Hey Ahbap! Baobabın
Altında Muhabbete Ne Dersin?
Bir garip
methiye…
Ahbap’a
şükranla!
Baobap, Afrika menşeili bir ağaç, çeşitleri çok. Bugün Madagaskar bir baobap
krallığı olarak biliniyor. Bir Afrika ülkesinden uzakta yaşayan bizler onu
bilmeyiz. Küçük Prens kitabını okumuş olanlar belki biraz bilir: Küçük prens,
gülü için, küçücük gezegeninde uygun bir yaşam alanı oluşturmak amacıyla
düzenli olarak yerde biten baobap filizlerini temizlemek zorundadır[1].
Ağacın gövdesi, aşağıdan yukarıya doğru daralır. Üst kısımlarında bir dal
görüntüsü vardır, ancak daha çok köklere benzer. Ters dikilmiş bir ağaç
gibidir. Afrika hikâyeleri bu terslik halini sıklıkla anar: Bu hikâyelerden birinde
Baobap ağacı, Tanrı’nın kendisine uygun gördüğü ortamı bir türlü beğenmiyordu. Burası
sıcaktır, orası soğuktur, şurası şöyledir, böyledir. Tanrı bu şikâyetleri bir
süre dinler, sonunda onun bu şımarıklığını cezalandırır: Ağacı ters çevirip
yeniden toprağa diker. Bir başka hikâyede, şeytan telaşla yürürken bu ağacın
dallarına takılır. Çok sinirlenir ve ağacı yerinden söktüğü gibi yine aynı yere
ters gömer. Yine başka bir hikâyede ise Baobap, kibirli bir bitkidir. Boyu uzadıkça
uzar, uzadıkça her şeye hâkim olduğu duygusu da büyür içinde. Bir gün uzakta
bir gölde kendi yansımasını görür ve büyük hayal kırıklığına uğrar. Kendisi
gibi ihtişamlı bir ağaç, nasıl olur da bu kadar çirkin olabilirdi? Fil ayağı
gibi gövdesi vardır, dalları incir ağacı gibi, zeytin ağacı gibi muhteşem
değildir. İsyan eder Tanrıya. Tanrı da onu cezalandırır: Yerinden söktüğü gibi
ters çevirir ve yeniden diker.
Baobabın, Küçük Prens’te temizlenmesi gereken bir ağaç oluşu, Afrika hikâyelerinde
kibir sembolü gibi görünmesi yanıltmasın. Evet, Baobap bir “hayat ağacı”[2]
değil. Ama verimlilik ve bereket simgesi, ayrıca, koruyucu gücü de var. “Ters
dönmüş ağaç” itikadının Yahudilik’te bulunması ve Upinişâdlar’da[3]
da geçiyor olması; ters dönmüşlüğün şeytanilik değil, kutsiyet de olabileceği
yönünde işaretler veriyor[4].
Baobap, mitolojide ve hikâyelerde ister kutsal bir ağaç olsun, ister ders
vermeye çalışan fabllara konu bir ağaç olsun, yaşam için çok önemliydi ve hâlâ öyle.
Yaprakları, dalları, meyvesi, gövdesi, gövde kabukları, kökleri; içinde,
üstünde ve etrafında yaşayan canlılar ve insan bakımından yiyecekten içeceğe,
eşyadan yakacağa, ulaşımdan barınmaya, sağlıktan ölüme kadar hemen her şey için
bir malzeme ya da hammadde[5].
En önemlisi ise şu: Yetişkin bir baobap ağacının gövdesinin %70 kadarı,
kendisine ve kendisinden beslenen tüm canlıların hizmetine sunduğu su ile dopdolu.
Bazı kaynaklar belli bir Baobap cinsinde bulunan suyun, insan tarafından
içilebileceğini bile söylüyor. Baobap ağacının hizmetleri bu kadarla da
kalmıyor. Bir köyde, kasabada ya da kente yaşını başını almış, iri gövdeli bir
baobap ağacı, belki de 3000 yıldır, yani 120 kuşak boyu, yöre halkının bir
araya gelip buluştuğu, dertlerini konuşup çözüm aradığı Büyük Meclis olmuş[6],
hâlâ da Büyük Meclis.
Bu kadar yaşlanabilen bir ağacın ilk çiçeklenme zamanı da ilginç. Her ne
kadar türüne göre değişse de şöyle denebilir. Yeterince suya erişebilen bir
baobap ağacı ancak 20 yıl kadar sonra, yeterince suya erişemeyen bir baobap
ağacı ise ancak 200 yıl kadar sonra ilk defa çiçeklenebiliyor[7].
Başka bir deyişle, bir zamanlar içinde tanrıların ya da çeşitli ruhların
yaşadığına inanılan baobap, eğer gerçekten hayata dair bir anlama da sahipse
“ya sabır” şeklinde özetleyebileceğim bir iletisi de olmalı.
Botanik dünyasına nasıl girmiş bu ağaç? İlk defa yazılı kaynaklarda İbn
Batuta’nın (15. yüzyıl) çalışmalarında adı geçiyormuş. Ağacın değil ama
meyvesinin ilk tespitini 1592 yılında Botanikçi Alpin yapmış. Ancak ne yazık ki
kaynaklarını paylaşmamış. Ardından neredeyse 150 yıl sonra, Michael Adanson
adından bir başka Botanikçi, bir Fransız, baobap ağacını ilk kez bitki olarak
tanımlamış (1749, Senegal). Birkaç yıl sonra, Adanson şerefine, bitkinin
botanik adına Adansonia denmiş.
Baobap kelimesi nereden geliyor? Afrika dillerinde aramak boşuna. Çünkü kelimenin
kendisi Arapça (muhtemelen de burada Aramcadan gelmiş): بو حباب
(bu hibaab): ‘bi, bu’, Arapça bir önek[8].
hibaab ise, hbb, yani tohum kelimesinin çoğulu[9].
Kısaca bu hibaab, ‘çok tohumlu’ demek… Baobap meyvesinde çok sayıda
minik tohum var. Dolayısıyla mantıklı geliyor. Kısıtlı, yazılı kaynak verileri
doğrultusunda bu bilgiyi doğru kabul ediyor ve devam ediyorum[10]:
hbb, tohum demektir dedik. Bizim dilimizde, yine Arapçadan aldığımız hububat
kelimesini de hatırlarsak bu bağlantıyı daha rahat kurabiliriz. habba, hububat
kelimesinin tekil hali. Arapça tahıl ve bir şeyi oluşturan küçük parçalar gibi
anlamlara gelebilen habba kelimesini biz, şekilsel bir benzetmeyle
küresel olan boncuklara atfetmişiz, hem de özel boncuklara: Bir tespih üzerinde
sıra sıra dizili habbeler.
tohum üretmekten vazgeçer mi? hbb kelimesi de üretmeye devam etmiş
kelimemiz. Sağlık sistemi bitkilerden eczaya, tıbba ve tedaviye doğru
gelişirken ilaç tiplerine de ad konmaya başlanmış: iksir, merhem, şurup
derken hap çıkmış. Arapçada sarımsağa ‘uyku hapı’ denebiliyormuş[11].
