Her Yer Deli
Dolu!
Deniz Kırımsoy Denge*
deli sıfatı üzerine dilsel
açıdan bir şeyler yazmaya karar verince ilk dikkat çeken nokta şu oluyor:
İnanılmaz bir çeşitlilik. 150 kadar ifade var deli karşılığında kullanılan. Neden bu kadar çok?
Bu soru çok önemli.
Çünkü dil ve düşünce arasındaki bağ, tek renk bir kâğıdın bir yüzü ile diğer
yüzü arasındaki bağ gibi. Düşüncede var olan dilde var olur, dilde var olan
düşünce biçimine yansır. Bu ikisi de birbirini sürekli, anlık olarak etkiler.
Kâğıt dediysem o kadar somut değil tabii. Çünkü düşünce, dilden çok daha
sınırsız, çok daha kapsayıcı, hatta adını dahi koyamadığımız bir şekilde girift
bir sistem. Kelimelere dönüşmüş olan dil ise, aslında, düşüncenin çok zavallı
bir temsilcisi. Buna rağmen, düşünceye dair elimizdeki tek somut kanıt sadece
kelime ve kelimeye dökülmüş dil.
Neden deli kavramı karşılığında bu kadar çok
ifade ve kelime var peki? Çünkü aslında her bir ifade ya da kelime farklı bir
kavrama da denk gelebiliyor. Başka bir deyişle sadece deli kelimesini kullandığımızda pek çok kavrama denk gelebilen
ifadeler kurabiliyoruz. Okuduğunuz bu çalışma işte bu kavramların bir
kategorisini yapmaya çalışacak[1].
Bu kelime
çokluğunun bir sebebi daha var: Bir kelime ya da ifade sadece bir kavramı işaret
etse de kim tarafından, kime karşı kullanıldığı, ne zaman kullanıldığı, hangi
koşullar altında kullanıldığı çok önemlidir. Halk arasında kullanım, argoda
kullanım, kaba dilde kullanım, terim olarak kullanım, eskiden kullanımı,
edebi-sanatsal kullanım, keyfi anlık kullanım... Bir de tarihsel süreç içindeki
şekilsel ve içeriksel değişimler var. Dil; zaman, mekân ve kişilerarası sosyal
bağlara göre de, sürekli değişen ayrı bir ‘özellikler bütünü’ne sahiptir. Her
kelimenin mi bu kadar çok karşılığı vardır? Elbette hayır. Ama dilin bütününde
tek bir kavramın karşılığı birden fazladır diye bir genelleme yapabiliriz[2].
“deli” hakkındaki
kavramsal yolculuğu şöyle tasarladım: deli
kelimesini aldım, eşanlamlılarını çıkardım[3],
anlamlarını çıkardım, ansiklopedik olarak tanımlanmış bilgilerine göz attım[4]. Sonra da
bunların karşılarına karşıt anlamlılarını koydum. Buradan yararlanarak kavram
kategorileri yaratmaya çalıştım. Sonra deli kelimesinin kökenine indim, çıktım[5]. Ardından
bugün nerelerde, nasıl kullanıldığına baktım[6].
Deyimler, atasözleri ve argo kullanımlar gayrı kaldı[7].
Önce teknik
verileri yazayım[8]:
● 80 kadar eş/yakın anlam
(deyimler, deyişler, atasözleri ve yerel ifadeler dışında)
● 9 adet deli kelimesi (ya
da kökü) ile yapılmış ve başka anlam içeren farklı kavram.
● 3 adet dilbilgisel kullanım
şekli (ad, sıfat, zarf)[9]
● Anlamsal kullanım bakımından
insan, hayvan, bitki, bazı cansızlar ve olgular için geçerlilik
deli, en eski Türkçe
kayıtlarımızda “tewl” şeklinde, arkasından da “telü” şeklinde görülüyor. O zamanki
anlamı ile bugünkü anlamı aynı olarak geçmiş kayıtlara. Kelimenin köküne inmeye
çalıştım. Ya “te-” olmalı, ya “tel-”,
bir ihtimal de “teli-” Eski Türkçe ve kökenbilgisi (etimoloji) sözlüklerini
karıştırdığımda ise bunların eski biçimlerinin sırasıyla “söylemek”, “dilemek”;
“delmek” ve “dellenmek” ile ilgili olduklarını gördüm[10].
O halde bugün ‘delik açmak’ şeklinde bildiğimiz delmek ile, başka bir ‘delmek’ daha vardı. Belki bu eşsesli sözcük
kayboldu, belki de o zamanlar ikinci bir anlamı daha vardı (olur ya, ‘aklı
delik olmak’ gibi bir anlayış). Belki de telimek,
bugüne kadar yaşasaydı delimek
şeklini alacaktı. Ya da bugün tel
diye bildiğimiz kelimenin atası/anası deli
kelimesine ruhunu verdi. Bütün bunları bilmek çok zor[11].
O günkü kayıtlara gidip bütün bu kelimelerin köklerine ve bir zamanlar nasıl
kullanıldıklarına bakmak gerekir. Bu da eski Çince, eski Rusça, eski Bulgarca,
eski Türkçe ve muhtemelen başka dillerdeki başka yazılı belgelerin incelenmesi
demek. Bu işi yapmak için hakikaten deli
olmak gerek. Sonuç olarak bu
makalede, yazılı kaynakların bize ne dediğine baktığımızda deli kelimesinin, neredeyse 7.-8. yüzyıllardan beri Türk
kavimlerinde kullanıldığını söyleyebiliriz. Aynı anlamda. Üzerindeki ses
değişiklikleri, eski ve yeni kayıtlar sözcüğün kökünün Türkçe olduğuna dair
başka bir gösterge. Elbette, her iki gösterge de yeterli değil ama oldukça
kuvvetli. Delilik hallerinin ezelden
beri Türk yaşam biçiminde kabul edilen ve adlandırılan bir olgu olduğunu ileri
sürebiliriz.
Hepimiz bir yandan
sempati duyar bir yandan da ürkeriz deli’den.
Bir yandan ihtiyaç duyarız deli’ye,
bir yandan onu öteler, dışlarız. Bir yandan kucaklarız deli’yi, bir yandan kaçarız. Garip bir çelişkidir bu.
deli etrafında eş ya da yakın
anlamlı olarak sıralanan kelimeleri alt alta dizip anlam ve karşıt anlamlarına
göre bir sınıflama denemesi yapalım.
