14 Kasım 2021 Pazar

Her Yer Deli Dolu!

 

Her Yer Deli Dolu!

 

Deniz Kırımsoy Denge*

 

deli sıfatı üzerine dilsel açıdan bir şeyler yazmaya karar verince ilk dikkat çeken nokta şu oluyor: İnanılmaz bir çeşitlilik. 150 kadar ifade var deli karşılığında kullanılan. Neden bu kadar çok?

Bu soru çok önemli. Çünkü dil ve düşünce arasındaki bağ, tek renk bir kâğıdın bir yüzü ile diğer yüzü arasındaki bağ gibi. Düşüncede var olan dilde var olur, dilde var olan düşünce biçimine yansır. Bu ikisi de birbirini sürekli, anlık olarak etkiler. Kâğıt dediysem o kadar somut değil tabii. Çünkü düşünce, dilden çok daha sınırsız, çok daha kapsayıcı, hatta adını dahi koyamadığımız bir şekilde girift bir sistem. Kelimelere dönüşmüş olan dil ise, aslında, düşüncenin çok zavallı bir temsilcisi. Buna rağmen, düşünceye dair elimizdeki tek somut kanıt sadece kelime ve kelimeye dökülmüş dil.

Neden deli kavramı karşılığında bu kadar çok ifade ve kelime var peki? Çünkü aslında her bir ifade ya da kelime farklı bir kavrama da denk gelebiliyor. Başka bir deyişle sadece deli kelimesini kullandığımızda pek çok kavrama denk gelebilen ifadeler kurabiliyoruz. Okuduğunuz bu çalışma işte bu kavramların bir kategorisini yapmaya çalışacak[1].

Bu kelime çokluğunun bir sebebi daha var: Bir kelime ya da ifade sadece bir kavramı işaret etse de kim tarafından, kime karşı kullanıldığı, ne zaman kullanıldığı, hangi koşullar altında kullanıldığı çok önemlidir. Halk arasında kullanım, argoda kullanım, kaba dilde kullanım, terim olarak kullanım, eskiden kullanımı, edebi-sanatsal kullanım, keyfi anlık kullanım... Bir de tarihsel süreç içindeki şekilsel ve içeriksel değişimler var. Dil; zaman, mekân ve kişilerarası sosyal bağlara göre de, sürekli değişen ayrı bir ‘özellikler bütünü’ne sahiptir. Her kelimenin mi bu kadar çok karşılığı vardır? Elbette hayır. Ama dilin bütününde tek bir kavramın karşılığı birden fazladır diye bir genelleme yapabiliriz[2].

“deli” hakkındaki kavramsal yolculuğu şöyle tasarladım: deli kelimesini aldım, eşanlamlılarını çıkardım[3], anlamlarını çıkardım, ansiklopedik olarak tanımlanmış bilgilerine göz attım[4]. Sonra da bunların karşılarına karşıt anlamlılarını koydum. Buradan yararlanarak kavram kategorileri yaratmaya çalıştım. Sonra deli kelimesinin kökenine indim, çıktım[5]. Ardından bugün nerelerde, nasıl kullanıldığına baktım[6]. Deyimler, atasözleri ve argo kullanımlar gayrı kaldı[7].

Önce teknik verileri yazayım[8]:

       80 kadar eş/yakın anlam (deyimler, deyişler, atasözleri ve yerel ifadeler dışında)

       9 adet deli kelimesi (ya da kökü) ile yapılmış ve başka anlam içeren farklı kavram.

       3 adet dilbilgisel kullanım şekli (ad, sıfat, zarf)[9]

       Anlamsal kullanım bakımından insan, hayvan, bitki, bazı cansızlar ve olgular için geçerlilik

 

deli, en eski Türkçe kayıtlarımızda “tewl” şeklinde, arkasından da “telü” şeklinde görülüyor. O zamanki anlamı ile bugünkü anlamı aynı olarak geçmiş kayıtlara. Kelimenin köküne inmeye çalıştım. Ya “te-”  olmalı, ya “tel-”, bir ihtimal de “teli-” Eski Türkçe ve kökenbilgisi (etimoloji) sözlüklerini karıştırdığımda ise bunların eski biçimlerinin sırasıyla “söylemek”, “dilemek”; “delmek” ve “dellenmek” ile ilgili olduklarını gördüm[10]. O halde bugün ‘delik açmak’ şeklinde bildiğimiz delmek ile, başka bir ‘delmek’ daha vardı. Belki bu eşsesli sözcük kayboldu, belki de o zamanlar ikinci bir anlamı daha vardı (olur ya, ‘aklı delik olmak’ gibi bir anlayış). Belki de telimek, bugüne kadar yaşasaydı delimek şeklini alacaktı. Ya da bugün tel diye bildiğimiz kelimenin atası/anası deli kelimesine ruhunu verdi. Bütün bunları bilmek çok zor[11]. O günkü kayıtlara gidip bütün bu kelimelerin köklerine ve bir zamanlar nasıl kullanıldıklarına bakmak gerekir. Bu da eski Çince, eski Rusça, eski Bulgarca, eski Türkçe ve muhtemelen başka dillerdeki başka yazılı belgelerin incelenmesi demek. Bu işi yapmak için hakikaten deli olmak gerek.  Sonuç olarak bu makalede, yazılı kaynakların bize ne dediğine baktığımızda deli kelimesinin, neredeyse 7.-8. yüzyıllardan beri Türk kavimlerinde kullanıldığını söyleyebiliriz. Aynı anlamda. Üzerindeki ses değişiklikleri, eski ve yeni kayıtlar sözcüğün kökünün Türkçe olduğuna dair başka bir gösterge. Elbette, her iki gösterge de yeterli değil ama oldukça kuvvetli.  Delilik hallerinin ezelden beri Türk yaşam biçiminde kabul edilen ve adlandırılan bir olgu olduğunu ileri sürebiliriz.

Hepimiz bir yandan sempati duyar bir yandan da ürkeriz deli’den. Bir yandan ihtiyaç duyarız deli’ye, bir yandan onu öteler, dışlarız. Bir yandan kucaklarız deli’yi, bir yandan kaçarız. Garip bir çelişkidir bu.

deli etrafında eş ya da yakın anlamlı olarak sıralanan kelimeleri alt alta dizip anlam ve karşıt anlamlarına göre bir sınıflama denemesi yapalım.

deli 1  (‘tıbben, ruhsal ve sinirsel açıdan sağlıklı’ anlamına gelen normal karşıtı)

Bakırköy’lük, bipolar, çılgın, çatlak, depresif, hiperaktif, kaçık, kırık, kopuk, paranoyak, psikopat, sıyırmış, şizofren, tımarhanelik, üşütük, zırdeli …

 

deli 2 (‘olağan, alışılmış olan’ anlamlarına gelen normal karşıtı)

acayip, alışılmadık, anormal, antika, aşırı, başka, büyük deli, cins, çılgın, çatlak, değişik, delişmen, doğaüstü, feyezan, gayri tabii, istisnai, kaçık, kırık, kopuk, olağandışı, olmadık, sakat, sapık, sıyırmış, terelleli, taşkın, tozutmuş, tuhaf, zıvanasız, zirzop, …

