aşk, sonra hayat” ya da “ Aşk olmadan hayat olmaz”. Tohum gözüyle de bakınca öyle değil mi?: “Tohum yoksa, hayat da yok”.

[15] Çimlenmeyen tohumlardan nasıl yararlandığımızı sadece insan odağında düşünelim: yenebilen veya içilebilen tohumlar, renk yapımında, ilaç üretiminde, kozmetik ve hijyen alanında kullanılan tohumlar, süs eşyası olan tohumlar, dekoratif kullanılan tohumlar, özellikle eski zamanlarda oyuncak olarak kullandığımız tohumlar...  Diğer canlıların ya da cansızların tohumlarla neler yapabildiğini düşünmek çıldırtıcı olabilir. Bu konularda hemen hemen hiç kafa yormuyoruz. Varsa yoksa insan için yararlı olan ne? Ekonomik değeri olan ne? Dünya kalmayınva insan ya da ekonomi de kalmayacak… Neyse… Serzenişte bulunayım dedim yeri gelmişken, kestim.

[16] sahip ve sahabe kelimelerinin de sohbet gibi shbb köküne, dolayısıyla hbb köküne bağlı olduklarını öğrenmem doğrusu beni şaşırttı. Bu konu ayrı bir inceleme hak ediyor. Arapça sözlüklerde shbb kökünün anlamı “arkadaşlık etmek, dostluk kurmak” ve “sahip olmak” olarak veriliyor.

[17] Arapçaya maalesef tam anlamıyla hâkim değilim. Sözlükler ve bazı taramalar sonunda bu fikre ulaşıyorum. Bugüne kadar çeviri de olsa okuduğum Arapça edebiyat, Müslüman Arap kültürüne dair bildiklerim, bana bunu düşündürtüyor. Arapçanın derinliklerine hâkim olan kişilerce bu bilginin doğrulanmasını ya da yanlışlanmasını çok isterim.

[18] TUD. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/). [alıntı tarihi 2023]. Bu kaynak, yazılı ve sözlü dilde kelimeleri hangi bağlamlarda kullandığımızı gösteren cümlelerden oluşan bir veri tabanıdır.

[19] Dildeki öğelerin hepsi diğerleriyle mutlaka bir ilişki içindedir. İlişki yoksa o öğe de yoktur. Kelimeler arasındaki bu ilişki ses (phone), biçim (morphem), yapı (structur, syntax), anlam (semem)&kavram (concept) düzeylerinde kurulur. Tabii buna böyle basit çizgisel bakılmamalı. Karmaşık, girift bir ilişkilenmedir. Bilimsel sınıflama, sadece işimizi biraz kolaylaştırdığı için bunları çizgisel ya da şematik gösteriyoruz. Yapı ve anlam ilişkileri arasında, kelimelerin kelimelerle olan ilişkileri “eşdizim” (collocation) ile belirlenir. Mesela “çay” kelimesi “içmek”, “demli”, “yeşil” kelimeleri ile eşdizimlidir. Eşdizim çalışması yapmak için kelime alınır, metinler içinde taranır, önünde ve arkasında bulunan kelimelerle bağlantısı belli kurallara göre nicel ve nitel olarak ayrıştırılır ve sınıflanır. İşte Eşdizim Sözlüğümüz böyle bir çalışmanın ürünü. Çeviri, dil öğrenimi, metin oluşturma gibi alanlarda ve özellikle de dil çalışmalarında olmazsa olmaz bir sözlüktür. Çünkü bir kelimenin sözlüksel anlamı önemlidir ancak asıl anlam hep bağlam tarafından belirlenir. Başka bir deyişle sözlüksel anlam; bağlamsız kaldığı için kısıtlı, dar, silik, bazen de bulanıktır. Eşdizim kadar, kelimenin yakın anlamlıları, zıt anlamlıları kavramsal çerçeveyi belirlemek bakımından olmazsa olmazlardır. Bütün bunları barındıran sözlük çalışmalarına ise kavramsal sözlük, söz hazinesi, söz dağarı, thesaurus gibi adlar verilmektedir. Türkçenin Eşdizim Sözlüğü. http://turkcederlem.mersin.edu.tr/esdizim [alıntı tarihi 2023]