deli 1
(‘tıbben, ruhsal ve sinirsel açıdan sağlıklı’ anlamına gelen normal karşıtı)
Bakırköy’lük, bipolar, çılgın, çatlak, depresif,
hiperaktif, kaçık, kırık, kopuk, paranoyak, psikopat, sıyırmış, şizofren,
tımarhanelik, üşütük, zırdeli …
deli 2 (‘olağan, alışılmış olan’ anlamlarına gelen normal karşıtı)
acayip, alışılmadık, anormal, antika, aşırı, başka,
büyük deli, cins, çılgın, çatlak, değişik, delişmen, doğaüstü, feyezan, gayri
tabii, istisnai, kaçık, kırık, kopuk, olağandışı, olmadık, sakat, sapık,
sıyırmış, terelleli, taşkın, tozutmuş, tuhaf, zıvanasız, zirzop, …
deli 3 (‘düzgün, nizami, kurallı’ anlamlarına gelen
normal karşıtı),
acayip, alışılmadık, anormal, aşırı, başka,
doğaüstü, duyulmamış, gayri tabii, görülmemiş, istisnai, olağanüstü, taşkın,
tuhaf, …
deli 4 (‘alelade, vasat, ortalama, klişe, adi,
sıradan’ anlamlarına gelen normal
karşıtı),
anormal, duyulmamış, görülmemiş, istisnai, mükemmel
ötesi, müstesna, olağanüstü…
deli 5 (‘ileri zekalı, üstün zekalı, dahi’
anlamlarına gelen akıllı karşıtı)
aptal, kafasız, salak, geri zekalı, zihinsel
özürlü, …
deli 6 (‘dengeli, ölçülü kontrollü,
efendi, akıllı uslu, makul, müdrik, uyumlu, ılımlı, sağduyulu, selim anlamında akıllı karşıtı)
asabi, atak, ayarsız, aykırı, ayrıksı, azgın,
çılgın, dellenmiş, dinginsiz, hesapsız, hırçın, kontrolsüz, kudurmuş, muhalif,
muvazenesiz, ölçüsüz, pervasız, şiddetli, ters, uyumsuz, zıt, zibidi, …
deli 7 (‘yaramaz, kurnaz, uyanık, pratik, cingöz’
anlamında akıllı karşıtı)
aptal, naif, saf, salak,…
deli 8 (aşk ve sevgi duygularıyla ilgili
deli kelimeleri, bunların bir karşıtı
yok)
deli divane, divane, meczup, mecnun, aşık…
deli 9 (macera kavramıyla ilintili olan deli kelimeleri, bunların bir karşıtı
yok)
avantüre, serüvenci, maceracı, avare, berduş,
aylak, serseri…
Bu sınıflama, aradaki kavramsal çokluk açısından yeterince ikna edici[12]. Hem anormale
hem de normale dair sınırların çok
esnek olması, birçok farklı delilik derecesine ve durumuna ad koymamıza neden
olmuş. Bir de üzerine terimler, argolar, eski kelimeler,
sokak ve halk dilleri eklenmiş. Sayı yükselmiş. Demek ki aslında tek sandığımız
kavram 9 kategoriye rahatlıkla ayrılıyor. Daha dikkatle bakarsak, her bir
kelimenin cümle içinde kullanılışlarına odaklanarak bir çalışma daha yapsak, bu
kategori sayısının gittikçe yükseleceğine şahit de oluruz. Mesela yukarıda, deli 2’de geçen iki kelimeye bir
bakalım: kaçık ve antika. İkisini de aynı kefeye koymak
mümkün müdür? Belki birkaç cümlede evet, ama aslında tüm cümleler içinde
bakarsak hayır. Bu durum, yukarıdaki tüm eşanlamlılar[13]
için geçerlidir. Hepsinin bir diğerinden
minicik de olsa bir farkı vardır ve bu farkı adlandırma ihtiyacının sebebi
düşündürücüdür: Zaman mı? Mekan mı? Sosyal ilişkiler mi? Toplumsal algı mı?
Psikolojik bir durum mu?
Bakalım bu
sorularıma bir cevap bulabilecek miyim? Bu kısmı, makalemin sonuna bırakalım.
Bundan sonraki
sayfalarda ilgimi çeken toplumsal, hatta beşeri algıyı irdelemeye karar verdim:
Deliliğin ‘iyi’ ve ‘kötü’ yüzleri. “Deli gördük mü kaçacak mıyız?” başlıklı alt
bölümde deliliğin ciddi zarar veren yönlerinden bahsederken aynı delilik
hallerinin başka nelere sebep olabileceğine bakacağım. “Akıllı uslu olmak ‘iyi’
midir?” başlıklı bölümde normların sapkın gelişmelerinden ya da aşılmadıkları
takdirde olumsuz sonuçlar doğuran normlardan bahsetmek istiyorum. “Çok
tatlısın, delisin valla” adlı başlıkta üçüncü bölümde ise deliliğin, sevimli,
sevgi dolu hallerine değinmek istiyorum… “Hepimiz deli miyiz?” başlıklı son
bölümde ise bu verilerin bütüncül bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağım.
Ancak buna
başlamadan önce son bir konuya daha değinmek istiyorum: deli, sadece insana
mahsus bir kavram değil demiştik. Hayvanlara (Deli köpek, sabaha kadar bağırdı!) ve bitkilere de (deli zeytin, deli asma, delice, deli ot) verilebilen bir sıfat. Hatta öyle ki
canlıları da geçelim: deli yağmur, deli iş, deli ülke, deli kitap.
‘Zaman’ dahi deli olabiliyor: deli günler,
deli yıllar… Neden? Nasıl kafayı yer
bir kitap? Günler mecnun olabilir mi?
Şizofren bir iş!? Alışılmışın
dışındalığa dair anlambirimleriyle[14]
ürküten, güldüren, ağlatan, ilgi uyandıran her şeye aynı sıfat
yakıştırılabiliyor. O halde
bir iş de, birkaç gün de deli olabilir. Bunda yadırganacak hiçbir
şey yok[15]. Başka bir deyişle o kadar olağan olup da
artık vasat görülen bir özellik varsa
ve bu vasatlığı, sıkıcılığı, tek düzeliği delen herhangi bir şey de deli olabilir. Kurgusu, yaklaşımı,
konusu, dili ile bizi şaşırtan, heyecanlandıran bir kitap okuduğumuzda “Nasıl da deli bir kitap, biliyor musun?
Mutlaka okumalısın!” diyemez miyiz? Yani olumluya doğru da ani bir çıkış
deli bir hal. Aynı çerçeveye deli akan sular, deli yağmur, deli rüzgâr,
deli dağ gibi pek çok iklimsel ve
coğrafi olgu da elbet dahil olur, olmuştur. Hepsi, olumlu ya da olumsuz anlamda
bilinenin, alışılmış olanın dışındadır. Öyle ki tümüyle soyut kavramlar dahi deli olabilir: deli tanrılar, deli bir aşk, deli düşünceler[16]…
Tarihte deli, bir unvan da olmuş. Osmanlı
döneminde paşalarımız, sadrazamlarımız, sultanlarımız bu unvanı, zalimlikleri
ya da dengesizlikleri nedeniyle kendilerince gururla taşımışlar. Cumhuriyet
tarihi boyunca hiçbir yöneticiye böyle bir resmi unvan vermedik. Buna rağmen
gayrı resmi şekilde pek çok yöneticimizin bu unvanı taşıdığını biliyoruz.Ancak
aslında delil denilen olan bir de
asker grubu var Osmanlıda. Bu gruba yiğitliklerinden ötürü deli denmeye de başlanmış (Kubbealtı Sözlüğü’ne göre). 50-60 kişilik
grupların başındaki kişiye delibaşı
ya da delilbaşı denirmiş. Bir de
böyle bir unvanımız var. Delilikle ilgisi olmadığı halde öyle imiş gibi
görünen. Hac yolculuklarında rehberlik yapan kişilere de delil denirmiş.