 

deli 3 (‘düzgün, nizami, kurallı’ anlamlarına gelen normal karşıtı),

acayip, alışılmadık, anormal, aşırı, başka, doğaüstü, duyulmamış, gayri tabii, görülmemiş, istisnai, olağanüstü, taşkın, tuhaf, …

 

deli 4 (‘alelade, vasat, ortalama, klişe, adi, sıradan’ anlamlarına gelen normal karşıtı),

anormal, duyulmamış, görülmemiş, istisnai, mükemmel ötesi, müstesna, olağanüstü…

 

deli 5 (‘ileri zekalı, üstün zekalı, dahi’ anlamlarına gelen akıllı karşıtı)

aptal, kafasız, salak, geri zekalı, zihinsel özürlü, …

 

deli 6 (‘dengeli, ölçülü kontrollü, efendi, akıllı uslu, makul, müdrik, uyumlu, ılımlı, sağduyulu, selim anlamında akıllı karşıtı)

asabi, atak, ayarsız, aykırı, ayrıksı, azgın, çılgın, dellenmiş, dinginsiz, hesapsız, hırçın, kontrolsüz, kudurmuş, muhalif, muvazenesiz, ölçüsüz, pervasız, şiddetli, ters, uyumsuz, zıt, zibidi, …

 

deli 7 (‘yaramaz, kurnaz, uyanık, pratik, cingöz’ anlamında akıllı karşıtı)

aptal, naif, saf, salak,…

 

deli 8 (aşk ve sevgi duygularıyla ilgili deli kelimeleri, bunların bir karşıtı yok)

deli divane, divane, meczup, mecnun, aşık…

 

deli 9 (macera kavramıyla ilintili olan deli kelimeleri, bunların bir karşıtı yok)

avantüre, serüvenci, maceracı, avare, berduş, aylak, serseri…

Bu sınıflama, aradaki kavramsal çokluk açısından yeterince ikna edici[12]. Hem anormale hem de normale dair sınırların çok esnek olması, birçok farklı delilik derecesine ve durumuna ad koymamıza neden olmuş. Bir de üzerine terimler, argolar, eski kelimeler, sokak ve halk dilleri eklenmiş. Sayı yükselmiş. Demek ki aslında tek sandığımız kavram 9 kategoriye rahatlıkla ayrılıyor. Daha dikkatle bakarsak, her bir kelimenin cümle içinde kullanılışlarına odaklanarak bir çalışma daha yapsak, bu kategori sayısının gittikçe yükseleceğine şahit de oluruz. Mesela yukarıda, deli 2’de geçen iki kelimeye bir bakalım: kaçık ve antika. İkisini de aynı kefeye koymak mümkün müdür? Belki birkaç cümlede evet, ama aslında tüm cümleler içinde bakarsak hayır. Bu durum, yukarıdaki tüm eşanlamlılar[13] için geçerlidir.  Hepsinin bir diğerinden minicik de olsa bir farkı vardır ve bu farkı adlandırma ihtiyacının sebebi düşündürücüdür: Zaman mı? Mekan mı? Sosyal ilişkiler mi? Toplumsal algı mı? Psikolojik bir durum mu?

Bakalım bu sorularıma bir cevap bulabilecek miyim? Bu kısmı, makalemin sonuna bırakalım.

Bundan sonraki sayfalarda ilgimi çeken toplumsal, hatta beşeri algıyı irdelemeye karar verdim: Deliliğin ‘iyi’ ve ‘kötü’ yüzleri. “Deli gördük mü kaçacak mıyız?” başlıklı alt bölümde deliliğin ciddi zarar veren yönlerinden bahsederken aynı delilik hallerinin başka nelere sebep olabileceğine bakacağım. “Akıllı uslu olmak ‘iyi’ midir?” başlıklı bölümde normların sapkın gelişmelerinden ya da aşılmadıkları takdirde olumsuz sonuçlar doğuran normlardan bahsetmek istiyorum. “Çok tatlısın, delisin valla” adlı başlıkta üçüncü bölümde ise deliliğin, sevimli, sevgi dolu hallerine değinmek istiyorum… “Hepimiz deli miyiz?” başlıklı son bölümde ise bu verilerin bütüncül bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağım.

Ancak buna başlamadan önce son bir konuya daha değinmek istiyorum: deli, sadece insana mahsus bir kavram değil demiştik. Hayvanlara (Deli köpek, sabaha kadar bağırdı!) ve bitkilere de (deli zeytin, deli asma, delice, deli ot)  verilebilen bir sıfat. Hatta öyle ki canlıları da geçelim: deli yağmur, deli iş, deli ülke, deli kitap. ‘Zaman’ dahi deli olabiliyor: deli günler, deli yıllar… Neden? Nasıl kafayı yer bir kitap? Günler mecnun olabilir mi? Şizofren bir iş!? Alışılmışın dışındalığa dair anlambirimleriyle[14] ürküten, güldüren, ağlatan, ilgi uyandıran her şeye aynı sıfat yakıştırılabiliyor. O halde bir de, birkaç gün de deli olabilir. Bunda yadırganacak hiçbir şey yok[15]. Başka bir deyişle o kadar olağan olup da artık vasat görülen bir özellik varsa ve bu vasatlığı, sıkıcılığı, tek düzeliği delen herhangi bir şey de deli olabilir. Kurgusu, yaklaşımı, konusu, dili ile bizi şaşırtan, heyecanlandıran bir kitap okuduğumuzda “Nasıl da deli bir kitap, biliyor musun? Mutlaka okumalısın!” diyemez miyiz? Yani olumluya doğru da ani bir çıkış deli bir hal.  Aynı çerçeveye deli akan sular, deli yağmur, deli rüzgâr, deli dağ gibi pek çok iklimsel ve coğrafi olgu da elbet dahil olur, olmuştur. Hepsi, olumlu ya da olumsuz anlamda bilinenin, alışılmış olanın dışındadır. Öyle ki tümüyle soyut kavramlar dahi deli olabilir: deli tanrılar, deli bir aşk, deli düşünceler[16]

Tarihte deli, bir unvan da olmuş. Osmanlı döneminde paşalarımız, sadrazamlarımız, sultanlarımız bu unvanı, zalimlikleri ya da dengesizlikleri nedeniyle kendilerince gururla taşımışlar. Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir yöneticiye böyle bir resmi unvan vermedik. Buna rağmen gayrı resmi şekilde pek çok yöneticimizin bu unvanı taşıdığını biliyoruz.Ancak aslında delil denilen olan bir de asker grubu var Osmanlıda. Bu gruba yiğitliklerinden ötürü deli denmeye de başlanmış (Kubbealtı Sözlüğü’ne göre). 50-60 kişilik grupların başındaki kişiye delibaşı ya da delilbaşı denirmiş. Bir de böyle bir unvanımız var. Delilikle ilgisi olmadığı halde öyle imiş gibi görünen. Hac yolculuklarında rehberlik yapan kişilere de delil denirmiş.