Yine tohumun küresel şekli işbaşında. Hapı yuttuk!
Kısaca tohum, tohumlar, hayat, çok tohumluluk, küresel şekil, boncuk, ilaç derken
hbb kökü, biz Türklerin de yaşamının içine girmiş. Ancak çok önemli bir
konu daha var hbb[12]
ile ilgili. Çünkü bu kelime hem bir ad, hem de bir eylem. Arapçada eylem olarak
kullanıldığında ise anlamı çok başka: ‘sevmek’ demek[13].
Osmanlı zamanlarında ‘sevgili, nişanlı, sevdiğim kadın, hatta eşim’ karşılığında
kullanılan, aslında da ‘sevilen’ anlamına gelen mahbube (erkek olduğu
zaman mahbup) Arapçadan aldığımız başka bir örnek olsun. ‘seven’
anlamına gelen muhip ve muhibba kelimelerini unutmuş olabiliriz; ancak
bunlar da bir zamanlar Osmanlı edebiyatının ve aşk hayatının vazgeçilmez
kelimeleri arasındaydı ve bu kelimeler de hbb, yani tohum ve
sevmek kökünden. Zihinlerimizde kalan ve aslında ‘sevilen, sevilmiş olan’ anlamına
gelen “Yaa habibi!” ünlemi de, hbb kökünün, ‘tohum’ ve ‘sevmek’ ile
ilişkisini çok net ortaya koyuyor. Öyle ya, sevgi de üretmez mi?
hbb, ‘tohum’ ve ‘sevmek’ anlamlarıyla kutsanmış bir kelime gibi karşımıza
çıkıyor. Hiç bir tohum, üretime elverişli bir alan ya da uygun koşullar ve
fırsatlar bulamadıkça, başka bir deyişle sevgiyi[14],
aşkı bulamadıkça çimlenme olanağına sahip olamaz. Bunun adına çekim yasası,
hormon değişiklikleri, genetik seçim, kader, kısmet, doğa kanunu, tanrı emri ve
daha pek çok şey diyebiliriz. Fizik, kimya, tarım bilimleri, üreme bilimleri,
hatta felsefe ve diğer tüm bilimler bunu başka terimlerle ifade edebilir. Kesin
olan şu: tohum ve sevgi, birbirinden ayrılamayan bir bütün. Bir ‘fikir
tohumu’ bile çimlenebilmek, filizlenebilmek, doğabilmek ve gelişebilmek için uygun
koşulları yakalamak zorundadır.
Elbette ki tohumlar, üretmekten başka işlere yarar: Bir canlıya yem olurlar,
oyuncak olurlar, çürürken toprağa gübre olurlar, o arada atmosfere dahi yararlar.
Kuşkusuz hâlâ bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz pek çok başka işlevleri de vardır;
çimlenemeseler, döllenemeseler dahi, kesinlikle hayat için vazgeçilmezdirler[15].
Bir bakış açısıyla “Dünyayı aşk yaratmıştır ve hayatı aşk yaratmaya devam
etmektedir” ve “Aşk hep kazanır” diyebiliriz. Sevgi yaşamdır, sağlıktır, büyük
güçtür, sevgi tanrıdır; sevgi iyileştirir, güçlendirir… Hangi dilden, hangi
inanıştan, hangi dönemden olursa olsun bu ifadelerin sayısı çoğaldıkça
çoğalıyor, çeşitleniyor.
Bitti mi sevgi konusu? Hayır, bitmez! Sevgi biterse hayat biter! Devam
edelim o halde:
hbb, sevgi ve tohum ilişkisi sayesinde bir konuya daha zıplıyor: İletişim. Konuşma,
görüşme, buluşma, iletme, tartışma, mütalaa, münakaşa, sohbet, muhabbet... Listemiz
böyle uzayıp gidiyor. sohbet ile muhabbet, yazımın hedefi
bakımından önemli. Çünkü bunların da ikisi hbb kökünü barındırıyor.
hbb ‘sevmek’ ve ‘tohum’ demiştik. Bu iki kelimenin arasındaki ‘ve’
bağlacı, kanımca Arapçada ‘sevgi eşittir tohum’ şeklinde algılanıyor olmalı. muhabbet
kelimesinin kökünde bulunan mhbb eylemi, ‘dost olma, sevme’ demek. Arapçada
muhabba kelimesi; aşk; sevgi, şefkat, dostluk; hoş olan şeye eğilim
anlamları var. Yazımızda bulduğumuz
değerlerle yorumlayacak olursak şunları söyleyebiliriz: sevgi dolu duygu, fikir
ve belki de davranış ve tutum iletilerinin karşı tarafa geçmesi, orada
çimlenmesi, büyümesi için uygun ortamı bulması. Türkçeye geçerken “karşılıklı
konuşma” olarak geçmiş olsa da özel bir konuşma türüne işaret ediyor. Konuşma,
görüşme ya da sohbetten biraz farklı olduğunun biliyoruz. Konuşan kişiler, önceden birbirilerini 40
yıldan beri tanıyor ya da en azından bu hisse sahip hissediyor olmalı. Ancak
Türkçede muhabbet kelimesi, sadece iki kişinin birbirleriyle
konuştukları süreyi işaret etmiyor; paylaşılan ve birlikte büyütülen pek çok
şeyin bir arada olduğu yaşam dilimini de kastediyor. Mesela ‘muhabbet dolu bir
evlilik’. “Muhabbetle kal, hoşça kal” cümlelerinde olduğu gibi.
sohbet’e gelince! hbb kökü bir yapım eki almış, shbb olmuş[16].
Bu eylem ‘arkadaşlık etmek’ anlamına geliyor. Başka bir deyişle iki kişi bir
araya geliyor, konuşmaya başlıyorlar (كلام;
kelaam; konuşma, söz),
birbirlerini ilginç, çekici bulurlarsa sohbet etmeye (صُحْبة ; suhbbaa(t); arkadaşlık, konuşma, görüşme) geçiyorlar;
paylaştıkça, bunları filizlenen tohumlar gibi kendi içlerinde büyüttükçe muhabbet
(محبّة , mahabbaa(t); sevme, hoşlanma, dostluk) başlamış oluyor[17]
diyebiliriz.
Kelimelerimize günümüz Türkçesinde baktığımız zaman sohbet ile muhabbet
kelimelerinin yer yer eşanlamlı olarak kullanıldığını görüyoruz[18].
Aralarındaki, yukarıda değindiğim anlam farkı yavaş yavaş yitmiş, ancak iz bırakmış
görünüyor.