Bir de deli kelimesi ile yapılmış bazı
türetilmiş ya da birleşik kelimeler var: delikanlı, delibaş (paraziter bir
hayvan hastalığı), deli dana hastalığı, deli bal, deliboynuz (cercis siliquastrum, erguvan), delice 1
(lolium temulentin, tohumları buğdayı
zehirleyince, bunu yiyen hayvanın öldüğü bir bitki), delice 2 (yabani, terbiye
edilmemiş, aşılanmamış bitki), deli otu (alyssum,
kuduz otu ya da kraliyet halısı, bir dönem kuduz hastalığına karşı
kullanılmış), delice doğan (falco
subbuteo, bir tür doğan çeşidi). Bu kelimelere bakınca da deliliğin aynı
sonucuna ulaşıyoruz: Alışılmışın dışında olmak. Mesela erguvan ağacının
çiçekleri sadece dallarında değil, gövdesinde de açar; hem de yaprak vermeden
önce. deli olmak için yeterli sebep!
Deli gördük mü kaçacak mıyız?
‘Alışılmışın
dışında’kiler; sert, şiddetli ve hatta ölümcül olabilir. Beklenmeyen ani
davranışlar korkutabilir. Gerginlikler yaratabilir. Güvensizlik, yetersizlik,
korku, kaygı, öfke, kibir gibi. Henüz kendisine ya da başkasına tehlike
yaratmadığı gerekçesiyle kendi evinde kalan bir şizofren, bir paranoyak, bir
depresyon hastası ile birlikte yaşamak zorunda kalan her birey, bütün bu
duyguları yakından tanır.
Günümüzden çok
öncesini bir hayal edip bu halleri bir anlamaya çalışmalı: deli, tekinsiz ve kötüdür.
Hastalık olarak
tanımlanmayan, normal bir halmiş gözüyle bakılan[17]
kötü delilikler de bir o kadar
zorlaştırır yaşamı. Anlık öfke patlamaları, kıskançlık krizleri, anlık
cinnetler… Mesela ‘çorbanın tuzu niye eksik’ kavgaları.
Bütün bu bağlamda
deliliğin tıbbi hallerine dair kelimelerimizin sayısı az değil: piskopat,
şizofren, bipolar, hiperaktif, paranoyak, depresif, manik, nevrotik, nevropat,
sapkın, madde bağımlısı, bağımlı, aşırı stresli, aşırı öfkeli vs. Bunları
aynı zamanda günlük hayatta da fütursuzca kullanabiliyoruz: “Hepimiz paranoyak
olduk!”.
İnsanlık tarihinde
‘tıbben tedavi edilmelidir’ dediğimiz delileri bu ‘kötülükler’ yüzünden
toplumdan uzaklaştırdık. Onlardan fellik fellik kaçtık. Gözümüzün önünde, bize
yakın olmalarını istemedik.
Buna rağmen, mesela
Oxford Anadili Sözlüğünün hazırlanışını konu alan Dahi ve Deli adlı bir kitapla (ardından da filmle) tanıştığımız
Cerrah William Chester Minor’un hayatı bize cinayet ve ölüme dek uzanabilen deliliklerin bile ne
kadar değerli olabileceğini gösterir. Minor; şizofren, paranoyak, ileri/üstün zekalı, inanılmaz çalışkan
bir dâhidir. Sözlüğün editörlüğünü yapan Sir James Henry
Augustus Murray’ın da dahi mi deli mi olduğu tartışılabilir. Bir
profesör bile değildir ve sözlüğü “7 yılda yazarım” diye ortaya çıkmıştır[18]. O
yıllarda tam bir deliliktir bu yaptığı. Ünlü matematik profesörü John Forbes
Nash’ın da benzer bir hayatı var. “Akıl Oyunları” adlı filmle tanıdığımız Nash,
bir yandan çocuklarını öldürme sınırına kadar gelebilen bir hastalığa sahipken
diğer yandan matematik dünyasını alt üst eden buluşlarını yapıyor. Bir yanıyla
korkulan, dehşete düşüren, hastanın kendisiyle birlikte tüm çevresini ağır
etkileyen, ama diğer yanıyla saygı duyulan, değer üreten delilikler.
Psikiyatrik
hastalıkları bir yana koyup deliliğin bazı anlambirimlerine bakalım: Odaklanma,
dikkat, yoğunluk, aşırı çalışabilme vb… Bunlar; bilim insanları, mucitler,
kâşiflerin de özellikleridir. Yani hayatın; refah, keyif, sosyalleşme namına
sunduğu (çoğu insanın normal ve gerekli gördüğü) tüm olanaklardan soyutlanmış
ya da kendilerini soyutlamış insanlardır, yani delidirler. Bu tür deli
insanlar sevilir, sayılır, değer görür. Kendi iç dünyalarında yaşadıkları
filmlere, kitaplara, belgesellere konu olur. Einstein hepimizin bildiği, en
uçlardan iyi bir örnektir.
Bilim insanları
gibi sanatçıları da aynı çerçevede ele alalım. Sanatçı her tür sınırı aşmaya
çalışır. Bunlar arasında toplumsal, kültürel, siyasi normlar olabileceği gibi
kişisel normlar da vardır. Sınır aşımı sanatçıya göre bir boğuculuk içerir.
Bunu da ancak delilik halleri ile aşabilir. Bunlar, onun normalidir. Kendi
uğraşısı dışında; aklını, bedenini ve ruhunu yoran başka her şeyden bilim
insanı gibi uzak durmaya çabalar. Mutlak yalnızlığı tercih etmek delilik değil
midir? antikadır, tuhaftır, istisnaidir sanatçı; aykırı
ve pervasızdır da, meczup da olur, dengesini kaybedip kontrolsüz de kalabilir, uyumsuz da olabilir, aylak da. Hatta gerçekten de sadece
psikiyatrik değil, her çeşit tıbbi hastalığa da sahip olabilir bu yaşam
biçimiyle.
Deliliğin ‘kötü/iyi
ya da iyi/kötü yüzleri’ arasında, muktedirin kurallarını bozmak ve bu sayede
yeni kurallara kavuşmak var: aykırı,
ters, zıt, muhalif, keskin, uyumsuz insanlar çoğunlukla deli damgası yemez mi? Çünkü bunu yapmak
için de onlarca alışılmışın dışı davranış sergilemektir, sınır tanımazlıktır
delilik. Kendinden, ateşe düşecek kadar bir vazgeçiş delilik değil de
nedir? Toplumsal direnişlerde ön safta
bulunan kişi kadar; yazan, çizen, besteleyen, dans eden hatta bir meydanda dimdik
‘duran adam’ da deli değil midir?
Berduş, avare, aylak, serseri, maceracı da deli olarak damgalanır. Özgün yaşam anlayışları belirli
normların karşısındadır. Çoğu bu sıfatı sever, kucaklar. Sokaklarda yaşar,
orada mesela kitaplarını yazar, kendi kendilerine düşünür, birilerine bunları
anlatırlar: Eşyalardan arınmak adına sokaklarda yaşamayı tercih eden ünlü
Diogenes bir gün dar bir sokakta bir asil ile karşılaşır. Asil ona, ben bir
serseriye yol vermem, der. Diogenes hemen kenara çekilir ve ‘Ben veririm’ der”.
Sanılanın aksine bu tür deliler, deli değil; sadece kendi tercihleriyle öyle
yaşamaya karar vermiş onurlu insanlardır.