Bir de deli kelimesi ile yapılmış bazı türetilmiş ya da birleşik kelimeler var: delikanlı, delibaş (paraziter bir hayvan hastalığı), deli dana hastalığı, deli bal, deliboynuz (cercis siliquastrum, erguvan), delice 1 (lolium temulentin, tohumları buğdayı zehirleyince, bunu yiyen hayvanın öldüğü bir bitki), delice 2 (yabani, terbiye edilmemiş, aşılanmamış bitki), deli otu (alyssum, kuduz otu ya da kraliyet halısı, bir dönem kuduz hastalığına karşı kullanılmış), delice doğan (falco subbuteo, bir tür doğan çeşidi). Bu kelimelere bakınca da deliliğin aynı sonucuna ulaşıyoruz: Alışılmışın dışında olmak. Mesela erguvan ağacının çiçekleri sadece dallarında değil, gövdesinde de açar; hem de yaprak vermeden önce. deli olmak için yeterli sebep!

 

Deli gördük mü kaçacak mıyız?

 

‘Alışılmışın dışında’kiler; sert, şiddetli ve hatta ölümcül olabilir. Beklenmeyen ani davranışlar korkutabilir. Gerginlikler yaratabilir. Güvensizlik, yetersizlik, korku, kaygı, öfke, kibir gibi. Henüz kendisine ya da başkasına tehlike yaratmadığı gerekçesiyle kendi evinde kalan bir şizofren, bir paranoyak, bir depresyon hastası ile birlikte yaşamak zorunda kalan her birey, bütün bu duyguları yakından tanır.

Günümüzden çok öncesini bir hayal edip bu halleri bir anlamaya çalışmalı: deli, tekinsiz ve kötüdür.

Hastalık olarak tanımlanmayan, normal bir halmiş gözüyle bakılan[17] kötü delilikler de bir o kadar zorlaştırır yaşamı. Anlık öfke patlamaları, kıskançlık krizleri, anlık cinnetler… Mesela ‘çorbanın tuzu niye eksik’ kavgaları.

Bütün bu bağlamda deliliğin tıbbi hallerine dair kelimelerimizin sayısı az değil:  piskopat, şizofren, bipolar, hiperaktif, paranoyak, depresif, manik, nevrotik, nevropat, sapkın, madde bağımlısı, bağımlı, aşırı stresli, aşırı öfkeli vs. Bunları aynı zamanda günlük hayatta da fütursuzca kullanabiliyoruz: “Hepimiz paranoyak olduk!”.

İnsanlık tarihinde ‘tıbben tedavi edilmelidir’ dediğimiz delileri bu ‘kötülükler’ yüzünden toplumdan uzaklaştırdık. Onlardan fellik fellik kaçtık. Gözümüzün önünde, bize yakın olmalarını istemedik.

Buna rağmen, mesela Oxford Anadili Sözlüğünün hazırlanışını konu alan Dahi ve Deli adlı bir kitapla (ardından da filmle) tanıştığımız Cerrah William Chester Minor’un hayatı bize cinayet ve  ölüme dek uzanabilen deliliklerin bile ne kadar değerli olabileceğini gösterir. Minor; şizofren, paranoyak, ileri/üstün zekalı, inanılmaz çalışkan bir dâhidir.  Sözlüğün editörlüğünü yapan Sir James Henry Augustus Murray’ın da dahi mi deli mi olduğu tartışılabilir. Bir profesör bile değildir ve sözlüğü “7 yılda yazarım” diye ortaya çıkmıştır[18]. O yıllarda tam bir deliliktir bu yaptığı. Ünlü matematik profesörü John Forbes Nash’ın da benzer bir hayatı var. “Akıl Oyunları” adlı filmle tanıdığımız Nash, bir yandan çocuklarını öldürme sınırına kadar gelebilen bir hastalığa sahipken diğer yandan matematik dünyasını alt üst eden buluşlarını yapıyor. Bir yanıyla korkulan, dehşete düşüren, hastanın kendisiyle birlikte tüm çevresini ağır etkileyen, ama diğer yanıyla saygı duyulan, değer üreten delilikler.

Psikiyatrik hastalıkları bir yana koyup deliliğin bazı anlambirimlerine bakalım: Odaklanma, dikkat, yoğunluk, aşırı çalışabilme vb… Bunlar; bilim insanları, mucitler, kâşiflerin de özellikleridir. Yani hayatın; refah, keyif, sosyalleşme namına sunduğu (çoğu insanın normal ve gerekli gördüğü) tüm olanaklardan soyutlanmış ya da kendilerini soyutlamış insanlardır, yani delidirler. Bu tür deli insanlar sevilir, sayılır, değer görür. Kendi iç dünyalarında yaşadıkları filmlere, kitaplara, belgesellere konu olur. Einstein hepimizin bildiği, en uçlardan iyi bir örnektir.

Bilim insanları gibi sanatçıları da aynı çerçevede ele alalım. Sanatçı her tür sınırı aşmaya çalışır. Bunlar arasında toplumsal, kültürel, siyasi normlar olabileceği gibi kişisel normlar da vardır. Sınır aşımı sanatçıya göre bir boğuculuk içerir. Bunu da ancak delilik halleri ile aşabilir. Bunlar, onun normalidir. Kendi uğraşısı dışında; aklını, bedenini ve ruhunu yoran başka her şeyden bilim insanı gibi uzak durmaya çabalar. Mutlak yalnızlığı tercih etmek delilik değil midir? antikadır, tuhaftır, istisnaidir sanatçı; aykırı ve pervasızdır da, meczup da olur, dengesini kaybedip kontrolsüz de kalabilir, uyumsuz da olabilir, aylak da. Hatta gerçekten de sadece psikiyatrik değil, her çeşit tıbbi hastalığa da sahip olabilir bu yaşam biçimiyle.

Deliliğin ‘kötü/iyi ya da iyi/kötü yüzleri’ arasında, muktedirin kurallarını bozmak ve bu sayede yeni kurallara kavuşmak var: aykırı, ters, zıt, muhalif, keskin, uyumsuz insanlar çoğunlukla deli damgası yemez mi? Çünkü bunu yapmak için de onlarca alışılmışın dışı davranış sergilemektir, sınır tanımazlıktır delilik. Kendinden, ateşe düşecek kadar bir vazgeçiş delilik değil de nedir?  Toplumsal direnişlerde ön safta bulunan kişi kadar; yazan, çizen, besteleyen, dans eden hatta bir meydanda dimdik ‘duran adam’ da deli değil midir?

Berduş, avare, aylak, serseri, maceracı da deli olarak damgalanır. Özgün yaşam anlayışları belirli normların karşısındadır. Çoğu bu sıfatı sever, kucaklar. Sokaklarda yaşar, orada mesela kitaplarını yazar, kendi kendilerine düşünür, birilerine bunları anlatırlar: Eşyalardan arınmak adına sokaklarda yaşamayı tercih eden ünlü Diogenes bir gün dar bir sokakta bir asil ile karşılaşır. Asil ona, ben bir serseriye yol vermem, der. Diogenes hemen kenara çekilir ve ‘Ben veririm’ der”. Sanılanın aksine bu tür deliler, deli değil; sadece kendi tercihleriyle öyle yaşamaya karar vermiş onurlu insanlardır.