 

[20] Bunu duygusal bir tepkiyle ifade etmiyorum. Bir saptama yapmaya çalışıyorum. Dilde bir kelime varsa geliştirilmiş bir kavram vardır karşılığında. Aynı kavrama denk gelen farklı kelimelerin arasında mutlaka bir anlam farkı bulunur. Eğer o kelime yok oluyorsa, o kavram ya da anlam farkı da yok oluyor demektir. Dil, %100 bir eş anlamlılığı kabul etmeyecek kadar zekidir. Çünkü ortak bir aklın ürünüdür. Hepimizin bugünkü toplamından daha zeki kısaca.

[21] muhabbet ve sohbet kelimelerinin bu eşanlamlılığa giden yakınlaşması zamanla gerçeklemiş olmalı. Eşdizim Sözlüğümüz kronolojik bir sıralama yapabilseydi (Mesela 1800’lerde ya da 1950’erde muhabbet hangi kelimelerle eşdizimliymiş, bunu görebilseydik), bu iki kelimenin eşanlamlı olmadığını daha net olarak görebilecektik.

[22] Bizzat yakaladığım en somut örnek olarak uragut kelimesini vereyim. İki yıl kadar önce “kadın” kelimesinin derinlerine inmeye çalışmıştım. Burada “kadın” anlamına gelen ve “üretmek” eylemi ile ilişkili olan uragut ile karşılaştım. Görünüşe göre İslamiyet sonrasında Arapça ve Farsçadan hatun ve kadın kelimelerinin yanında pek çok başka kelime de almış, uragut kelimesini unutmuşuz. uragut bugüne kadar gelebilseydi, belki ürek olacaktı: erkek ve ürek. Sadece asillere verilen bir sıfat olan khatun kelimesinden oluşan kadın yerine daha anlamlı bir tercih olabilirdi. Ayrıntılar için bkz. Kırımsoy Denge, Deniz. 2021. ““Aramızda kadın var mı? Hepimiz adam olamayız ya?”. www.academia.edu

[23] Türkçemizde çoğul meselesi bence biraz ilginç. Dilsel bir gösterge şeklinde çoğulu, tam olarak kabul etmeyen bir dilimiz var. Mesela kelimenin yanında sayı belirten herhangi bir işaret varsa kelime çoğul olmaz: 3 kitap, çok kitap. Ayrıca 3. kişi çoğul eylem çekimlerinde –lar, - ler kişi eki bir görünür, bir görünmez. Bunu tam olarak açıklayabilen bir kurala rastlayamadım. Kendi incelemelerimle yapabildiğim ama zaman zaman tutmayan bir açıklama geliştirdim. “Bunlar ne?” sorusunu “-Kitap”, diye geçiştirebilirsiniz, ‘-Kitaplar’ demek zorunda değilsiniz. Ancak dediğiniz anda çoğullukla birlikte başka bir şey da vurguluyorsunuz. Bunlar ne? – Kitaplar (“hani dün bahsetmiştim ya o kitaplar”). Çoğul öznenin anlamı belirtili hale geliyor: ‘birtakım kitaplar’ değil, ‘o kitaplar’. ‘birtakım kitaplar’ diyebilmek için tekil biçim kullanmak zorunda kalıyorsunuz.