Benzer şekilde, pek
ünlenmemiş örnekler de eklemem gerektiğini düşünüyorum: Hemen hemen bütün
zamanını ve enerjisini bir kurumun yapması gereken işlerin niteliğini arttırmaya
çalışan birini düşünelim: Dilekçeler, takipler, mahkemeler… Değerli bir işi
varken başkaları tarafından sudan gibi görünen bir sebeple o işten ayrılanı da
düşünebiliriz. Zor kazanılan bir üniversite bölümünü kazanıp da birkaç hafta
sonra orayı beğenmeyip eğitimini yarıda bırakan bir genç de aynı kategoride ele
alınabilir. Ferrarisini Satan Adam
adlı kitaptan tanıdığımız kahramana ne demeli? Hepsi deli değil mi bunların? En azından bu kararları iyi bir deli cesareti gerektirir.
Bir ara değerlendirme
yapalım: Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer var sanki. Deliliğin bu
hallerine kabaca bakınca, orta ve uzun vadede iyilik halleri daha ağır basıyor
görünüyor.
Akıllı uslu olmak ‘iyi’ midir?
Çocukların ve
özellikle de gençlerin, aile ve toplum yasakları karşısındaki davranış ve
tutumları hep eleştirilir. Birçok ebeveyn o çocuğa ya da gence yönelik olarak
“Kuzeni öyle değil”, “Biz öyle değildik” diyecek. Ancak sınır aşma girişimi bir
öğrenme, arama ve gelişme faaliyetidir aynı zamanda. Bir denemedir. Olmak
zorundadır. Çocuk ya da ergen, ne kadarını yapabilirim, ne kadarını yapamam
sorusunun yanıtını ancak bu sınır aşımıyla bulur. Kendini tartmasının tek yolu
budur: ayarsız, ayrıksı, çılgın, deli,
hesapsız, hırçın, uyumsuz, zibidi olabilir bir çocuk. Olmalıdır da.
Ergenlikte bir de dengesiz hormonlar girer devreye. Beyin gelişimi son deparına
başlar. Artık biraz önce saydığımız niteliklere asabilik, ataklık, aykırılık, azgınlık, dellenme halleri,
kontrolsüzlük, kudurmuşlık, muhaliflik, muvazenesizlik, ölçüsüzlük,
pervasızlık, şiddetlilik, terslik, zıtlık halleri de eklenir. “Dur, deli olma, yapma!” demek fayda
etmez. Ergen oğlanlara delikanlı
denişi bu yüzdendir. Kanı delidir
işte. Arada bir saçmalar. Kabul edilir bu[19].
Tarihsel yazılı
kaynaklarımızdan bildiğimiz kadarıyla her kuşak, kendisini izleyen genç
kuşaktan şikayetçi olmuş. Ta Eski Mısır’dan beri öyle imiş[20].
Kendi içinde bulundukları alışkanlıkları kırıp bir yandan kendi sınırlarının
denemesini yaparak öğrenirken diğer yandan da anlamlı bulmadıkları sınırları
kırmayı çocukluk ve gençlik denemeyecek de bunu kim yapacak? Bereket yapıyorlar
ki, binlerce yıldır yavaş yavaş ancak insan olmaya doğru ilerliyoruz. Asıl
üzerine düşülmesi gereken anormallik; çoğunlukla “akıllı uslu”, “iyi” diye
tanımladığımız; durgun, sakin, donuk, uyumlu ve sessiz çocuk ya da genç; bir de
çok yüksek olasılıkla kontrolcü, baskıcı, doğrucu ebeveynlerdir.
Bir de uyanıklık, pratiklik, cingözlük
olarak da adlandırılabilecek bir hal var. Zekice mi delice mi olduğunu ayırt
edemediğimiz Mazhar Osman hikayeleri mesela. Ya da diyelim ki bir işin başında
kan ter içinde uğraşıyoruz. Bir arkadaşımız geldi ve iki dakikada işimizi
kolaylaştırıverdi, hatta bir de Profesör Doktor Zihni Sinir[21]
gibi araç geliştiriverip elimize tutuşturdu. Şaşırarak bakıp “Delisin yahu,
nasıl yapıverdin sen şimdi bunu?” diyebiliriz.
Bu bölümde son
olarak anlık sınır aşımları var. Olağan bir yaşantımız olduğu halde ani bir
kararla bir süre için bambaşka bir şey yapıvermek. Mesela bir yaz tatilindeyken
denizden çıkıp Toroslara tırmanıvermek. Bu artık akılsızlık, mantıksızlık,
aptallıktır; sağduyulu
bir eylem değildir, deliliktir işte.
Sonu feci olabilir. O maceraya planlı bir şekilde girişirseniz sonuçlar çok
güzel olabilir: “Ah, ne güzel çılgınlıklardır
o anlar, hesapsız yaşanabilen
günler, suyun akışına kaptırmak kendini ya da tam ters yönde yüzmeyi denemek”. Maceracı
bir şekilde yüreğinin istediği yere doğru gidebilmek hele. Bu sefer işin sonu
feci olmasa bile yine de boşuna uğraşmışsınızdır. Ağzınızla kuş da tutmuş
olsanız adını deliye çıkacak. Malum,
alışılmışın dışına çıkmışsınız.
Çok tatlısın sen, delisin valla!
Bir de kişinin
kendisine de başkasına da zararı dokunmayan, aksine sıcak, tatlı, iyileştirici
bir sevgiyle, keyifle, tutkuyla, hatta aşkla dolu bir delilik halinden söz etmeli.
Küçücük bir hediye
ile karşımıza çıkıveren birine “Yaaaa, çok tatlısın sen, deli!” diyiveririz.
Belki özel biri, belki de sadece bir arkadaş. Bu sürpriz hediye bizi
mutlandırır, heyecanlandırır, coşturur. Hepsi yine alışılmış olanın dışında
gerçekleşiveren duygular. O yüzden deliliktir. Delilik olacaksa hep bu şekilde
olsun. Ne güzel! Mutluluktan deli olmak, sevinçten kafayı yemek yok mudur
hayatımızda?
Bir sevgi davranışı
olmasının yanı sıra deliliğin aşka tekabül etmesi de dilimize, dimağımıza hiç
yabancı değil. Karşı tarafın cazibesine
kapılan zavallı meczup[22], aşkı yüzünden ‘cin çarpmış gibi
kararan’ mecnun[23], aşık denen halk ozanları ve divane[24]
şairler. Bunların hepsi delilik değil mi? İster
tanrısal kutsal bir aşk ya da karşı tarafa duyulan derin sevgi bağı anlamına
gelen aşk olsun, aşktan delirenler için dört ayrı anlam farkı ile dört ayrı
kelimeye ihtiyaç duymuşuz. Bir de delinin
kendisi, etti beş. Bu gerçekten çok ilginç. Daha da ilginci şu ana kadar
saydığım bütün delilik hallerinin bir zıddı olduğu halde bu kavramın bir zıddı
yok.
Kendi kendimize
koyduğumuz sınırları bizzat ihlal edişimiz de deliliğin iyi yüzlerinden biri.
Bir gün, bir dizi olaydan sonra yetti artık deyip, her şeyi bırakıp yolumuzu ve
kendimizi değiştirdiğimiz anlar. Bir hastalık anı değil, bir öfke ya da acı
patlaması değil, son derece bilinçli bir karar; tartılmış, değerlendirilmiş,
hesaplanmış ve harekete geçilmiş. Yine de delilik.