Benzer şekilde, pek ünlenmemiş örnekler de eklemem gerektiğini düşünüyorum: Hemen hemen bütün zamanını ve enerjisini bir kurumun yapması gereken işlerin niteliğini arttırmaya çalışan birini düşünelim: Dilekçeler, takipler, mahkemeler… Değerli bir işi varken başkaları tarafından sudan gibi görünen bir sebeple o işten ayrılanı da düşünebiliriz. Zor kazanılan bir üniversite bölümünü kazanıp da birkaç hafta sonra orayı beğenmeyip eğitimini yarıda bırakan bir genç de aynı kategoride ele alınabilir. Ferrarisini Satan Adam adlı kitaptan tanıdığımız kahramana ne demeli? Hepsi deli değil mi bunların? En azından bu kararları iyi bir deli cesareti gerektirir.

Bir ara değerlendirme yapalım: Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer var sanki. Deliliğin bu hallerine kabaca bakınca, orta ve uzun vadede iyilik halleri daha ağır basıyor görünüyor.

 

Akıllı uslu olmak ‘iyi’ midir?

Çocukların ve özellikle de gençlerin, aile ve toplum yasakları karşısındaki davranış ve tutumları hep eleştirilir. Birçok ebeveyn o çocuğa ya da gence yönelik olarak “Kuzeni öyle değil”, “Biz öyle değildik” diyecek. Ancak sınır aşma girişimi bir öğrenme, arama ve gelişme faaliyetidir aynı zamanda. Bir denemedir. Olmak zorundadır. Çocuk ya da ergen, ne kadarını yapabilirim, ne kadarını yapamam sorusunun yanıtını ancak bu sınır aşımıyla bulur. Kendini tartmasının tek yolu budur: ayarsız, ayrıksı, çılgın, deli, hesapsız, hırçın, uyumsuz, zibidi olabilir bir çocuk. Olmalıdır da. Ergenlikte bir de dengesiz hormonlar girer devreye. Beyin gelişimi son deparına başlar. Artık biraz önce saydığımız niteliklere asabilik, ataklık, aykırılık, azgınlık, dellenme halleri, kontrolsüzlük, kudurmuşlık, muhaliflik, muvazenesizlik, ölçüsüzlük, pervasızlık, şiddetlilik, terslik, zıtlık halleri de eklenir. “Dur, deli olma, yapma!” demek fayda etmez. Ergen oğlanlara delikanlı denişi bu yüzdendir. Kanı delidir işte. Arada bir saçmalar. Kabul edilir bu[19].

Tarihsel yazılı kaynaklarımızdan bildiğimiz kadarıyla her kuşak, kendisini izleyen genç kuşaktan şikayetçi olmuş. Ta Eski Mısır’dan beri öyle imiş[20]. Kendi içinde bulundukları alışkanlıkları kırıp bir yandan kendi sınırlarının denemesini yaparak öğrenirken diğer yandan da anlamlı bulmadıkları sınırları kırmayı çocukluk ve gençlik denemeyecek de bunu kim yapacak? Bereket yapıyorlar ki, binlerce yıldır yavaş yavaş ancak insan olmaya doğru ilerliyoruz. Asıl üzerine düşülmesi gereken anormallik; çoğunlukla “akıllı uslu”, “iyi” diye tanımladığımız; durgun, sakin, donuk, uyumlu ve sessiz çocuk ya da genç; bir de çok yüksek olasılıkla kontrolcü, baskıcı, doğrucu ebeveynlerdir.

Bir de uyanıklık, pratiklik, cingözlük olarak da adlandırılabilecek bir hal var. Zekice mi delice mi olduğunu ayırt edemediğimiz Mazhar Osman hikayeleri mesela. Ya da diyelim ki bir işin başında kan ter içinde uğraşıyoruz. Bir arkadaşımız geldi ve iki dakikada işimizi kolaylaştırıverdi, hatta bir de Profesör Doktor Zihni Sinir[21] gibi araç geliştiriverip elimize tutuşturdu. Şaşırarak bakıp “Delisin yahu, nasıl yapıverdin sen şimdi bunu?” diyebiliriz.

Bu bölümde son olarak anlık sınır aşımları var. Olağan bir yaşantımız olduğu halde ani bir kararla bir süre için bambaşka bir şey yapıvermek. Mesela bir yaz tatilindeyken denizden çıkıp Toroslara tırmanıvermek. Bu artık akılsızlık, mantıksızlık, aptallıktır;  sağduyulu bir eylem değildir, deliliktir işte. Sonu feci olabilir. O maceraya planlı bir şekilde girişirseniz sonuçlar çok güzel olabilir: “Ah, ne güzel çılgınlıklardır o anlar, hesapsız yaşanabilen günler, suyun akışına kaptırmak kendini ya da tam ters yönde yüzmeyi denemek”. Maceracı bir şekilde yüreğinin istediği yere doğru gidebilmek hele. Bu sefer işin sonu feci olmasa bile yine de boşuna uğraşmışsınızdır. Ağzınızla kuş da tutmuş olsanız adını deliye çıkacak. Malum, alışılmışın dışına çıkmışsınız.

 

Çok tatlısın sen, delisin valla!

Bir de kişinin kendisine de başkasına da zararı dokunmayan, aksine sıcak, tatlı, iyileştirici bir sevgiyle, keyifle, tutkuyla, hatta aşkla dolu bir delilik halinden söz etmeli.

Küçücük bir hediye ile karşımıza çıkıveren birine “Yaaaa, çok tatlısın sen, deli!” diyiveririz. Belki özel biri, belki de sadece bir arkadaş. Bu sürpriz hediye bizi mutlandırır, heyecanlandırır, coşturur. Hepsi yine alışılmış olanın dışında gerçekleşiveren duygular. O yüzden deliliktir. Delilik olacaksa hep bu şekilde olsun. Ne güzel! Mutluluktan deli olmak, sevinçten kafayı yemek yok mudur hayatımızda?

Bir sevgi davranışı olmasının yanı sıra deliliğin aşka tekabül etmesi de dilimize, dimağımıza hiç yabancı değil.  Karşı tarafın cazibesine kapılan zavallı meczup[22], aşkı yüzünden ‘cin çarpmış gibi kararan’ mecnun[23], aşık denen halk ozanları ve divane[24] şairler. Bunların hepsi delilik değil mi? İster tanrısal kutsal bir aşk ya da karşı tarafa duyulan derin sevgi bağı anlamına gelen aşk olsun, aşktan delirenler için dört ayrı anlam farkı ile dört ayrı kelimeye ihtiyaç duymuşuz. Bir de delinin kendisi, etti beş. Bu gerçekten çok ilginç. Daha da ilginci şu ana kadar saydığım bütün delilik hallerinin bir zıddı olduğu halde bu kavramın bir zıddı yok.

Kendi kendimize koyduğumuz sınırları bizzat ihlal edişimiz de deliliğin iyi yüzlerinden biri. Bir gün, bir dizi olaydan sonra yetti artık deyip, her şeyi bırakıp yolumuzu ve kendimizi değiştirdiğimiz anlar. Bir hastalık anı değil, bir öfke ya da acı patlaması değil, son derece bilinçli bir karar; tartılmış, değerlendirilmiş, hesaplanmış ve harekete geçilmiş. Yine de delilik. O güne kadar kurduğumuz tüm ‘doğru’, ‘güzel’ ve ‘iyi’leri yıkıp yenilerini yapmak üzere yeniden başlamak? Tüm alışılmışları terk etmek? Hayretle bizi izleyenlerin bize yapıştıracağı tek sıfat: “Deli yahu! Bu hayat bırakılır mı?”.