Eşdizim Sözlüğü[19] de aynı sonucu kanıtlıyor: Önce sohbet
kelimesinin birlikte kullanıldığı (eşdizildiği) sözcüklere bakalım:
doyumsuz | akşamki | huzurlu | hoş | mahrem | olağan | çaylı | klasik |
sazlı sözlü | mutat | baş döndürücü | hararetli | kırık dökük | saatlik | dair
| manasız | yemekli | ayrı ayrı | günlük | kendine özgü | orijinal | çok yönlü
| laubali | tartışmalı | evvelki | nostaljik | çiğ | koyu | senli benli |
endişeli|
İlk dikkatimi çeken genel olarak sohbetle eşdizimli kelimelerin hem
olumlu hem de olumsuz içeriklere sahip olması. Minik bir deney yapayım dedim,
bu kelimelerin yanına sohbet yerine muhabbet koydum. Kelimeleri
ise olumsuz, tarafsız ve olumlu içerik olarak ayırdım: Olumsuz içerikli kelimelerin: ‘Laubali bir
muhabbet’, ‘çiğ muhabbet’, ‘endişeli muhabbet’ ve benzerleri. Tarafsız içerikli
kelimelerle deneyelim: ‘mutat muhabbet’,
‘ayrı ayrı muhabbet’, ‘kendine özgü muhabbet’, ‘olağan muhabbet’. Olumlu içerikli
kelimeler: ‘Hoş muhabbet’, ‘koyu muhabbet’, ‘doyumsuz muhabbet’… Bazı
ifadelerde tam oturmayan bir şeyler var. muhabbet, duygulara tarafsız
olamıyor kanımca. Olumsuz içerikli kelimeler yakışmıyor muhabbetin
yanına. Tarafsız olanlar da oturmuyor bence; muhabbet mutat, sıradan,
klasik olmamalı kanımca[20].
Eşdizim Sözlüğümüzde muhabbet kelimesine de bakalım: muhabbet
ile birlikte kullanılan eşdizimli kelimelerimiz şöyle:
ateşli | ciddi | lüzumsuz | tempolu | halis | sazlı sözlü | bayıltıcı |
koyu | tatlı | özel | ritmik | şefkatli | eşsiz | nükteli | arsız | hususi |
sonsuz | çocuksu | müstesna | ulvi | abuk sabuk | harikulade | sessiz | lekesiz
| tatlıca | gururlu | rutin | bambaşka |
İki listeyi karşılaştıralım: İlk dikkatimi çeken muhabbet söz konusu
olduğu zaman duygusal ifadelerin yoğunlaştığı: şefkatli, çocuksu, tatlıca vb. İkinci
dikkatimi çeken ise muhabbeti tanımlayan “ciddi, halis, koyu, özel, müstesna, ulvi”
gibi kelimelerin hbb eylemine dair ipuçları vermesi. Sevgi dolu bir
fikrin, duygunun, davranış ya da tutum tohumunun gelişebilmesi için uygun
koşullar bu ve buna benzer haller olsa gerek. Bence bu listedeki “lüzumsuz,
bayıltıcı, arsız, abuk sabuk” gibi kelimelerle muhabbet yan yana gelmez, en azından gelmemelidir. Bu gibi
kelimelerle, sohbet ya da konuşma olabilir, ama muhabbet
olmasa ne güzel olur.
sohbet ve muhabbet eşanlamlı olmaya doğru gidiyor. Buna rağmen içlerinden
biri belli bir zaman diliminde ölmeyecek. Çünkü sezgisel olarak iki kavramı da
hâlâ sahipleniyoruz gibi görünüyor. Yüz
yıl sonra ne olur, onu bilemeyiz tabii. Ama bu gidiş devam ederse bugünkü bir muhabbetimiz
pek kalmayacak sanki. Dünkü muhabbetimiz değişmiş[21].
Sosyal dilbilimcilere göre bir kelimenin varlığı o dili konuşanların her
tür ihtiyacını (varsayılan veya gerçek ihtiyaç) karşılamak üzere oluşur ya da
başka bir dilden ödünçlenir. İhtiyaç yoksa kelime de yok. Görünüşe göre Türkiye
Türklerinin ‘sevgi dolu üretken bir ilişkiyi ‘kurmak (sohbbaa-t) ile o ‘sevgi
dolu üretken ilişkiyi sürdürmek’ (muhabbaa-t) arasındaki farkı gözetmelerine
ihtiyaçları yok ya da kalmadı Öyle mi gerçekten? Aslında Müslüman Arap
kültürünün etkisi altına girmeden önce bu farkı gözetiyor muyduk? Dilimiz
üzerinde gerçekleşen onlarca sosyal, siyasal, ideolojik dokunuş yüzünden aklımız
mı yitti, ne dediğimizi mi artık bilmiyoruz? Her alandaki enflasyon bilişimize,
dilimize de yansıdı; ağzımıza geleni söylediğimiz için mi yaşıyoruz bütün
bunları? Bütün bu soruları ortaya bırakıyor ve konuma geri dönüyorum.
Yazımın başlığında kullandığım ifadedeki “Baobabın altında muhabbet”
konusunu çözdük. Baki kaldı ahbap.
Evet, ahbap kelimesi de hbb kökünden geliyor. Yakın
anlamlılarına bakalım: arkadaş, dost.
Önce arkadaş kelimesinden başlayalım. Eski ve Orta Türkçede
kullanılan ar, art kelimeleri sırt, arka ve yardım
anlamlarına geliyordu. arka kelimesindeki ‘k’ sesinin nereden, nasıl
eklendiğine dair sağlıklı bir veri henüz yok. Ancak oldukça eski ve Türkçe
olduğuna dair dilcilerimiz hemfikir görünüyor. -daş eki de oldukça eski
bir ekimiz. Böylece ‘birbirlerine yardım eden’, ‘birbirilerine arka çıkan’, ‘birbirlerinin
sırtını kollayan’ gibi bir anlamla doğmuş arkadaş kelimesi. Kaynak anlam
daha çok herhangi bir iş sırasında yardım eden; savaşta, çarpışmada, çatışmada,
akınlarda arka kollayan kişi gibi çıkıyor karşımıza. Eski Türkçede koldaş ve
ayaktaş kelimeleri de var arkadaşa yakın anlamlı olarak. Bunlar da
daha çok emek, iş ve savunma-saldırı konularında yoğunlaşan bir destekleşmeyi
ifade ediyor bence. Sözlükleri biraz daha karıştırdım; sevgi, güven kavramı ile
ilişkili olan bir arkadaş, dost, ahbap sözcüğüne rastlayamadım. Bu,
Türklerin Orta Asya zamanlarında böyle bir kavrama ihtiyaç duymadığını
gösterebilir. Ancak aynı zamanda bu kelimenin bir zamanlar var olduğunu, sonradan
kaybolduğunu da düşündürtmelidir. Eski Türkçe dönemlerinden de önce bu tür kelimeleri
kullanmış olabiliriz. İslamiyet’in doğal ya da siyasal, sosyal, ekonomik baskınlığı
sebebiyle bu yeni kelimeleri aldık diyelim. İşte bu durumda bir zamanlar mevcut
olan o ilk kelimeler herhangi bir kayıt altına alınmamış olabilir. Buna benzer
kelimelerimiz az değil[22].
dost ise, Farsça dust’tan geliyor; arkadaş, yar demek. Nişanyan,
Eski Farsçada da izlerine rastlanan dost kelimesinin, Avesta dilindeki ‘sevmek’
eylemi ile ilgili olabileceğine dair kanıtsız bir sav bulunduğunu ifade ediyor.