O güne kadar kurduğumuz tüm ‘doğru’, ‘güzel’ ve ‘iyi’leri yıkıp yenilerini
yapmak üzere yeniden başlamak? Tüm alışılmışları terk etmek? Hayretle bizi
izleyenlerin bize yapıştıracağı tek sıfat: “Deli
yahu! Bu hayat bırakılır mı?”.
Hepimiz Deli miyiz?
Deliliğe ait
kelimelerin bir kısmını (özellikle de hastalıklara ait olanları) belki
ayırabiliriz. O da birer terim oldukları, psikiyatri biliminde kullanılan bir
teşhis ve tedavi rehberi olduğu için olanaklı. Ama aynı kelimeleri fütursuzca
toplumda da kullandığımızı unutmayalım: Bugün azıcık bile ‘çok hareketli’ olan
bir çocuğa hiperaktif deyiveriyoruz.
Sevgilisinden ayrıldığı için enerjisiz ve süzgün olan herkes depresyonda. Siyasi olaylar birimizi paranoyak ediyor, diğerimizi şizofren. Dolayısıyla kelimelerin
nerede, nasıl, ne zaman, kime karşı kullanıldığını da bilmek son derece güç.
Kendi kendimize Google teşhisi koyarak da hastalık terimlerine sığınabiliyoruz.
Zaman içinde tüm dünyada
deliye dair algıda değişiklikler
olmuş. Mesela sarhoşluk ya da bir uyuşturucu etkisi altında kalmışlık da
delilik hallerine işaret ederdi. Bugün buna deli
demiyoruz artık. Zekâ engelli olmak da öyle. “Kendi politikasına uygunluk”[25]
kaygısı ile ayrı bir isimlendirme yaygınlaşıyor: Zekâ engelli. Ayrıca eskiden
toplumsal normlara uymayanlar da tedavi ediliyordu. Özellikle kadınlar,
kadınlık görevlerini yerine getiremedikleri zaman akıl hastanelerinde bir moral
eğitime tâbi tutuluyorlardı. Artık böyle bir şey de yok. Deliler her zamanki
deliler olmasına rağmen, biz deli
kavramının içinde çeşitli değişiklikler yapıp durmuşuz. Pek yakında muhtemelen
ergenlerin delilik hallerine de artık öyle demeyeceğiz. Çok yakında olmasa da
belki 50-60 yıl içinde, bir zamanlar hasta olduklarını sandığımız ve her türlü
işkence ile iyileştirmeye çalıştığımız LGBTİ+ların akıl ve ruh sağlıklarını
kaybetmiş oldukları inancından vazgeçeceğiz.
Türk kültüründe deliyi kâh eğlenmek için, kâh ondan akıl
almak için, kâh sınırlarımızı genişletmek, kâh dar alandaki paslaşmalarımızı
çözümlemek için çok sevmişiz. Deliye
bizi çeşitli toplumsal sınırlardan özgürleştirdiği; bize bilim, sanat getirdiği
için saygı duymuşuz. “köyün delisi” özel değer gören bir kavram olmuş. Bir de
bunun üzerine o çok geniş kullanım alanı: Hava koşullarından bitki ve
hayvanlara, aşktan öfkeye, her şeyi mahvetmekten her şeyi kurtarmaya,
cehaletten akil insanlığa; tembellikten azimli, kararlı, inatlı çalışmaya,
basit bir karardan sanatsal yaratıcılık kararlarına ve daha sayılması gereken
pek çok konuya kadar delilik,
içimizin en derin yerine dek işlemiş.
deliye eşanlamlı kelimelerden
saptayabildiklerimin 80 kadar olduğunu vurgulamıştım. Akıllı kelimesinin eşanlamlıları da 80 dolayında, normal kelimesinin eşanlamlıları ise 50
kadar (bunlar da sadece kelime olanlar, deyimler, deyişler hariç). Deli hem
akıllı hem de normal karşıtı bir kelime olduğundan nicelik bakımından yarışı
130’a 80 kaybetmiş görünüyor. Ancak toplumsal yaşamın içine şiir, şarkı,
hikaye, efsane, tarihsel kişilikler, aşk, sevgi ve heyecan ile iyice yerleşmiş
olanı deli. Normal ya da akıllıya
övgü düzen bir eser, çalışma, film, kitap izi baskın değil, mekân adlarına
baktığımızda bu adla hiçbir mekan göremiyoruz. Bu, Türk algısının, belki de
aslında insan algısının, akıllı ve normalden yana değil, daha çok deliden yana olduğunu gösteren bir
kanıttır kanımca. Bu tespiti her ne kadar insan algısına dair etmiş olsam da
Türk algısı özelinde delinin daha çok
sevildiğini kesinlikle söyleyebilirim[26]:
çatlak ve çılgın arasındaki nüans, kırık
ve kopuk arasındaki nüans, deli ile divane arasındaki nüans ayrı ve özel. Hepsi aslında bir yandan
sempatik kavramlar. Hele bir de sevgi-mutluluk-aşk ve maceraperestlik açısından
bakınca deli, oldukça güçlü bir
şekilde sahiplendiğimiz, sahip çıktığımız bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.
Çalışmamın içeriği
bir nevi deliliğe övgü oldu. Deliliğin teşvik edilmesini önermiyorum elbette.
Kelimelerimiz özelinde, deliliği oluşturan belli anlambirimlerinin dikkate
alınmasının, yaptığımız iş ne olursa olsun o süreçte biraz da deli olmanın
anlamlı sonuçlar getirebileceğini söyleyebilirim. Kelimelerimizi oluşturan
düşünsel yaklaşımlarımıza göre delilik; anlamlı, gerekli, neşeli, renkli,
sevimli ve değerli gibi kavramlarla da ilişkili. Çalışmanın bulgularını
özetlerken bir hatırlamış olalım: odaklanma, dikkat ve yoğun çalışma; sınır
aşımı ve yaratıcılık; kanunsuzluğa karşı isyan ve inat; kendiyle tanışmak,
barışmak üzere sınır aşımları, Zihni Sinir halleri, uyanıklık, aşk, macera.
Deliliğin tehlikeli
ve kötü hallerine bakmak için kendimi zorladım da. Eşanlamlı olarak hiçbir
sözlükte olmadığı halde korkutucu, ürkütücü, dehşete düşürücü şeklindeki eşanlamlılarını keşfettiğimi
düşünüyorum: deli bir savaş, depdeli bir rüzgâr, deli düşünceler örneklerinde görüldüğü gibi deli
korkunç da olabiliyor. “deli gibi” şeklindeki
deyimle çok daha fazla yaklaşabiliyoruz bu anlamına. Deyimlerle ilgili özel bir çalışmaya girmemiş
olmakla birlikte, sadece deli
kelimesini barındıran deyimlere hızlı bir göz atma sonucu şunu
söyleyebilirim: Deyimler arasında da deliye dair bir dışlama, yok sayma,
ezme, aşağılama eğilimi var denemez. Çok az da olsa korkulması gerekenlerin,
değişmeyecek olanların, deliden daha tehlikeli olanların varlığından
bahsediliyor. Bu da Türk algısında delinin
gerçekten sevildiğine ve kucaklandığına dair başka bir gösterge olsun.