 

Hepimiz Deli miyiz?

Deliliğe ait kelimelerin bir kısmını (özellikle de hastalıklara ait olanları) belki ayırabiliriz. O da birer terim oldukları, psikiyatri biliminde kullanılan bir teşhis ve tedavi rehberi olduğu için olanaklı. Ama aynı kelimeleri fütursuzca toplumda da kullandığımızı unutmayalım: Bugün azıcık bile ‘çok hareketli’ olan bir çocuğa hiperaktif deyiveriyoruz. Sevgilisinden ayrıldığı için enerjisiz ve süzgün olan herkes depresyonda. Siyasi olaylar birimizi paranoyak ediyor, diğerimizi şizofren. Dolayısıyla kelimelerin nerede, nasıl, ne zaman, kime karşı kullanıldığını da bilmek son derece güç. Kendi kendimize Google teşhisi koyarak da hastalık terimlerine sığınabiliyoruz.

Zaman içinde tüm dünyada deliye dair algıda değişiklikler olmuş. Mesela sarhoşluk ya da bir uyuşturucu etkisi altında kalmışlık da delilik hallerine işaret ederdi. Bugün buna deli demiyoruz artık. Zekâ engelli olmak da öyle. “Kendi politikasına uygunluk”[25] kaygısı ile ayrı bir isimlendirme yaygınlaşıyor: Zekâ engelli. Ayrıca eskiden toplumsal normlara uymayanlar da tedavi ediliyordu. Özellikle kadınlar, kadınlık görevlerini yerine getiremedikleri zaman akıl hastanelerinde bir moral eğitime tâbi tutuluyorlardı. Artık böyle bir şey de yok. Deliler her zamanki deliler olmasına rağmen, biz deli kavramının içinde çeşitli değişiklikler yapıp durmuşuz. Pek yakında muhtemelen ergenlerin delilik hallerine de artık öyle demeyeceğiz. Çok yakında olmasa da belki 50-60 yıl içinde, bir zamanlar hasta olduklarını sandığımız ve her türlü işkence ile iyileştirmeye çalıştığımız LGBTİ+ların akıl ve ruh sağlıklarını kaybetmiş oldukları inancından vazgeçeceğiz.

Türk kültüründe deliyi kâh eğlenmek için, kâh ondan akıl almak için, kâh sınırlarımızı genişletmek, kâh dar alandaki paslaşmalarımızı çözümlemek için çok sevmişiz. Deliye bizi çeşitli toplumsal sınırlardan özgürleştirdiği; bize bilim, sanat getirdiği için saygı duymuşuz. “köyün delisi” özel değer gören bir kavram olmuş. Bir de bunun üzerine o çok geniş kullanım alanı: Hava koşullarından bitki ve hayvanlara, aşktan öfkeye, her şeyi mahvetmekten her şeyi kurtarmaya, cehaletten akil insanlığa; tembellikten azimli, kararlı, inatlı çalışmaya, basit bir karardan sanatsal yaratıcılık kararlarına ve daha sayılması gereken pek çok konuya kadar delilik, içimizin en derin yerine dek işlemiş.

deliye eşanlamlı kelimelerden saptayabildiklerimin 80 kadar olduğunu vurgulamıştım. Akıllı kelimesinin eşanlamlıları da 80 dolayında, normal kelimesinin eşanlamlıları ise 50 kadar (bunlar da sadece kelime olanlar, deyimler, deyişler hariç). Deli hem akıllı hem de normal karşıtı bir kelime olduğundan nicelik bakımından yarışı 130’a 80 kaybetmiş görünüyor. Ancak toplumsal yaşamın içine şiir, şarkı, hikaye, efsane, tarihsel kişilikler, aşk, sevgi ve heyecan ile iyice yerleşmiş olanı deli. Normal ya da akıllıya övgü düzen bir eser, çalışma, film, kitap izi baskın değil, mekân adlarına baktığımızda bu adla hiçbir mekan göremiyoruz. Bu, Türk algısının, belki de aslında insan algısının, akıllı ve normalden yana değil, daha çok deliden yana olduğunu gösteren bir kanıttır kanımca. Bu tespiti her ne kadar insan algısına dair etmiş olsam da Türk algısı özelinde delinin daha çok sevildiğini kesinlikle söyleyebilirim[26]: çatlak ve çılgın arasındaki nüans, kırık ve kopuk arasındaki nüans, deli ile divane arasındaki nüans ayrı ve özel. Hepsi aslında bir yandan sempatik kavramlar. Hele bir de sevgi-mutluluk-aşk ve maceraperestlik açısından bakınca deli, oldukça güçlü bir şekilde sahiplendiğimiz, sahip çıktığımız bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.

Çalışmamın içeriği bir nevi deliliğe övgü oldu. Deliliğin teşvik edilmesini önermiyorum elbette. Kelimelerimiz özelinde, deliliği oluşturan belli anlambirimlerinin dikkate alınmasının, yaptığımız iş ne olursa olsun o süreçte biraz da deli olmanın anlamlı sonuçlar getirebileceğini söyleyebilirim. Kelimelerimizi oluşturan düşünsel yaklaşımlarımıza göre delilik; anlamlı, gerekli, neşeli, renkli, sevimli ve değerli gibi kavramlarla da ilişkili. Çalışmanın bulgularını özetlerken bir hatırlamış olalım: odaklanma, dikkat ve yoğun çalışma; sınır aşımı ve yaratıcılık; kanunsuzluğa karşı isyan ve inat; kendiyle tanışmak, barışmak üzere sınır aşımları, Zihni Sinir halleri, uyanıklık, aşk, macera.

Deliliğin tehlikeli ve kötü hallerine bakmak için kendimi zorladım da. Eşanlamlı olarak hiçbir sözlükte olmadığı halde korkutucu, ürkütücü, dehşete düşürücü şeklindeki eşanlamlılarını keşfettiğimi düşünüyorum: deli bir savaş, depdeli bir rüzgâr, deli düşünceler örneklerinde görüldüğü gibi deli korkunç da olabiliyor. “deli gibi” şeklindeki deyimle çok daha fazla yaklaşabiliyoruz bu anlamına.  Deyimlerle ilgili özel bir çalışmaya girmemiş olmakla birlikte, sadece deli kelimesini barındıran deyimlere hızlı bir göz atma sonucu şunu söyleyebilirim:  Deyimler arasında da deliye dair bir dışlama, yok sayma, ezme, aşağılama eğilimi var denemez. Çok az da olsa korkulması gerekenlerin, değişmeyecek olanların, deliden daha tehlikeli olanların varlığından bahsediliyor. Bu da Türk algısında delinin gerçekten sevildiğine ve kucaklandığına dair başka bir gösterge olsun.