Ben de Eski Farsçadan daha derine gidemedim. Daha geriye gidebilenlerden bir arkadaşlık
beklerim. Şimdilik, bu kanıtsız sava teslim olacağım. Osmanlı döneminde (muhtemelen
yaklaşık olarak son iki yüzyıldan bahsediyor olmalıyız) dost kelimesinin
tanımları arasında ‘sevişen kimse, sevilen kimse’, ‘nikâhsız karı veya koca’
ifadelerini görüyoruz. Tasavvuf anlamı ile karşımıza ‘gerçek sevgili,
vücud-i mutlak Tanrı’ olarak çıkıyor.
ahbap ise habib, yani sevilen (sevgili, dost) anlamına gelen kelimenin
Arapça çoğul hali[23].
Yani yine hbb eylem kökünden geliyor. Türkçeye, dost anlamıyla tekil olarak
girmiş.
Sözlüklere bugün baktığımızda her üç kelimenin de hemen hemen aynı anlama
gelecek şekilde tanımlandığını görüyoruz. Her üçü de “sevilen” ifadesi
etrafında tanımlanıyorlar[24].
dost kelimesine
“güvenilir kişi” ve ayrı bir anlam olarak “sevgili” eklenmiş (halk edebiyatı
bağlamında), buna bağlı olarak tasavvufi anlamı verilmiş. Yine başka bir
maddebaşı ile ‘evlilik dışı ilişki kurulan erkek veya kadın’ verilmiş.
arkadaş tanımında
belirli süre aynı mekanı paylaşan kişiler eklenmiş, ayrıca hitap biçimi denmiş.
ahbap kelimesinde ise pek bir tanımlama yok aslında.
Daha çok dost, arkadaş gibi yakın anlamlı kelimelere göndermeler yapıldığını
görüyoruz. Ayrıca hitap biçimidir denmiş.
Bu üç kelimenin yakın anlamlılarına bakmaya devam ettiğimde uzayıp giden
bir liste çıktı[25].
Listeyi, bir anlam kategorisi yaratma çabasıyla sınıflamayı denedim:
Kendi ailemizden biriymiş gibi hissettiklerimiz: birader, dadaş, kardeş[26]
Aynı yerde, işte
çalıştığımız zaman: ayaktaş, emektaş, iş arkadaşı, koldaş, omuzdaş, esk.
hempa
Aynı hedefe doğru
birlikte ilerlediklerimiz: bağlaşık, müttefik, ortak, yandaş, yoldaş, esk.
hempa
Aynı duyguyu,
sıkıntıyı paylaştıklarımıza: duygudaş, gönüldeş, sırdaş, esk. hemdert, esk.
hemhal
Aynı sevgiyi
paylaştıklarımıza: ahbap, dost, arkadaş, esk. hemdem, esk. hempa
Aynı keyfi, hazzı,
yaramazlığı paylaştıklarımıza: kafadar, ayaktaş, koldaş, esk. hemdem, esk.
hempa
Aynı aşkı
paylaştıklarımıza: canan, dost, gönüldeş, sevgili, yaren (öz. halk edebiyatı ve
tasavvuf bağlamında)
Aynı yasak aşkı paylaştıklarımıza: dost[27]
Bu listeye baktığımda dikkatimi çekenler şunlar oldu:
* ahbaplık, dostluk
ve arkadaşlık kavramlarını ifade etmek için dış ve iç organlar ve sorun adlarını
kullanıyor olmamız
* dost, arkadaş ve ahbap
kelimeleri arasında seçim yapmamız gerektiğinde sevgi ve verimlilik düzeyini dikkate
alıyor olmamız
kayda değer. Şöyle bir örnek vereyim: Batı dillerinde (İngilizce, Almanca
ve Fransızca); iş, savaş, çatışma alanlarında arkadaş kelimesine yakın
anlamlı kelimeler var. Ayrıca bu dillerdeki arkadaş kelimesi köken
bakımından ‘sevmek’ eylemi ile bağlantılı. Ama ‘iç ve dış organ’ terimlerine,
ayrıca ‘sorun’ kelimesine ilişkin kelimelerden teşkil, yakın anlamlı kelimeler
bulunmuyor. ‘Sevgi düzeyine’ göre seçim yapabileceğimiz yakın anlamlı kelimeler
de bulamıyoruz. İster Müslüman Arap kültürünün etkisi altında kalmış olarak,
ister olmayarak fark etmez, sevginin derecesine göre bu hassas ayarları
yapmışız. Başka bir deyişle buna ihtiyaç duymuşuz[28].
Sevgiyi derecelendirmişiz. Bunu neye göre yapmışız? Sevgi duygusunu ölçmek
hakikaten mümkün mü? Sevgi değil de başka bir şey midir ölçülen? Her ne ise, neden
ölçmüşüz? Sosyolojik bakımdan hangi duygusal ihtiyacımıza cevap bulmaya
çalışmışız?
Bu sorulara maalesef burada paylaşmanın anlamsız olacağı öznel yanıtlarım
var[29]. Bu nedenle hepsini yanıtsız bir şekilde,
sadece ortaya bırakıp yine devam ediyorum.
Bütün bu bilgilerin ışığında toparlayalım bakalım:
Yemekten suya, barınmaktan ölmeye, tohumdan üremeye, halk meclislerinden
tesbihe, ilaçtan oyuncağa kadar hayatın kendisi için çok değerli, çok önemli çok
tohumlu meyvesi olan baobap ağacından yola çıktık. Buradan; tohum,
sevmektir; aşk tohumdur dedik. Ve başladık sohbete, muhabbete.
Meğer arkadaşlarımız ne kadar çok arkamızda ve yanımızdaymış (tepemize
çıkanları, önümüze geçenleri bu yazıda anmayalım, ama unutmayalım da), meğer dostlarımız
gerçekten de bizi severmiş; bir tek ahbap da olsa hayatımızda aslında o
bir, bir değil, çokmuş[30].