Sonuç olarak
hepimiz hayatımızda en az bir kez norm yıktığımız ya da yıkmaya kalktığımız, en
az bir kez kendi hayatımızda büyük bir değişime karar verdiğimiz, en azından
bir kez aşık olduğumuz ya da birine sevgi dolu bir sürpriz yaptığımız, en azından
bir kez kötü bir olay yaşayıp kendi kontrolümüzü yitirdiğimiz, en azından bir
kez okuduklarımızı sorgulayıp daha farklı bir çerçeve kurduğumuz için;
bunlardan hiç olmadı diyelim, birileri bize gereğinden fazla sorun çıkardığı
için aslında deli olduk ya da şu an deliyiz; görünüşe göre deli olmaya da devam edeceğiz.
KAYNAKLAR:
Ayverdi,
İlhan. 2020. Misalli Büyük Türkçe
Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.
Bayat,
Fuzuli. 2008. Orta Türkçe Sözlük (11-16.yy). Ötüken: İstanbul
Bayat,
Fuzuli; & Minara Aliyeva Çınar.
2008 Eski Türkçe Sözlük.
Ötüken:İstanbul
Devellioğlu,
Ferit. 2000. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Sözlük. 17. Bas. Aydın
Kitabevi:Ankara.
Eyuboğlu,
İsmet Zeki. 1988. Gözlem:İstanbul.
Gülensoy, Tuncer.
2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe
Sözcüklerin Kökenbilgisi Sözlüğü. TDK: Ankara
Kanar,
Mehmet. 2018. Eski Anadolu Türkçesi. 2. bas. Say:İstanbul
Kırımsoy
Denge, Deniz. 2021. “Aramızda
Kadın Yok mu? Hepimiz Adam Olamayız Ya!”. https://independent.academia.edu/ DenizKIRIMSOY
Meydan Larousse. 1969. Meydan: İstanbul.
Nişanyan,
Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.https://www.nisanyansozluk.com/ (alıntı tarihi 2021)
Stachowski,
Marek.2019.Kurgefasstes etymologisches Wörterbuch der türkischen Sprache.
Ksiegarnia Akademicka:Krakow.
TDK. Genel Sözlük
ve diğer sözlükler. www.tdk.gov.tr [alıntı
tarihi 2021]
TUD. 2021. Türkçenin
Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/).
[alıntı tarihi 2021]
Tuğlacı,
Pars. 1982. Türkçede Anlamdaş ve Karşıt Kelimeler Sözlüğü. Anka Ofset:İstanbul.
Winchester, Simon, 2000. Dahi ve Deli. (çev. Füsun
Doruker). Sabah Kitapları:İstanbul
Yurtbaşı,
Metin. 1996. Eş ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü. MEM Ofset:Ankara
Fikir ve
bilgi veren görsel kaynaklar:
Akıl oyunları, 2001 yapımı Amerikan Filmi.
Yönetmen: Ron Howard.
Hasanoğlu, Dr. Alper (2021) “Nedir bu normal?”. (17 Ağustos 2021).
FluTV
Hasanoğlu, Dr. Alper (2021) “Sen mi deli, ben mi?”. (17 Ağustos
2021). FluTV
Hasanoğlu, Dr. Alper (2021) “Beni siz delirttiniz”. (17 Ağustos
2021). FluTV
Hasanoğlu, Dr. Alper (2021) “İlaçlı mı ilaçsız mı?”. (17 Ağustos
2021). FluTV
* Serbest Araştırmacı. Aynı başlıklı makale, Sosyal Hizmet ve Politikalar Dergisi HEYBE, 1. Sayı. Nika:Ankara.
[1] Bu konuda dil
yazılarında genellikle hep aynı örnek verilir. Bu geleneği bozmayacağım:
Eskimolarda pek çok kar kelimesi vardı, çünkü kar yaşamın sürmesi açısından
önemliydi. Kar tipleri farklı olduğu için, iglo yapılan kar, su elde edilen
kar, ocak haline getirilecek olan kar adları da birbirinden farklı olmak
zorundaydı. Aynı durum at ve atçılık bakımından son derece güçlü olan Orta Asya
Türk toplumunda da geçerliydi. Yük taşıyan, savaşa giden, tarla süren; boyu,
cinsi, rengi şöyle ya da böyle olan, atların adları da farklıydı. Yine benzer
bir şekilde renk adlarına baktığımızda Türkçenin, Batı dillerine oranla büyük
bir çeşitlilik sunduğunu görüyoruz. Görüldüğü gibi kelime sayısının çokluğu
ihtiyaca (ya da ihtiyaç sanılan sanı/sanrıya) bağlıdır.
[2] Buna ideolojik dil baskılarını da
eklemek gerekir. Toplumsal doğal bir ihtiyacın yanı sıra ideolojiler de
kelimelerin sayısına ya da
kavramsal içeriğine ilginç katkılar ya da
indirgemeler yapar: Nazi Almanyasında Yahudi ve Yahudiliğe ait
adlandırma ve sıfatlandırmaların (elbette kötüleyici olanlar) artması örnek
olarak verilebilir. “kadın” kelimesi üzerine yaptığım bir başka araştırmayı,
hem toplumsal hem ideolojik indirgemelere örnek olarak sunmak isterim. kadın anlamına gelen birçok kelime var.
Bu durum çoğunlukla “kadın önemli
olduğu için bu kadar çok kelime var” şeklinde yorulur. Halbuki kadın, gizlenmesi, saklanması, açığa
çıkmaması gereken bir olgu olduğu için kadın
anlamına gelmeyen birçok kelime, kadınlık görevleriyle ve/veya olumsuz
anlamlarla donatılmıştır sadece. Hatta buna kadın
kelimesinin kendisi de dahildir (Kırımsoy Denge, 2021).
[3] Yurtbaşı (1996) ve Tuğlacı (1982),
ayrıca genel sözlükler, çeşitli internet sözlükleri
[4] TDK Sözlükleri (alıntı tarihi,
2021), Ayverdi (2020), Meydan
Larousse (1969) ve çeşitli internet sözlükleri
[5] Nişanyan (alıntı tarihi, 2021),
Gülensoy (2007), Stachowski (2019) ve çeşitli internet taramaları
[6] TUD, internet sözlükleri, harita
taramaları, kitap taramaları, müzik taramaları, şiir taramaları vb. Bugün nasıl
kullanıldığı sorusu aslında çok da net değil. TUD taraması, en son 2013 tarihli
verilere dayanıyor. Şu an değişiklikler gerçekleşmiş olabilir. “deli”
kelimesinin kullanım sıklığında önemli bir artış var mı acaba sorusuna bir
yanıt bulmak isterdim. Son yılların değişimlerinden ne kadar etkilendiğimizin
önemli bir göstergesi olabilirdi.
[7] Halk dimağında nasıl bir
gerekçeyle, ne tür ifadeler bulunduğunu görmek aslında son derece önemli. Bir
makale sınırında, ne yazık ki daha fazla verinin işlenmesine yer kalmıyor. Buna
rağmen değerlendirme bölümlerinde yer yer bu üç kategoriye de yer vereceğim.
[8] Burada yine sözlüklerimizin
yetersizliğine dem vurmadan geçemeyeceğim. TUD verilerine göre yaptığım basit
bir ön değerlendirmede dahi, 3 kelime türü olduğunu saptamam mümkün oldu.