Dolayısıyla başka dillerden aldığımız ödünçleme kelimeler, hasbelkader çoğul da olsa biz ona tekil anlam yüklemişiz. Fransızcadan aldığımız data kelimesi de öyle mesela. datum tekil hali, data çoğul halidir. Hiçbir Batı dilinde data kelimesine çoğul eki gelmez. Çoğul kullanmak isterlerse data kelimesini, tekil kullanmak isterlerse datum kelimesini kullanırlar. Biz ise datum kelimesini hiç almamışız. datayı tekil kabul etmişiz, çoğul yapmak gerektiğinde datalar diyoruz. Buna benzer çok fazla sayıda kelime var Türkçede: şey ve eşya; velet ve evlat; varak ve evrak kelimeleri Arapçadan aldığımız başka üç örnek olsun. Öyle ki aynı kelimenin tekiline başka anlam, çoğuluna başka anlam da vermişiz. ahbap da böyle bir kelime. Arapçadan çoğul olarak almışız, ama tek kişiden bahsediyoruz.  Tekil şekli olan habib, habibe ise kullanılmıyor.

[24] Pek çok sözlüğe baktım. Internet taramaları da dahil. Zaman zaman ekşi sözlük tarzı halk kullanıcılarının fikir beyan ettikleri veri tabanlarını da kullandım. Aradığım kelimeleri etiketleyerek taramalar yaptım. Kullandığım sözlük kaynaklarını vereceğim:

TDK Genel Türkçe Sözlük (al. tar. 2023)

Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.

Devellioğlu, Ferit. 2000. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. 17. Bas. Ankara-Aydın.

[25] Bu listede iddialı değilim. Olabilmem için her bir kelimenin nerede, nasıl kullanıldığını tespit edip ona da bakmam gerekirdi. Buna rağmen bu liste; “arkadaşlık, dostluk ve ahbaplık ilişkileri”nin nasıl algılanabileceğine dair ipuçları verebilir. Bu algıyı irdelemek, yine bu çalışmanın ana konusu olmayacak. Bu nedenle listeyi buraya sadece kaba bir veri olarak bırakıyorum.

Eşanlamlılar listesidir iddiam ayrıca şu bakımlardan da zayıftır: Çünkü listede ahbaplık, dostluk ve arkadaşlığa dair deyimlere, argo kelimelere bu çalışmamda yer ver(e)meyeceğim. Sevdiğimiz kişilere, dostlarımıza, arkadaş ve ahbaplarımıza; ciğerparem, iki gözüm, ciğerim gibi organ adlarıyla; koçum, aslanım, ceylanım gibi canlı türleri adlarıyla hitap edişimize de keza aynı şekilde bakmadım. Tarihsel yaşam biçimlerimiz ve inançlarımızı (yani sosyal ve ahlaki düzenlerimizi kuran) yaratan çok eski hikâyelerle ilgili pek çoğu. Bunların içine dalmak apayrı bir çalışma konusu teşkil eder. Ayrıca elde ettiğim verilerden bazılarını çalışmanın sınırlarını aşacağı için doğrudan eledim. Mesela ‘sever’ anlamında kullanılan dost (örn. kitap dostu); ‘koruyucu, güven verici’ anlamında kullanılan dost (örn. çevre dostu); ‘tanrı’ anlamındaki dost ve bütün bunların eşanlamlıları…

Sınıflama konusunda da ne yazık ki iddialı değilim. Her bir kelimenin kullanım alanını tam olarak tespit etmek, kategori sayısını arttırmak, çok daha ince bir çalışma yapmak gerekir bir sınıflama için. Kaynak ve zaman sıkıntısı bir yanda, bu yazının hedefi diğer yanda beni sadece sözlüklere dayalı bir sınıflama ile yetinmek zorunda bıraktı.

[26] Aileden biriymiş gibi hissettiğimiz arkadaş, dost ya da ahbaplarımız arasında görünüşe göre kadın arkadaş kavramı yok. Kadınların bu tür ilişkiler kurmaması gerektiği, kurduysa da bunu diğer göz ve kulaklardan uzak olması gerektiği düşüncesi, toplumsal olarak dilimize böyle yansımış olmalı.

[27] Bir zamanlar yasak aşk taraflarının her ikisi de dost iken, bugün bu anlamın gittikçe daralmış olduğunu düşünmeden edemedim. Günümüzde bu anlamda dost tutulan taraf artık sadece kadın görünüyor. Erkeklerin dost olduğu yasak aşklar kalmamış mı? Yoksa bu olgu toplumun dilinden siliniyor ve görülmez mi kılınıyor?