E, ahbap! Baobap ağacının altında muhabbete şimdi ne dersin?[31]
[1] Antoine Saint Exupery, kitabında
Küçük Prens’in baobap ağaçlarına karşı tutumunu, onun ağzından şöyle ifade
ediyor: "Bu bir çeşit disiplin (…) Sabah uyandığınızda nasıl yüzünüzü
yıkayıp temizliğinizi yapıyorsanız, gezegene de aynı şeyleri yapmalısınız; hem
de daha büyük bir özenle. Bütün baobapları hemen sökmelisiniz. Yoksa
bir süre sonra iyice gül fidelerine benzerler. İşte o zaman hangisinin
gül, hangisinin baobap olduğunu anlamak da güçleşir. Sıkıcı bir iş bu, ama çok
kolay“. Küçük Prens okumaları, gezegendeki (yani hayattaki) kötülerle iyilerin
birbirlerinden ayıklanmadıkları zaman, birbirlerine benzeme tehlikesine dikkat
çekiyor.
[2] Hayat ağacı (life tree, world tree), pek çok
kültür için dünyanın (hayatın) kendisi anlamına geliyor/du. Her kültür bu
imgeyi kendine göre anlamlandırdı. Bazılarına göre iyi tanrılar dallarda, kötü
tanrılar köklerde yaşardı. Kimilerine göre dalların ucundaki yıldızlar
tanrılardı. Bir anlamda insanlığa ait
ilk din biçimlerinden biri diyebiliriz. Orta Asya topluluklarında ve halklarında
da benzer bir inanış biçimi vardır. Aynı şekilde Yakın, Orta ve Uzak Asya
inanışlarında da varoluşa işaret eden önemli bir sembol. Günümüz Türkiye’sinde,
kilim motiflerindeki eli belinde, hayat ağacı vb. sembollerde, “aile ağacı”
ifadesinde, “ağaç gölgesi”nin huzur çağrıştırmasında, “baba” imgesinin “çınar” ağacına göndermede bulunmasında, bu
ilk din anlayışının derin izlerini hâlâ bulmak mümkün kanımca.
[3] Upişinâd: Hinduizmin felsefi ve mistik yapıdaki kutsal
kitapları. www.islamansiklopedisi.org.tr
(alıntılama tarihi: 2023)
[4] Tanyu, Hikmet. « ağaç #1 »
www.islamansiklopedisi.org.tr
(alıntılama tarihi: 2023).
[5] Sydibe, M. & Williams. J.T. 2022. Baobab
Adansonia Digitata L. : Fruits for the future. 4. International Centre for
Underutilised Corps. University of Southhampton, London. s. 47-60.
[6] Bir baobabın yaşam süresini kestirmek oldukça güç. Bilindik
ağaçlar gibi gövde halkaları sayılamıyor. Çünkü gövde içleri boş (hatta öyle
boşluklar oluşabiliyor ki konaklama olanağı dahi sunabiliyor insanlara). Gövde
kalınlığı, çapı da yeterli bir gösterge olamıyor. Son dönemde yapılan, yüksek
maliyetli karbon testleri sayesinde bazılarının yaşı ölçülebilmiş: 1800 yaş,
2450 yaş... Bu testler bir baobabın 3000’den daha fazla yıl yaşayabildiğini
göstermiştir. Bu ağaçların yükseklikleri 30 metreye dolayında. Gövde
kalınlıkları ise 25-30 metreyi bulabiliyor. Bir ağacın yaşını 1000 kabul
edelim. İlgili halk meclislerinin 40 kuşak boyunca yapıldığını gösterir bu. Kuşak
sayısını tahayyül edebilmek için somutlayalım: Türkiye Cumhuriyetinin ister
halk olsun ister resmi olsun meclis toplantıları 4 kuşaktan beri hizmet veriyor.
[7] Yaşamı oluştururken de, yaşarken de, ölürken de bize
göre çok yavaş bir ağaç baobap. Şöyle bir avantaj sunuyormuş bu durum: Bir
baobabın altında fotoğraf çektirmiş olan büyükanneniz vefat ettikten sonra aynı
mevsimde siz de oraya gidip uygun noktaya oturup kendinizin bir fotoğraf
alırsanız, iki fotoğrafı kolaylıkla birbirinin üzerine oturtabilirsiniz.
Böylelikle vefat etmiş büyükannenizle bir fotoğrafınız olur. Baobap, 25-30 yıl
gibi bir zaman içinde gözle görülebilir bir şekilde değişiklik göstermiyor.
[8] Bu önek burada, bizim Türkçede diyelim ki şekerli
kelimesindeki “-li” eki gibi kullandığımız bir ek.
[9] Baobab kelimesinin kökenlerine dair çalışmamda şu
kaynakları kullandım:
Encyclopedie (1751-1772).
“Baobab”. http://enccre.academie-sciences.fr/encyclopedie/article/v2-341-0/?query=baobab [alıntı tarihi 2023]
Centre National de Resource textuelle et Lexical.
“Baobab”. https://www.cnrtl.fr/etymologie/baobab [alıntı tarihi 2023]
Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi. https://www.nisanyansozluk.com/kelime/baobab [alıntı tarihi 2023]
Duden Etymologie: Herkunfts-Wörterbuch der
deutschenSprache. 1989. Günter Drosdowski tarafından gözden
geçirilmiş ve genişletilmiş 2. Basım. Mannheim, Viyana, Zürih:Duden.
Baobab
bitkisi için yaptığım araştırma ise şu kaynaklara dayanıyor:
Sydibe, M.
and Williams. J.T. 2022. Baobab Adansonia Digitata L. : Fruits for the
future 4. International centre for underutilised Corps. University of
Southhampton, London.
Venter,
Sarah. The little Big Baobab Tree. https://vme056.p3cdn1.secureserver.net/wp-content/uploads/2022/12/THE-LITTLE-BIG-BAOBAB-BOOK.pdf [alıntı tarihi 2023]
Werner,
Alice. 1925. “"The sacred tree of the Galla". The Mythology of all
Races içinde ‘Afrika’ başlığı altında. Cilt.VII. Marchall Jones Company.
Great Britain. s.124-5.
https://onlinebooks.library.upenn.edu/webbin/book//lookupid?key=olbp95700 [alıntı tarihi 2023]
Bir de hepimiz gibi çok korktuğum Chat
GPT’den bahsetmem lazım. Kendisiyle sohbet ettim. Mitolojik olarak bir hayat
ağacı olarak algılanıp algılanmadığını anlamam gerekiyordu. Bitkibilimci
olmadığım, Afrika efsanelerine ulaşma şansım çok zor olduğu için bir yol
göstericiliğe ihtiyacım oldu. ChatGPT’nin önerdiği kaynaklara baktığımda
yukarıda listesini verdiğim kaynaklara erişme şansım oldu. Yani kütüphanede bir
uzmana ya da bir üniversite hocasına danışmış gibi oldum. Bir yandan hayranlık
uyandırıcı, diğer yandan son derece ürkütücü.
[10] Etimoloji zor zenaat. Yazılı kaynaklara erişmek ve
sundukları bilgileri pek çok başka kaynaktan doğrulamak gerekir. Baobap söz
konusu olduğunda bazı yerlerdeki bilgi kırıntılarına sığınmak zorunda kaldım.