İçeriksel anlam olarak tüm sözlüklerimiz benim nezdimde sınıfta kaldı. Artık
bir genel dil sözlüğünden beklentilerimi sorgular hale geldim açıkçası. Bir
sözlükte neden eşanlamlılar bulunmaz? Neden terimsel kullanımlara gönderme
yapılmaz? Neden en çok kullanılan kaba dil kullanımlarına yer verilmez? Neden
deyimler ve atasözleri bir tarama ile doğru dürüst elde edilemez? Anlam tanımlamaları
neden sistematik değildir? Bir kelimeyi ararken neden başka kelimeleri de
kontrol etmek zorunda kalınır? Açıklayıcı alıntılar neden doğru seçilmez? Hem
de tek görevi dil olan bir kurum varken?
[9] Sözlüklerimiz deli kelimesini
sıfat olarak almış. Açıkçası sıfat, zarf ve ad arasında bir ayırım yapmak Türk
dilinde oldukça zor. Bir nevi yoğunluğa, sıklığa göre karar verilir. Ancak deli
için durum bence öyle değil. Çok açık bir şekilde kim sorusuna cevap verebilen
tek bir kavrama denk geliyor. O yüzden sözlüksel olarak ‘ad’ şeklinde de
tanımlanması gerekir. Aynı şekilde zarf olan kullanımı da çok aşikar geldi
bana: çok güzel, aşırı güzel yerine deli güzel deniyor artık, ayrıca su deli
akıyor. Bu nedenle 3 tür olarak kabul etmeyi daha uygun gördüm. Ancak bu konu
tartışmaya çok açık.
[10] Nişanyan (alıntı tarihi, 2021),
Bayat-Çınar (2008), Bayat (2008), Gülensoy (2007)
[11] Kanar (2018), deli ile delü
kelimelerini ayrı maddebaşları olarak vermiş: deli için çok “düşkün, azgın”; delü
için ise “deli, kuvvetli, tesirli, mecnun” karşılıklarını sunmuş. Stachowski
(2019), del- kökünü savunmakla
birlikte, -i- eki ile muallaktır diyor.
[12] Bir sözlük maddebaşı olarak deli denememde, anlamsal kategorilerin
yanı sıra kullanım biçimleri de dahil oldu, sayı 13’e çıktı:
deli (esk.Tr.
aynı anlama gelen tilwe>tilve>telü>delü’den)
1. sıfat
veya ad. Akli, zihni ve ruhi açıdan
olağan kabul edilen kapasitesi, geçici ya da kalıcı bir süre boyunca, belli
normlara göre bozulan kişi. “Yangından
beri deli nine diyorlar ona, durmadan koşuşturup su taşıyor bir yerlere”.
Eşanlamlılar: anormal, kontrolsüz, ölçüsüz,
hesapsız, çatlak, kaçık, sıyrık, sapık, oynatmış
Karşıt anlam: normal, kontrollü, ölçülü,
hesaplı.
Tıp (psikiyatri): piskopat,
şizofren, bipolar, hiperaktif, paranoyak, depresif, manik, nevrotik, nevropat,
sapkın, madde bağımlısı, bağımlı
2. sıfat.
Anlık ya da belirli bir süre için genel geçer normlar dışında davranan,
kişiliği bu şekilde davranmaya eğilimli olan kişi veya şey “Deli bir şeye karar verdim: Bisikletle tek
başıma dünya turuna çıkacağım”, “Deli
bir kitap okudum, mükemmel yazılmış”.
Eşanlam: alışılmadık, olağandışı, müstesna,
olağanüstü, çılgın, cins.
Karşıt anlam: alışılmış, olağan, ortalama, vasat,
klişe.
3. sıfat.
Bilinçli bir şekilde, toplumun belirlediği çeşitli kanun ve kuralların dışında,
bunlara aykırı davranan kişi. “Yaşamı
daha da iyiye götürmek için deli olmak da gerekir, var olan her şeyin
sorgulanması bu şekilde sağlanır”.
Eşanlam: aykırı, ters, zıt, muhalif, keskin,
uyumsuz.
Karşıt anlam: uyumlu, akıllı, uslu.
4. sıfat.
İnsan tarafından tüketilebilecek meyve vermeyen, aşılanmamış, ehlileştirilmemiş
olan bazı bitkiler: deli zeytin, deli
asma.
Eşanlam: yaban, yabani, ehlileştirilmemiş
Karşıt anlam: aşılı, ehlileştirilmiş
Botanik: yabani
5. sıfat.
Sert, şiddetli hava koşulları (özellikle rüzgâr, yağmur, ısı) : “Bir deli rüzgâra yakalandık gelirken,
yürüyemedik vallahi”
Eşanlam: sert, şiddetli, yoğun, yüksek.
Karşıt anlam: sakin, az, güzel, tatlı, yumuşak.
Meteoroloji:
aşırı, (çok) şiddetli, yoğun
6. sıfat.
Olağan seyir akışı fazla artan sular; “Öyle
bir taşar ki bu sular, o yüzden deli dere deriz buna”.
Eşanlam: taşkın, azgın.
Karşıt anlam: duru, sakin, dingin
Hidroloji: (aşırı) yüksek debili, taşkın.
7. mec. sıfat veya
ad. Çok çalışan, bir işle, şeyle çok
uğraşan, kendini tamamen o işe, şeye veren; sınır, kural, kanun tanımayan,
hatta kendini tüketebilecek kadar çok çaba sarf eden kişi veya şey: “kitap delisi”, “Gözünü budaktan sakınmayan deli ruhlu bir kahramandı o”
Eşanlam: tutkun, düşkün, deli fişek, delişmen,
atak.
Karşıt anlam: normal, ilgisiz.
8. mec. ad.
Sevgi ile seslenme sözü: “Deli, ne gerek
vardı şimdi hediyeye?”
Eşanlam: çılgın
9. mec. sıfat
veya ad. Aşkına teslim olan ve o
duyguların esiri, düşkünü olan: “Deli
oldum o kara gözlerine”
Eşanlam: aşık, mecnun, meczup, divane.
10. mec. sıfat
veya ad. Şiir yazan, şair, ozan “Ben bir garip deliyim”.
11. mec. sıfat.
Öfke, kızgınlık, nefret ve kin dolu davranış. “Deli haykırışlar merdiven boşluğunda daha da ürkütücü hale geliyordu”.
Eşanlam: asabi, zalim, dengesiz, dellenmiş,
azgın, kudurmuş, hırçın
Karşıt anlam: sakin, dengeli, adil, uyumlu.
12. zarf. Bir niteliğe ‘çok’ ya da ‘aşırı’ anlamı
katmak için kullanılır: “Deli güzel bir
kadın!”, “Bu deli tempolu çalışmalar
onun sonunu hazırlıyordu”.
13. tarih. sıfat.
Zalim, dengesiz, komik ya da gerçekten psikiyatrik açıdan hasta denebilecek
tarihsel yöneticilere verilen unvan: Deli
İbrahim Paşa.
[13] Sözlüksel olarak ihtiyaç
duyduğumuz “eşanlamlı” terimi, düşünce ve dil bağlamı ile iletişim bağlamında
anlamını kaybeder. Başka bir deyişle aslında eşanlamlılık diye bir şey yoktur.