Sonuç olarak hepimiz hayatımızda en az bir kez norm yıktığımız ya da yıkmaya kalktığımız, en az bir kez kendi hayatımızda büyük bir değişime karar verdiğimiz, en azından bir kez aşık olduğumuz ya da birine sevgi dolu bir sürpriz yaptığımız, en azından bir kez kötü bir olay yaşayıp kendi kontrolümüzü yitirdiğimiz, en azından bir kez okuduklarımızı sorgulayıp daha farklı bir çerçeve kurduğumuz için; bunlardan hiç olmadı diyelim, birileri bize gereğinden fazla sorun çıkardığı için aslında deli olduk ya da şu an deliyiz; görünüşe göre deli olmaya da devam edeceğiz.

 

KAYNAKLAR:

Ayverdi, İlhan. 2020. Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı:İstanbul.

Bayat, Fuzuli. 2008. Orta Türkçe Sözlük (11-16.yy). Ötüken: İstanbul

Bayat, Fuzuli; & Minara Aliyeva Çınar. 2008 Eski Türkçe Sözlük. Ötüken:İstanbul

Devellioğlu, Ferit. 2000. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Sözlük. 17. Bas. Aydın Kitabevi:Ankara.

Eyuboğlu, İsmet Zeki. 1988. Gözlem:İstanbul.

Gülensoy, Tuncer. 2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Kökenbilgisi Sözlüğü. TDK: Ankara

Kanar, Mehmet. 2018. Eski Anadolu Türkçesi. 2. bas. Say:İstanbul

Kırımsoy Denge, Deniz. 2021. “Aramızda Kadın Yok mu? Hepimiz Adam Olamayız Ya!”. https://independent.academia.edu/ DenizKIRIMSOY

Meydan Larousse. 1969. Meydan: İstanbul.

Nişanyan, Sevan. Çağdaş Türkçenin Etimolojisi.https://www.nisanyansozluk.com/ (alıntı tarihi 2021)

Stachowski, Marek.2019.Kurgefasstes etymologisches Wörterbuch der türkischen Sprache. Ksiegarnia Akademicka:Krakow.

TDK. Genel Sözlük ve diğer sözlükler. www.tdk.gov.tr [alıntı tarihi 2021]

TUD. 2021. Türkçenin Ulusal Derlemi. (https://v3.tnc.org.tr/). [alıntı tarihi 2021]

Tuğlacı, Pars. 1982. Türkçede Anlamdaş ve Karşıt Kelimeler Sözlüğü. Anka Ofset:İstanbul.

Winchester, Simon, 2000. Dahi ve Deli. (çev. Füsun Doruker). Sabah Kitapları:İstanbul

Yurtbaşı, Metin. 1996. Eş ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü. MEM Ofset:Ankara

 

Fikir ve bilgi veren görsel kaynaklar:

Akıl oyunları, 2001 yapımı Amerikan Filmi. Yönetmen: Ron Howard. 

Hasanoğlu, Dr. Alper  (2021) “Nedir bu normal?”. (17 Ağustos 2021). FluTV

Hasanoğlu, Dr. Alper  (2021) “Sen mi deli, ben mi?”. (17 Ağustos 2021). FluTV

Hasanoğlu, Dr. Alper  (2021) “Beni siz delirttiniz”. (17 Ağustos 2021). FluTV

Hasanoğlu, Dr. Alper  (2021) “İlaçlı mı ilaçsız mı?”. (17 Ağustos 2021). FluTV

 

 

* Serbest Araştırmacı. Aynı başlıklı makale, Sosyal Hizmet ve Politikalar Dergisi HEYBE, 1. Sayı. Nika:Ankara.

[1] Bu konuda dil yazılarında genellikle hep aynı örnek verilir. Bu geleneği bozmayacağım: Eskimolarda pek çok kar kelimesi vardı, çünkü kar yaşamın sürmesi açısından önemliydi. Kar tipleri farklı olduğu için, iglo yapılan kar, su elde edilen kar, ocak haline getirilecek olan kar adları da birbirinden farklı olmak zorundaydı. Aynı durum at ve atçılık bakımından son derece güçlü olan Orta Asya Türk toplumunda da geçerliydi. Yük taşıyan, savaşa giden, tarla süren; boyu, cinsi, rengi şöyle ya da böyle olan, atların adları da farklıydı. Yine benzer bir şekilde renk adlarına baktığımızda Türkçenin, Batı dillerine oranla büyük bir çeşitlilik sunduğunu görüyoruz. Görüldüğü gibi kelime sayısının çokluğu ihtiyaca (ya da ihtiyaç sanılan sanı/sanrıya) bağlıdır.

[2] Buna ideolojik dil baskılarını da eklemek gerekir. Toplumsal doğal bir ihtiyacın yanı sıra ideolojiler de kelimelerin sayısına ya da kavramsal içeriğine ilginç katkılar ya da indirgemeler yapar: Nazi Almanyasında Yahudi ve Yahudiliğe ait adlandırma ve sıfatlandırmaların (elbette kötüleyici olanlar) artması örnek olarak verilebilir. “kadın” kelimesi üzerine yaptığım bir başka araştırmayı, hem toplumsal hem ideolojik indirgemelere örnek olarak sunmak isterim. kadın anlamına gelen birçok kelime var. Bu durum çoğunlukla “kadın önemli olduğu için bu kadar çok kelime var” şeklinde yorulur. Halbuki kadın, gizlenmesi, saklanması, açığa çıkmaması gereken bir olgu olduğu için kadın anlamına gelmeyen birçok kelime, kadınlık görevleriyle ve/veya olumsuz anlamlarla donatılmıştır sadece. Hatta buna kadın kelimesinin kendisi de dahildir (Kırımsoy Denge, 2021).

[3] Yurtbaşı (1996) ve Tuğlacı (1982), ayrıca genel sözlükler, çeşitli internet sözlükleri

[4] TDK Sözlükleri (alıntı tarihi, 2021), Ayverdi (2020), Meydan Larousse (1969) ve çeşitli internet sözlükleri

[5] Nişanyan (alıntı tarihi, 2021), Gülensoy (2007), Stachowski (2019) ve çeşitli internet taramaları

[6] TUD, internet sözlükleri, harita taramaları, kitap taramaları, müzik taramaları, şiir taramaları vb. Bugün nasıl kullanıldığı sorusu aslında çok da net değil. TUD taraması, en son 2013 tarihli verilere dayanıyor. Şu an değişiklikler gerçekleşmiş olabilir. “deli” kelimesinin kullanım sıklığında önemli bir artış var mı acaba sorusuna bir yanıt bulmak isterdim. Son yılların değişimlerinden ne kadar etkilendiğimizin önemli bir göstergesi olabilirdi.

[7] Halk dimağında nasıl bir gerekçeyle, ne tür ifadeler bulunduğunu görmek aslında son derece önemli. Bir makale sınırında, ne yazık ki daha fazla verinin işlenmesine yer kalmıyor. Buna rağmen değerlendirme bölümlerinde yer yer bu üç kategoriye de yer vereceğim.