Doğrulayabilmek için ne gereken Afrika bilgisine ne de Afrika dilleri bilgisine
sahibim. Müslümanlık yayılmadan önce bu ağacın ya da meyvenin adı neydi mesela
Afrika dillerinde? Ya da yerel dildeki adları bugün ne ve bunların anlamlar ne?
Pek çok karşılık var aslında. Ama kişisel kısıtlarım daha fazla ne yazık ki.
Botanikçi Alpin’in, ağacın meyvesini bu adla tanıtmasından
sonra 16.yy.’itibarıyla baobap ağacının Avrupa’ya, oradan da dünyaya bu adla
yayılmış olduğu açık. Yazılı kaynaklarımız şimdilik bu kadarını söyleyebiliyor.
Bir başka bir açıklama baobap kelimesinin (e)bu hibub’dan
(ابوحبوب ) geldiğini ileri sürer; ‘tohumların babası’
demektir (Nişanyan, al. tar.2023). Ancak bunun da kanıtlarına ulaşamadım.
Açıkçası bana hiç mantıklı da gelmedi. Dillerdeki genel eğilim, doğal olarak
üremeye dair kelimelerin dişilikle ilgili olmasıdır. Baobap ağacının aynı
zamanda bereket ve verimlilik sembolü oluşu (ki bu semboller bildiğim kadarıyla
bir tanrıçaya gönderme yapar, bir tanrıya değil), kelimenin babalık ile ilgili olmaması
gerektiğini düşündürtüyor. Ne yazık ki, baobap ağacına dair her iki açıklamanın
da de doğruluğundan bir sonraki yazılı kaynaklara ulaşmadıkça emin
olamayacağız.
[11] Arapça kelime türetme yöntemleri oldukça çeşitlidir.
Bunlardan biri, kelimenin başına gelen önekler; diğeri sonuna gelen sonekler,
bir de aralara dağılabilen ara eklerdir. Kelimeler yapılırken kök sesler
değişmez (ya da çok nadir değişir diyelim). Ancak Türkçeye geçenlerde Türkçenin
ses yapısı gereği bazı değişiklikler olur. Mesela Türkçede son seste çift ünsüz
yoktur. Dolayısıyla son sesleri çift ünsüzleri olan kelimeler, Türkçeye tek
ünsüzlü olarak geçer: aff > af; redd > red gibi. Bu kelimelerin çoğu
yanlarına gelen Türkçe ve ünlü ile başlayan bir ek sonucu yine çift ünsüz
haline gelebilir: af + etmek > affetmek, af + ınız > affınız gibi. “hbb”
köküyle ilgili kelimelerde de bu durum vardır. Türkçede habbe derken
varlığını sürdüren çift ünsüz, hap derken tektir.
[12] hbb kökü üzerine, ardından da hbb
kökü ile Türkçeye geçen kelimeler üzerine Arapça ve Türkçe kaynaklarda yaptığım
araştırma şu kaynaklara dayanıyor:
Almaany
Dictionary. https://www.almaany.com/ [alıntı tarihi
2023]
Andras Rajki,
2005; "Arabic Dictionnary with etymologies". www.academia.edu [alıntı tarihi 2023]
Arabdict Dictionary. https://www.arabdict.com/en/ [alıntı tarihi 2023]
Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli
Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.
Hawramani Arabic Lexicon. https://arabiclexicon.hawramani.com , [alıntı tarihi 2023]
Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.https://www.nisanyansozluk.com [alıntı tarihi 2023]
Türkçe Genel Sözlük ve diğer
sözlükler. www.tdk.gov.tr [alıntı tarihi 2023]
[13] el-habb; sevgi,
sevmek. Kadın adama sorar: ‘Hel tuhibbii? Adam cevap
verir: Naam, uhibbik (Beni seviyor musun? Evet,
seviyorum).
[14] Mitolojlerdeki ana tanrıça karakterlerinin, hem doğanın
hem de insanın çoğalmasını aşk, tutku ve cinsellik ile hikayeleştirmeleri
sanırım boşuna değil. En yakın örnek Afrodit (Ancak onunla özdeşleştirilen ana
tanrıçaların hikayeleri hem benzer, hem de çok çok daha eskilere uzanıyor). Pek
çok edebiyatçı, tarihçi, antropolog, din tarihçisi, mitolog vb’nin, mitolojik
hikayeler üzerindeki okumalarında elde ettikleri, ortak sayılabilecek görüş
şöyle: “Önce aşk, sonra hayat” ya da “ Aşk olmadan hayat olmaz”. Tohum gözüyle
de bakınca öyle değil mi?: “Tohum yoksa, hayat da yok”.
[15] Çimlenmeyen tohumlardan nasıl yararlandığımızı sadece
insan odağında düşünelim: yenebilen veya içilebilen tohumlar, renk yapımında,
ilaç üretiminde, kozmetik ve hijyen alanında kullanılan tohumlar, süs eşyası
olan tohumlar, dekoratif kullanılan tohumlar, özellikle eski zamanlarda oyuncak
olarak kullandığımız tohumlar... Diğer
canlıların ya da cansızların tohumlarla neler yapabildiğini düşünmek çıldırtıcı
olabilir. Bu konularda hemen hemen hiç kafa yormuyoruz. Varsa yoksa insan için
yararlı olan ne? Ekonomik değeri olan ne? Dünya kalmayınva insan ya da ekonomi
de kalmayacak… Neyse… Serzenişte bulunayım dedim yeri gelmişken, kestim.
[16] sahip ve sahabe
kelimelerinin de sohbet gibi shbb köküne, dolayısıyla hbb
köküne bağlı olduklarını öğrenmem doğrusu beni şaşırttı. Bu konu ayrı bir
inceleme hak ediyor. Arapça sözlüklerde shbb kökünün anlamı “arkadaşlık
etmek, dostluk kurmak” ve “sahip olmak” olarak veriliyor.
[17] Arapçaya maalesef tam anlamıyla hâkim değilim. Sözlükler
ve bazı taramalar sonunda bu fikre ulaşıyorum. Bugüne kadar çeviri de olsa
okuduğum Arapça edebiyat, Müslüman Arap kültürüne dair bildiklerim, bana bunu
düşündürtüyor. Arapçanın derinliklerine hâkim olan kişilerce bu bilginin
doğrulanmasını ya da yanlışlanmasını çok isterim.
[18] TUD. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/). [alıntı tarihi 2023]. Bu kaynak, yazılı ve sözlü dilde
kelimeleri hangi bağlamlarda kullandığımızı gösteren cümlelerden oluşan bir
veri tabanıdır.