[28] Doğu ve Uzak Doğu kültürlerinin, duygular arasında özel bir ayırım gördüğü, bu ayrımın Batı dillerine çevrilemediği bilinir.  Gel de kırılmak, bozulmak, alınmak ve incinmek arasındaki farkı; İngilizce, Almanca, Fransızca yansıt. Bence mümkün değil. İlla tanımlamak, detaylandırmak, belki de açıklamak gerekecektir.

[29] Her dil aynı zamanda kültürel bir birikimin kanıtıdır. Konuşulan ve yazılı dile ait olan ya da olmayan her türlü ifade o kültürü yansıtır. Orta Asya steplerinde bir zamanlar at üzerine hayat kurmuş olan Türk boyları da tam bu nedenle atlara, bakımlarına, kullanım biçimlerine göre inanılmaz bir kelime hazinesi üretmişler.

Üretilen her kelimenin mutlaka sosyal, kültürel, sosyal psikolojik, tarihsel, hatta yer yer psikolojik bir açıklaması vardır; bu da o dili konuşanların algı ve yaşam biçimini açıklayabilen önemli kanıtlar elde etmeye yarar. Hem geçmişe, hem bugüne, hem de geleceğe dair kanıtlardan bahsedebiliriz.

[30] sohbet, muhabbet, ahbap, arkadaş, dost kelimelerine dair sözcük bilgilerine aşağıdaki kaynaklarla ulaştım:

Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.

Bayat, Fuzuli. 2008. Orta Türkçe Sözlük (11-16.yy). Ötüken: İstanbul

Bayat, Fuzuli; & Minara Aliyeva Çınar. 2008 Eski Türkçe Sözlük. Ötüken:İstanbul

Devellioğlu, Ferit. 2000. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. 17. Bas. Ankara-Aydın

Gülensoy, Tuncer. 2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Kökenbilgisi Sözlüğü. TDK: Ankara

Kanar, Mehmet. 2018. Eski Anadolu Türkçesi. 2. bas. Say:İstanbul

Yurtbaşı, Metin. 1996. Eş ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü. MEM Ofset:Ankara

Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.https://www.nisanyansozluk.com [alıntı tarihi 2023]

Türkçenin Eşdizim Sözlüğü. http://turkcederlem.mersin.edu.tr/esdizim [alıntı tarihi 2023]

Türkçe Genel Sözlük ve diğer sözlükler. www.tdk.gov.tr [alıntı tarihi 2023]

TUD. 2021. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/). [alıntı tarihi 2023]

[31] Bu yazıyı gerçekten çok uzun zamandır hazırlamak istiyordum. 15 yıl olmuştur. Kişisel hayatımda çok önemli bir döngü sırasında habb diye bir kelimeyle karşılaştım. Anlamı için “hayat ağacının tohumu” dendi. O dönem bu imgeye çok sıkı sarıldım. habb sayesinde kendimden memnun bir hayat sürdürmeyi başardım. Çok sevmiştim bu kelimeyi ve ürettiklerini: Bir yandan muhabbet, sohbet, ahbap, bir yandan hububat, diğer yandan hap, bir diğer yandan da habbe… Yaşamsal döngümün şerefine mutlaka yazacağım, mutlaka yazacağım demiştim.

Yaşadığımız deprem beni de çok etkiledi. Ahbap Derneği’nin çalışmalarını çok sevdim. Sevgiyle, dostlukla, hayatı her şeyden önde tutarak tam bir ahbap oldu. Bu yazım Ahbap Derneği’ne, kurucularını, çalışanlarına, gönüllülerine; geçmişinden geleceğine tüm Ahbap üyelerine iyi gelsin, onlara yarasın dilerim. Şükranla Ahbap! Ve selametle (yani barışla, huzurla), muhabbetle kal Ahbap.