Her kelimenin, belli bir bağlam içinde zaten ayrı bir anlamı vardır. Bir
kelimenin yerine, başka bir kelime kullanamayız. ‘Hayat’ ve ‘yaşam’, ‘ak’ ve
‘beyaz’, ‘denk’ ve ‘eşit’ sadece kelimeleri anlamlarına göre sınıflandırmak
ihtiyacı nedeniyle eşanlamlı olarak adlandırılır. Eşanlamlılık, gerçekle ilgisi
olan bir adlandırma değil, sadece işlevsel bir adlandırmadır.
[14] Dilbilimsel bir terimdir.
Kelimelerin anlam bütünlüğünü oluşturan iç anlamlar diyebiliriz. Mesela elma;
kırmızı, yeşil, sarı, tatlı, ekşi, sulu, küre gibi, ağaçta yetişen, çekirdekli
gibi pek çok anlambirimden oluşur.
[15] Gerçekten yok. Bu sadece Türkçeye
ya da Türklere ait bir durum değil. Bildiğim ve takip edebildiğim bütün
dillerdeki “deli” cansızlar için de sıfat olarak kullanılabiliyor. Kültürelden
öte insani bir algı söz konusu olmalı.
[16] “alışılmışın dışında olma”
eğilimi, mekân adlarına da yansımakta: Deli Memet Coctail, Meşhur Mersin Deli
Tantuni, Huni Deli Lezzetler… Elbette deliye
muadil kelimeler de kullanılmış: Avare Sahaf, Çılgın Dondurmacı, Aylak Madam
Cafe, Zibidi Jeans… (Google haritalar taraması)
[17] Bu da ayrı bir muamma tabii.
Hastalık olarak tanımlanan delilik. Konuyla ilgili olarak teorik
psikiyatristler dahi tam bir mutabakata varamamışlar. Konuyla ayrıca
ilgilenenlerin Flu TV’de, Dr. Alper Hasanoğlu’nun yayınlanan “normal” ve “deli”
kavramlarını ele aldığı, teşhis ve terapi aşamalarına değindiği dört videosunu
izlemesini öneririm.
[18] Profesör olmadan bir araştırmaya
dahil olmak günümüzde bize olağan geliyor. Ancak Murray 20. yy başında yapıyor
bunu ve o zamanlar Oxford Üniversitesinde profesör olmayan akademisyen diye bir
kavram kesinlikle kabul edilemezdi. Ayrıca bir genel dil sözlüğünü 7 yıl gibi
bir zaman içinde bitirmek bugünkü teknolojik şartlarda bile neredeyse imkansız.
O gün için bunu söylemiş olması kesinlikle delilikti. Yanlış hatırlamıyorsam 40
yıl kadar sürmüştü.
[19] Bu son örnekle, norm dışı davranma
yetisine sahip olabilenin erkek olduğunu anlıyoruz. Genç kızdan ibaret tek bir ifademiz var delikanlıya zıt anlamlı olarak. ‘kızlar, deli olamaz’ işaretini algılayıveriyoruz. TUD verilerine göre “deli adam” eşdizimliliği
sayısı 160’ı buluyor. Kadın ise 90’da kalmış. Deli adamların veya erkeklerin yapabildikleri ile deli kadınların
yapabildikleri de birbirinden farklıdır. Kadının deliliği daha yumuşak,
çılgınlık ve hastalık boyutlarında kalırken, erkeğinki bunların yanı sıra
kahramanlık, erkeklik, aşk boyutlarına kadar genişleyebiliyor. Evet,
kelimelerin barındırdıkları cinsiyet ayırıcı anlam içerikleri apayrı bir
çalışma konusudur. Bu kadarı tadımlık olsun.
[20] Bu bilgiyi doğrulayamadım. Bir
belgede görmüş olmakla birlikte kaynak göstermekten acizim.
[21] Y ve Z kuşaklarının Zihni
Sinir’den haberdar olup olmadıklarını bilemedim. 1980’lerde Gırgır Karikatür
dergisinde çizen İrfan Sayar’ın yarattığı bir karakterdir. Mucit Zihni Beyin
icatlarından bahseden çizimler. 80’lerde genç olanlar mutlaka bilir, bugün
albüm şeklindeki baskılarının da kitapçılarda olduğunu gördüm. Biz o dönemlerde
birbirimize “zihnisinirlik yapma” derdik mesela. Ama bu deyiş yayıldı mı, yok
mu oldu bilemediğimden açıklama yapma gereği duydum.
[22] Arapça ‘czb’ (çekmek) eyleminden
türetilmiş meczup (çekilen, çekilmiş
olan). Bu kökten gelen cazibe, cazip, cezbetmek ve med-cezir kelimelerini
Türkçe olarak hâlâ kullanıyoruz. Nişanyan, (alıntı tarihi 2021); TDK Sözlük
(alıntı tarihi 2021),
[23] Arapça ‘cnn’ (örtmek, karartmak)
eyleminden türetilmiş. mecnun, cin
çarpmış, deli demek. Biz Türkçede bunu, aşk yüzünden/nedeniyle deli hale gelmiş
kişi olarak daralmış bir anlamla kullanıyoruz. Daralmanın sebebi, muhtemelen ‘Leyla
ile Mecnun’ hikayesi (TV dizisi değil). cinnet
kelimesi de aynı kökten geliyor.
[24] Sözcük Nişanyan’a göre Farsça dev (kötü ruhlu yaratık, iblis)
kelimesinden geliyor. dīvāna veya dēvāne ديوانه (iblis etkisi altında
olan, cin çarpmış, deli) şekliyle birlikte her iki kelime de Türkçeye geçmiş.
Ancak dev, büyük yaratık ve divane ise, tıpkı mecnun gibi sadece aşk anlamı ile
daralarak dilimize geçmiş. Nişanyan, dev kelimesinin Farsçaya geçişini de önce
Avesta dili, ardından da Eski
Hint-Avrupa anadili üzerinden değerlendirmiş: kelime önce tanrı anlamında
kullanılmış. Zeus, deist, ateist gibi kelimelerde de aynı ana kök anlam var.
Kelime sonra kötü tanrı, kötü ruhlu yaratık, iblis anlamlarını alıyor, anlam
kaymasına uğruyor (Nişanyan, alıntı tarihi 2021).
[25] Politically correct. Dilimize henüz
girmekte olan yeni bir kavram. (kendi) “politikasına uygun, uygunluk, uymak”
olarak çevireceğim ben. İnsan haklarını önceleyen politik bir çizgi izleyen bir
siyasetçi; zekası sebebiyle diğer insanların uyumsuzluk gösterdiği bireye geri
zekalı, zekası özürlü diyemez. Politikasına
uygun değildir bu; bu söylem, politikasına
uymaz. Dilimize yeni giren bu kavram doğrucu,
doğru filan olarak çevriliyor. doğru ile “co (r) + rect” arasında dağlar kadar fark var halbuki.
[26] Deliliğin,
Türk algısı çerçevesinde gerçekten sevilip sevilmediği, halk dilinde “deli”
kelimesinin yeri konulu bir incelemeyle kesin olarak anlaşılabilir. Bunun için
önce Derleme Sözlüğümüzde deli
karşılığında kullanılan yerel ifadelere de erişmek, tüm deyimlerimize ve
atasözlerimize bakmak; şiir, şarkı, türkü, hikaye, masal gibi halk edebiyatına
ve sanatına dair taramalar yapmak gerekir.