[19] Dildeki öğelerin hepsi diğerleriyle mutlaka
bir ilişki içindedir. İlişki yoksa o öğe de yoktur. Kelimeler arasındaki bu
ilişki ses (phone), biçim (morphem), yapı (structur, syntax),
anlam (semem)&kavram (concept) düzeylerinde kurulur. Tabii buna
böyle basit çizgisel bakılmamalı. Karmaşık, girift bir ilişkilenmedir. Bilimsel
sınıflama, sadece işimizi biraz kolaylaştırdığı için bunları çizgisel ya da
şematik gösteriyoruz. Yapı ve anlam ilişkileri arasında, kelimelerin
kelimelerle olan ilişkileri “eşdizim” (collocation) ile belirlenir.
Mesela “çay” kelimesi “içmek”, “demli”, “yeşil” kelimeleri ile eşdizimlidir.
Eşdizim çalışması yapmak için kelime alınır, metinler içinde taranır, önünde ve
arkasında bulunan kelimelerle bağlantısı belli kurallara göre nicel ve nitel
olarak ayrıştırılır ve sınıflanır. İşte Eşdizim Sözlüğümüz böyle bir çalışmanın
ürünü. Çeviri, dil öğrenimi, metin oluşturma gibi alanlarda ve özellikle de dil
çalışmalarında olmazsa olmaz bir sözlüktür. Çünkü bir kelimenin sözlüksel
anlamı önemlidir ancak asıl anlam hep bağlam tarafından belirlenir. Başka bir
deyişle sözlüksel anlam; bağlamsız kaldığı için kısıtlı, dar, silik, bazen de
bulanıktır. Eşdizim kadar, kelimenin yakın anlamlıları, zıt anlamlıları
kavramsal çerçeveyi belirlemek bakımından olmazsa olmazlardır. Bütün bunları
barındıran sözlük çalışmalarına ise kavramsal sözlük, söz hazinesi, söz dağarı,
thesaurus gibi adlar verilmektedir. Türkçenin Eşdizim Sözlüğü. http://turkcederlem.mersin.edu.tr/esdizim [alıntı tarihi
2023]
[20] Bunu duygusal bir tepkiyle ifade
etmiyorum. Bir saptama yapmaya çalışıyorum. Dilde bir kelime varsa
geliştirilmiş bir kavram vardır karşılığında. Aynı kavrama denk gelen farklı
kelimelerin arasında mutlaka bir anlam farkı bulunur. Eğer o kelime yok
oluyorsa, o kavram ya da anlam farkı da yok oluyor demektir. Dil, %100 bir eş
anlamlılığı kabul etmeyecek kadar zekidir. Çünkü ortak bir aklın ürünüdür.
Hepimizin bugünkü toplamından daha zeki kısaca.
[21] muhabbet ve sohbet kelimelerinin bu eşanlamlılığa giden yakınlaşması
zamanla gerçeklemiş olmalı. Eşdizim Sözlüğümüz kronolojik bir sıralama
yapabilseydi (Mesela 1800’lerde ya da 1950’erde muhabbet hangi
kelimelerle eşdizimliymiş, bunu görebilseydik), bu iki kelimenin eşanlamlı
olmadığını daha net olarak görebilecektik.
[22] Bizzat yakaladığım en somut örnek olarak uragut
kelimesini vereyim. İki yıl kadar önce “kadın” kelimesinin derinlerine inmeye
çalışmıştım. Burada “kadın” anlamına gelen ve “üretmek” eylemi ile ilişkili
olan uragut ile karşılaştım. Görünüşe göre İslamiyet sonrasında Arapça
ve Farsçadan hatun ve kadın kelimelerinin yanında pek çok başka
kelime de almış, uragut kelimesini unutmuşuz. uragut bugüne kadar
gelebilseydi, belki ürek olacaktı: erkek ve ürek. Sadece
asillere verilen bir sıfat olan khatun kelimesinden oluşan kadın
yerine daha anlamlı bir tercih olabilirdi. Ayrıntılar için bkz. Kırımsoy Denge,
Deniz. 2021. ““Aramızda kadın var mı? Hepimiz adam olamayız ya?”.
www.academia.edu
[23] Türkçemizde çoğul meselesi bence biraz ilginç. Dilsel
bir gösterge şeklinde çoğulu, tam olarak kabul etmeyen bir dilimiz var. Mesela
kelimenin yanında sayı belirten herhangi bir işaret varsa kelime çoğul olmaz: 3
kitap, çok kitap. Ayrıca 3. kişi çoğul eylem çekimlerinde –lar, - ler kişi
eki bir görünür, bir görünmez. Bunu tam olarak açıklayabilen bir kurala
rastlayamadım. Kendi incelemelerimle yapabildiğim ama zaman zaman tutmayan bir
açıklama geliştirdim. “Bunlar ne?” sorusunu “-Kitap”, diye geçiştirebilirsiniz,
‘-Kitaplar’ demek zorunda değilsiniz. Ancak dediğiniz anda çoğullukla birlikte
başka bir şey da vurguluyorsunuz. Bunlar ne? – Kitaplar (“hani dün bahsetmiştim
ya o kitaplar”). Çoğul öznenin anlamı belirtili hale geliyor: ‘birtakım
kitaplar’ değil, ‘o kitaplar’. ‘birtakım kitaplar’ diyebilmek için tekil biçim
kullanmak zorunda kalıyorsunuz.
Dolayısıyla başka dillerden aldığımız ödünçleme
kelimeler, hasbelkader çoğul da olsa biz ona tekil anlam yüklemişiz. Fransızcadan
aldığımız data kelimesi de öyle mesela. datum tekil hali, data
çoğul halidir. Hiçbir Batı dilinde data kelimesine çoğul eki gelmez.
Çoğul kullanmak isterlerse data kelimesini, tekil kullanmak isterlerse datum
kelimesini kullanırlar. Biz ise datum kelimesini hiç almamışız. datayı
tekil kabul etmişiz, çoğul yapmak gerektiğinde datalar diyoruz. Buna
benzer çok fazla sayıda kelime var Türkçede: şey ve eşya; velet
ve evlat; varak ve evrak kelimeleri Arapçadan
aldığımız başka üç örnek olsun. Öyle ki aynı kelimenin tekiline başka anlam,
çoğuluna başka anlam da vermişiz. ahbap da böyle bir kelime. Arapçadan
çoğul olarak almışız, ama tek kişiden bahsediyoruz. Tekil şekli olan habib, habibe
ise kullanılmıyor.
[24] Pek çok sözlüğe baktım. Internet taramaları
da dahil. Zaman zaman ekşi sözlük tarzı halk kullanıcılarının fikir beyan ettikleri
veri tabanlarını da kullandım. Aradığım kelimeleri etiketleyerek taramalar
yaptım. Kullandığım sözlük kaynaklarını vereceğim:
TDK Genel Türkçe Sözlük (al. tar. 2023)
Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli
Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.
Devellioğlu, Ferit. 2000. Osmanlıca-Türkçe
Ansiklopedik Lûgat. 17. Bas. Ankara-Aydın.