[8] Burada yine sözlüklerimizin yetersizliğine dem vurmadan geçemeyeceğim. TUD verilerine göre yaptığım basit bir ön değerlendirmede dahi, 3 kelime türü olduğunu saptamam mümkün oldu. İçeriksel anlam olarak tüm sözlüklerimiz benim nezdimde sınıfta kaldı. Artık bir genel dil sözlüğünden beklentilerimi sorgular hale geldim açıkçası. Bir sözlükte neden eşanlamlılar bulunmaz? Neden terimsel kullanımlara gönderme yapılmaz? Neden en çok kullanılan kaba dil kullanımlarına yer verilmez? Neden deyimler ve atasözleri bir tarama ile doğru dürüst elde edilemez? Anlam tanımlamaları neden sistematik değildir? Bir kelimeyi ararken neden başka kelimeleri de kontrol etmek zorunda kalınır? Açıklayıcı alıntılar neden doğru seçilmez? Hem de tek görevi dil olan bir kurum varken?

[9] Sözlüklerimiz deli kelimesini sıfat olarak almış. Açıkçası sıfat, zarf ve ad arasında bir ayırım yapmak Türk dilinde oldukça zor. Bir nevi yoğunluğa, sıklığa göre karar verilir. Ancak deli için durum bence öyle değil. Çok açık bir şekilde kim sorusuna cevap verebilen tek bir kavrama denk geliyor. O yüzden sözlüksel olarak ‘ad’ şeklinde de tanımlanması gerekir. Aynı şekilde zarf olan kullanımı da çok aşikar geldi bana: çok güzel, aşırı güzel yerine deli güzel deniyor artık, ayrıca su deli akıyor. Bu nedenle 3 tür olarak kabul etmeyi daha uygun gördüm. Ancak bu konu tartışmaya çok açık.

[10] Nişanyan (alıntı tarihi, 2021), Bayat-Çınar (2008), Bayat (2008), Gülensoy (2007)

[11] Kanar (2018), deli ile delü kelimelerini ayrı maddebaşları olarak vermiş: deli için çok “düşkün, azgın”; delü için ise “deli, kuvvetli, tesirli, mecnun” karşılıklarını sunmuş. Stachowski (2019), del- kökünü savunmakla birlikte, -i- eki ile muallaktır diyor.

[12] Bir sözlük maddebaşı olarak deli denememde, anlamsal kategorilerin yanı sıra kullanım biçimleri de dahil oldu, sayı 13’e çıktı:

deli (esk.Tr. aynı anlama gelen tilwe>tilve>telü>delü’den)

1. sıfat veya ad. Akli, zihni ve ruhi açıdan olağan kabul edilen kapasitesi, geçici ya da kalıcı bir süre boyunca, belli normlara göre bozulan kişi. “Yangından beri deli nine diyorlar ona, durmadan koşuşturup su taşıyor bir yerlere”.

Eşanlamlılar: anormal, kontrolsüz, ölçüsüz, hesapsız, çatlak, kaçık, sıyrık, sapık, oynatmış

Karşıt anlam: normal, kontrollü, ölçülü, hesaplı.

Tıp (psikiyatri): piskopat, şizofren, bipolar, hiperaktif, paranoyak, depresif, manik, nevrotik, nevropat, sapkın, madde bağımlısı, bağımlı

2. sıfat. Anlık ya da belirli bir süre için genel geçer normlar dışında davranan, kişiliği bu şekilde davranmaya eğilimli olan kişi veya şey “Deli bir şeye karar verdim: Bisikletle tek başıma dünya turuna çıkacağım”, “Deli bir kitap okudum, mükemmel yazılmış”.

Eşanlam: alışılmadık, olağandışı, müstesna, olağanüstü, çılgın, cins.

Karşıt anlam: alışılmış, olağan, ortalama, vasat, klişe.

3. sıfat. Bilinçli bir şekilde, toplumun belirlediği çeşitli kanun ve kuralların dışında, bunlara aykırı davranan kişi. “Yaşamı daha da iyiye götürmek için deli olmak da gerekir, var olan her şeyin sorgulanması bu şekilde sağlanır”.

Eşanlam: aykırı, ters, zıt, muhalif, keskin, uyumsuz.

Karşıt anlam: uyumlu, akıllı, uslu.

4. sıfat. İnsan tarafından tüketilebilecek meyve vermeyen, aşılanmamış, ehlileştirilmemiş olan bazı bitkiler: deli zeytin, deli asma.

Eşanlam: yaban, yabani, ehlileştirilmemiş

Karşıt anlam: aşılı, ehlileştirilmiş

Botanik:  yabani

5. sıfat. Sert, şiddetli hava koşulları (özellikle rüzgâr, yağmur, ısı) : “Bir deli rüzgâra yakalandık gelirken, yürüyemedik vallahi 

Eşanlam: sert, şiddetli, yoğun, yüksek.

Karşıt anlam: sakin, az, güzel, tatlı, yumuşak.

Meteoroloji:  aşırı, (çok) şiddetli, yoğun

6. sıfat. Olağan seyir akışı fazla artan sular; “Öyle bir taşar ki bu sular, o yüzden deli dere deriz buna”.

Eşanlam: taşkın, azgın.

Karşıt anlam: duru, sakin, dingin

Hidroloji: (aşırı) yüksek debili, taşkın.

7. mec. sıfat veya ad. Çok çalışan, bir işle, şeyle çok uğraşan, kendini tamamen o işe, şeye veren; sınır, kural, kanun tanımayan, hatta kendini tüketebilecek kadar çok çaba sarf eden kişi veya şey: “kitap delisi”, “Gözünü budaktan sakınmayan deli ruhlu bir kahramandı o

Eşanlam: tutkun, düşkün, deli fişek, delişmen, atak.

Karşıt anlam: normal, ilgisiz.

8. mec. ad. Sevgi ile seslenme sözü: “Deli, ne gerek vardı şimdi hediyeye?

Eşanlam: çılgın

9. mec. sıfat veya ad. Aşkına teslim olan ve o duyguların esiri, düşkünü olan: “Deli oldum o kara gözlerine

Eşanlam: aşık, mecnun, meczup, divane. 

10. mec. sıfat veya ad. Şiir yazan, şair, ozan “Ben bir garip deliyim”.

11. mec. sıfat. Öfke, kızgınlık, nefret ve kin dolu davranış. “Deli haykırışlar merdiven boşluğunda daha da ürkütücü hale geliyordu”.

Eşanlam: asabi, zalim, dengesiz, dellenmiş, azgın, kudurmuş, hırçın

Karşıt anlam: sakin, dengeli, adil, uyumlu.

12. zarf. Bir niteliğe ‘çok’ ya da ‘aşırı’ anlamı katmak için kullanılır: “Deli güzel bir kadın!”, “Bu deli tempolu çalışmalar onun sonunu hazırlıyordu”.

13. tarih. sıfat. Zalim, dengesiz, komik ya da gerçekten psikiyatrik açıdan hasta denebilecek tarihsel yöneticilere verilen unvan: Deli İbrahim Paşa.