[25] Bu listede iddialı değilim. Olabilmem için her bir kelimenin
nerede, nasıl kullanıldığını tespit edip ona da bakmam gerekirdi. Buna rağmen
bu liste; “arkadaşlık, dostluk ve ahbaplık ilişkileri”nin nasıl
algılanabileceğine dair ipuçları verebilir. Bu algıyı irdelemek, yine bu
çalışmanın ana konusu olmayacak. Bu nedenle listeyi buraya sadece kaba bir veri
olarak bırakıyorum.
Eşanlamlılar listesidir iddiam ayrıca şu bakımlardan da
zayıftır: Çünkü listede ahbaplık, dostluk ve arkadaşlığa dair deyimlere, argo
kelimelere bu çalışmamda yer ver(e)meyeceğim. Sevdiğimiz kişilere,
dostlarımıza, arkadaş ve ahbaplarımıza; ciğerparem, iki gözüm, ciğerim
gibi organ adlarıyla; koçum, aslanım, ceylanım gibi canlı türleri
adlarıyla hitap edişimize de keza aynı şekilde bakmadım. Tarihsel yaşam
biçimlerimiz ve inançlarımızı (yani sosyal ve ahlaki düzenlerimizi kuran)
yaratan çok eski hikâyelerle ilgili pek çoğu. Bunların içine dalmak apayrı bir
çalışma konusu teşkil eder. Ayrıca elde ettiğim verilerden bazılarını
çalışmanın sınırlarını aşacağı için doğrudan eledim. Mesela ‘sever’ anlamında
kullanılan dost (örn. kitap dostu); ‘koruyucu, güven verici’ anlamında
kullanılan dost (örn. çevre dostu); ‘tanrı’ anlamındaki dost ve bütün
bunların eşanlamlıları…
Sınıflama konusunda da ne yazık ki iddialı değilim. Her
bir kelimenin kullanım alanını tam olarak tespit etmek, kategori sayısını
arttırmak, çok daha ince bir çalışma yapmak gerekir bir sınıflama için. Kaynak
ve zaman sıkıntısı bir yanda, bu yazının hedefi diğer yanda beni sadece
sözlüklere dayalı bir sınıflama ile yetinmek zorunda bıraktı.
[26] Aileden biriymiş gibi hissettiğimiz arkadaş, dost ya da
ahbaplarımız arasında görünüşe göre kadın arkadaş kavramı yok. Kadınların bu
tür ilişkiler kurmaması gerektiği, kurduysa da bunu diğer göz ve kulaklardan
uzak olması gerektiği düşüncesi, toplumsal olarak dilimize böyle yansımış
olmalı.
[27] Bir zamanlar yasak aşk taraflarının her ikisi de dost iken,
bugün bu anlamın gittikçe daralmış olduğunu düşünmeden edemedim. Günümüzde bu
anlamda dost tutulan taraf artık sadece kadın görünüyor. Erkeklerin dost olduğu
yasak aşklar kalmamış mı? Yoksa bu olgu toplumun dilinden siliniyor ve görülmez
mi kılınıyor?
[28] Doğu ve Uzak Doğu kültürlerinin, duygular arasında özel bir
ayırım gördüğü, bu ayrımın Batı dillerine çevrilemediği bilinir. Gel de kırılmak, bozulmak, alınmak ve incinmek
arasındaki farkı; İngilizce, Almanca, Fransızca yansıt. Bence mümkün değil.
İlla tanımlamak, detaylandırmak, belki de açıklamak gerekecektir.
[29] Her dil aynı zamanda kültürel bir birikimin kanıtıdır.
Konuşulan ve yazılı dile ait olan ya da olmayan her türlü ifade o kültürü
yansıtır. Orta Asya steplerinde bir zamanlar at üzerine hayat kurmuş olan Türk
boyları da tam bu nedenle atlara, bakımlarına, kullanım biçimlerine göre
inanılmaz bir kelime hazinesi üretmişler.
Üretilen her kelimenin mutlaka sosyal, kültürel, sosyal
psikolojik, tarihsel, hatta yer yer psikolojik bir açıklaması vardır; bu da o
dili konuşanların algı ve yaşam biçimini açıklayabilen önemli kanıtlar elde
etmeye yarar. Hem geçmişe, hem bugüne, hem de geleceğe dair kanıtlardan
bahsedebiliriz.
[30] sohbet, muhabbet, ahbap, arkadaş, dost kelimelerine dair sözcük bilgilerine aşağıdaki kaynaklarla ulaştım:
Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli
Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.
Bayat, Fuzuli. 2008. Orta Türkçe Sözlük (11-16.yy). Ötüken:
İstanbul
Bayat, Fuzuli; & Minara Aliyeva Çınar. 2008 Eski Türkçe Sözlük. Ötüken:İstanbul
Devellioğlu, Ferit. 2000. Osmanlıca-Türkçe
Ansiklopedik Lûgat. 17. Bas. Ankara-Aydın
Gülensoy, Tuncer. 2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin
Kökenbilgisi Sözlüğü. TDK: Ankara
Kanar, Mehmet. 2018. Eski Anadolu Türkçesi. 2. bas.
Say:İstanbul
Yurtbaşı, Metin. 1996. Eş ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü. MEM
Ofset:Ankara
Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.https://www.nisanyansozluk.com [alıntı tarihi 2023]
Türkçenin Eşdizim Sözlüğü. http://turkcederlem.mersin.edu.tr/esdizim [alıntı tarihi
2023]
Türkçe Genel Sözlük ve diğer
sözlükler. www.tdk.gov.tr [alıntı tarihi 2023]
TUD. 2021. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/). [alıntı tarihi 2023]
[31] Bu yazıyı gerçekten çok uzun zamandır
hazırlamak istiyordum. 15 yıl olmuştur. Kişisel hayatımda çok önemli bir döngü
sırasında habb diye bir kelimeyle karşılaştım. Anlamı için “hayat
ağacının tohumu” dendi. O dönem bu imgeye çok sıkı sarıldım. habb sayesinde
kendimden memnun bir hayat sürdürmeyi başardım. Çok sevmiştim bu kelimeyi ve
ürettiklerini: Bir yandan muhabbet, sohbet, ahbap, bir
yandan hububat, diğer yandan hap, bir diğer yandan da habbe…
Yaşamsal döngümün şerefine mutlaka yazacağım, mutlaka yazacağım demiştim.
Yaşadığımız deprem beni de çok etkiledi.
Ahbap Derneği’nin çalışmalarını çok sevdim. Sevgiyle, dostlukla, hayatı her
şeyden önde tutarak tam bir ahbap oldu. Bu yazım Ahbap Derneği’ne,
kurucularını, çalışanlarına, gönüllülerine; geçmişinden geleceğine tüm Ahbap
üyelerine iyi gelsin, onlara yarasın dilerim. Şükranla Ahbap! Ve selametle
(yani barışla, huzurla), muhabbetle kal Ahbap.