[13] Sözlüksel olarak ihtiyaç duyduğumuz “eşanlamlı” terimi, düşünce ve dil bağlamı ile iletişim bağlamında anlamını kaybeder. Başka bir deyişle aslında eşanlamlılık diye bir şey yoktur. Her kelimenin, belli bir bağlam içinde zaten ayrı bir anlamı vardır. Bir kelimenin yerine, başka bir kelime kullanamayız. ‘Hayat’ ve ‘yaşam’, ‘ak’ ve ‘beyaz’, ‘denk’ ve ‘eşit’ sadece kelimeleri anlamlarına göre sınıflandırmak ihtiyacı nedeniyle eşanlamlı olarak adlandırılır. Eşanlamlılık, gerçekle ilgisi olan bir adlandırma değil, sadece işlevsel bir adlandırmadır.

[14] Dilbilimsel bir terimdir. Kelimelerin anlam bütünlüğünü oluşturan iç anlamlar diyebiliriz. Mesela elma; kırmızı, yeşil, sarı, tatlı, ekşi, sulu, küre gibi, ağaçta yetişen, çekirdekli gibi pek çok anlambirimden oluşur.

[15] Gerçekten yok. Bu sadece Türkçeye ya da Türklere ait bir durum değil. Bildiğim ve takip edebildiğim bütün dillerdeki “deli” cansızlar için de sıfat olarak kullanılabiliyor. Kültürelden öte insani bir algı söz konusu olmalı.

[16] “alışılmışın dışında olma” eğilimi, mekân adlarına da yansımakta: Deli Memet Coctail, Meşhur Mersin Deli Tantuni, Huni Deli Lezzetler… Elbette deliye muadil kelimeler de kullanılmış: Avare Sahaf, Çılgın Dondurmacı, Aylak Madam Cafe, Zibidi Jeans… (Google haritalar taraması)

[17] Bu da ayrı bir muamma tabii. Hastalık olarak tanımlanan delilik. Konuyla ilgili olarak teorik psikiyatristler dahi tam bir mutabakata varamamışlar. Konuyla ayrıca ilgilenenlerin Flu TV’de, Dr. Alper Hasanoğlu’nun yayınlanan “normal” ve “deli” kavramlarını ele aldığı, teşhis ve terapi aşamalarına değindiği dört videosunu izlemesini öneririm.

[18] Profesör olmadan bir araştırmaya dahil olmak günümüzde bize olağan geliyor. Ancak Murray 20. yy başında yapıyor bunu ve o zamanlar Oxford Üniversitesinde profesör olmayan akademisyen diye bir kavram kesinlikle kabul edilemezdi. Ayrıca bir genel dil sözlüğünü 7 yıl gibi bir zaman içinde bitirmek bugünkü teknolojik şartlarda bile neredeyse imkansız. O gün için bunu söylemiş olması kesinlikle delilikti. Yanlış hatırlamıyorsam 40 yıl kadar sürmüştü.

[19] Bu son örnekle, norm dışı davranma yetisine sahip olabilenin erkek olduğunu anlıyoruz. Genç kızdan ibaret tek bir ifademiz var delikanlıya zıt anlamlı olarak. ‘kızlar, deli olamaz’ işaretini algılayıveriyoruz.  TUD verilerine göre “deli adam” eşdizimliliği sayısı 160’ı buluyor. Kadın ise 90’da kalmış. Deli adamların veya erkeklerin yapabildikleri ile deli kadınların yapabildikleri de birbirinden farklıdır. Kadının deliliği daha yumuşak, çılgınlık ve hastalık boyutlarında kalırken, erkeğinki bunların yanı sıra kahramanlık, erkeklik, aşk boyutlarına kadar genişleyebiliyor. Evet, kelimelerin barındırdıkları cinsiyet ayırıcı anlam içerikleri apayrı bir çalışma konusudur. Bu kadarı tadımlık olsun.

[20] Bu bilgiyi doğrulayamadım. Bir belgede görmüş olmakla birlikte kaynak göstermekten acizim. 

[21] Y ve Z kuşaklarının Zihni Sinir’den haberdar olup olmadıklarını bilemedim. 1980’lerde Gırgır Karikatür dergisinde çizen İrfan Sayar’ın yarattığı bir karakterdir. Mucit Zihni Beyin icatlarından bahseden çizimler. 80’lerde genç olanlar mutlaka bilir, bugün albüm şeklindeki baskılarının da kitapçılarda olduğunu gördüm. Biz o dönemlerde birbirimize “zihnisinirlik yapma” derdik mesela. Ama bu deyiş yayıldı mı, yok mu oldu bilemediğimden açıklama yapma gereği duydum.

[22] Arapça ‘czb’ (çekmek) eyleminden türetilmiş meczup (çekilen, çekilmiş olan). Bu kökten gelen cazibe, cazip, cezbetmek ve med-cezir kelimelerini Türkçe olarak hâlâ kullanıyoruz. Nişanyan, (alıntı tarihi 2021); TDK Sözlük (alıntı tarihi 2021),

[23] Arapça ‘cnn’ (örtmek, karartmak) eyleminden türetilmiş. mecnun, cin çarpmış, deli demek. Biz Türkçede bunu, aşk yüzünden/nedeniyle deli hale gelmiş kişi olarak daralmış bir anlamla kullanıyoruz. Daralmanın sebebi, muhtemelen ‘Leyla ile Mecnun’ hikayesi (TV dizisi değil). cinnet kelimesi de aynı kökten geliyor.

[24] Sözcük Nişanyan’a göre Farsça dev (kötü ruhlu yaratık, iblis) kelimesinden geliyor. dīvāna veya dēvāne ديوانه (iblis etkisi altında olan, cin çarpmış, deli) şekliyle birlikte her iki kelime de Türkçeye geçmiş. Ancak dev, büyük yaratık ve divane ise, tıpkı mecnun gibi sadece aşk anlamı ile daralarak dilimize geçmiş. Nişanyan, dev kelimesinin Farsçaya geçişini de önce Avesta  dili, ardından da Eski Hint-Avrupa anadili üzerinden değerlendirmiş: kelime önce tanrı anlamında kullanılmış. Zeus, deist, ateist gibi kelimelerde de aynı ana kök anlam var. Kelime sonra kötü tanrı, kötü ruhlu yaratık, iblis anlamlarını alıyor, anlam kaymasına uğruyor (Nişanyan, alıntı tarihi 2021).

[25] Politically correct. Dilimize henüz girmekte olan yeni bir kavram. (kendi) “politikasına uygun, uygunluk, uymak” olarak çevireceğim ben. İnsan haklarını önceleyen politik bir çizgi izleyen bir siyasetçi; zekası sebebiyle diğer insanların uyumsuzluk gösterdiği bireye geri zekalı, zekası özürlü diyemez. Politikasına uygun değildir bu; bu söylem, politikasına uymaz. Dilimize yeni giren bu kavram doğrucu, doğru filan olarak çevriliyor. doğru ile “co (r) + rect” arasında dağlar kadar fark var halbuki.

[26] Deliliğin, Türk algısı çerçevesinde gerçekten sevilip sevilmediği, halk dilinde “deli” kelimesinin yeri konulu bir incelemeyle kesin olarak anlaşılabilir. Bunun için önce Derleme Sözlüğümüzde deli karşılığında kullanılan yerel ifadelere de erişmek, tüm deyimlerimize ve atasözlerimize bakmak; şiir, şarkı, türkü, hikaye, masal gibi halk edebiyatına ve sanatına dair taramalar yapmak gerekir.